Kadınların Rızaya Dayalı ve Rızaya Dayalı Olmayan
Cinsel Deneyimlerinin “İstenmişliği”nin Kavramsallaştırılması: Kadınların
Tecavüz Deneyimlerini Nasıl Etiketlediklerine İlişkin Sonuçlar
Zoë D. Peterson
The Kinsey Institute for Research in Sex, Gender, and Reproduction
Charlene L. Muehlenhard
University of Kansas
Seks çoğu zaman ya istenen ve rızaya dayalı ya da
istenmeyen ve rızaya dayalı olmayan bir eylem olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Bu yaklaşım, “istemeyi” tek boyutlu ve ikili bir yapı olarak gören; ayrıca
isteme ile rızayı birbirine karıştıran örtük bir modele dayanmaktadır. Bu
çalışmanın üç amacı vardır:
- Bir
cinsel eylemin “istenmişliğini” kavramsallaştırmak için çok boyutlu bir
model geliştirmek,
- Bu
modeli kullanarak kadınların tecavüz ve rızaya dayalı seks deneyimlerini
karşılaştırmak,
- “İstenmişlik”
kavramının kadınların yaşadıklarını tecavüz olarak etiketleyip
etiketlememesiyle ilişkili olup olmadığını değerlendirmek.
Katılımcılar, tecavüz deneyimlerini anlatan
üniversiteli kadınlar (n = 77) ile rızaya dayalı cinsel ilişki deneyimlerini
anlatan kadınlardan (n = 87) oluşmuştur. Bulgular, cinsel istemenin çok boyutlu
bir modelini ve isteme–rıza ayrımını desteklemiştir. Tecavüzü “tecavüz” olarak
kabul etmeyen mağdurlar, bunu kabul eden mağdurlara kıyasla, cinsel ilişkiyi
daha fazla “istemiş” olduklarını bildirmişlerdir; buna rağmen ilişkiye rıza
göstermemişlerdir.
Birçok kişi, kamuoyu ve araştırmacılar dâhil olmak üzere,
seksi ya istenen ya da istenmeyen bir şey olarak görmektedir; istenen seks
rızaya dayalı, istenmeyen seks ise rızaya dayalı olmayan seks olarak kabul
edilmektedir. Ancak gerçek yaşam çoğu zaman daha karmaşıktır. Örneğin bir
kadın, rızaya dayalı olmayan bir cinsel deneyimden hemen önceki düşüncelerini
şöyle anlatmıştır:
“Bunu gerçekten yapmamam gerektiğini düşünüyordum; ama
öte yandan, sanki bir omzumda şeytan diğer omzumda melek varmış gibi, ‘çok
yakışıklı, ondan gerçekten hoşlanıyorum ve eğer yapmazsam beni sadece
oyaladığımı düşünecek’ diyordum.”
(Peterson & Muehlenhard, 2000)
Bu kadın, seks yapmak istemesi için bazı nedenler ve
istememesi için başka nedenler ifade etmiştir. Dahası, seks yapmak istemesine
ilişkin nedenler belirtmesine rağmen, anket cevapları onun aslında rıza
göstermediğini açıkça ortaya koymuştur.
Seks hem istenen hem de istenmeyen olabilir mi?
Seks istenmiş ama rızaya dayalı olmamış olabilir mi?
Bu soruların bilimsel, klinik, hukuki ve kişilerarası
açıdan önemli sonuçları vardır.
Bu makalede yazarlar önce cinsel istemeyi
kavramsallaştırmak için yaygın olarak kullanılan baskın modeli açıklamakta ve
bu modelin sorunlarını tartışmaktadır. Ardından yeni bir cinsel isteme modeli
sunmakta ve bu modeli kadınların rızaya dayalı seks ve tecavüz deneyimlerine
ilişkin duygularını incelemek için kullanmaktadır.
Cinsel
İstemenin Baskın Modeli
Baskın modele göre seks ya istenen ya da istenmeyen
bir şeydir; yani model tek boyutlu ve ikili yapıdadır. İstenen seks rızaya
dayalı, istenmeyen seks ise rızaya dayalı olmayan seks olarak kabul edilir.
Böylece isteme ile rıza birbirine karıştırılmış olur (Muehlenhard &
Peterson, 2005).
Araştırmacılar bu modeli açıkça tanımlamasa da, birçok
çalışma bu anlayışla uyumludur.
İstenmişlikte Tek Boyutlu ve İkili
Yaklaşımın Örnekleri
Araştırmalarda sıkça görülen baskın model, seksi açık
biçimde ya “istenen” ya da “istenmeyen” olarak ele alır. Anketler
katılımcılardan yalnızca “istenen seks” veya “istenmeyen seks” örneklerini
hatırlamalarını ister; katılımcıların ambivalansını (ikircikli duygularını)
ifade etmelerine izin verilmez.
Örneğin, token resistance (sembolik direnç) üzerine
bir çalışmada Muehlenhard ve Hollabaugh (1988), kadınlara şu durumu yaşayıp
yaşamadıklarını sormuştur:
“Bir erkekle birlikteydiniz; o cinsel ilişki istiyordu
ve siz de istiyordunuz ama bir nedenle istemediğinizi belirttiniz...”
Bu soru, seksin ya istenen ya da istenmeyen bir şey
olduğu varsayımına dayanmakta ve ambivalansa yer vermemektedir.
Benzer biçimde cinsel atılganlık araştırmaları da aynı
ikili modele dayanır. Örneğin Morokoff ve arkadaşlarının (1997) Cinsel
Atılganlık Ölçeği, “istenen cinsel deneyimi başlatma” ve “istenmeyen cinsel
deneyimi reddetme” gibi kavramları ölçmek üzere tasarlanmıştır.
İsteme ile
Rızanın Birbirine Karıştırılması
Baskın model, istemeyi rıza ile eşitlemektedir. Bu
yaklaşım şu durumlarda görülür:
- Katılımcılara
“istenmeyen seks” sorulur ama cevaplar doğrudan rızaya dayalı olmayan seks
olarak değerlendirilir.
- Böylece
“istenmeyen ama rızaya dayalı seks” kavramsal olarak imkânsız hale gelir.
- Aynı
şekilde “istenmiş ama rızaya dayalı olmayan seks” de imkânsız kabul
edilir.
Örneğin Muehlenhard ve Linton (1987), tecavüzü şu
şekilde tanımlamıştır:
Kadının istemediği ve bunu partnerine açıkça belli
ettiği halde, partnerin yine de cinsel ilişkiye girmesi.
Benzer biçimde Mary P. Koss ve arkadaşlarının ulusal
araştırmasında tecavüz, “kadının istemediği halde” gerçekleşen ilişki olarak
tanımlanmıştır.
Bu tanımlar, tecavüz sayılabilmesi için ilişkinin açık
biçimde istenmemiş olması gerektiğini ima etmektedir.
Baskın
Modelin Sorunları
İstenen–İstenmeyen İkileminin
Sorunları
Gerçekte birçok insan seks konusunda ambivalans
yaşamaktadır.
Mary O'Sullivan ve Gaines’in (1998) çalışmasında üniversite öğrencilerinin
%80’den fazlası, bir cinsel etkinlik konusunda kararsızlık yaşadıkları bir
durum bildirmiştir.
Kadınların ifadeleri buna örnektir:
“Bedenim onu istiyordu ama zihnim daha iyisini
biliyordu.”
“Onunla birlikte olmak istiyordum ama ilişkiye nasıl
baktığını bilmiyordum.”
Bu ifadeler, aynı anda hem isteme hem istememe
nedenlerinin bulunabileceğini göstermektedir.
İsteme ile
Rızayı Birbirinden Ayırmak
Yazarlar, isteme ile rızanın ayrı kavramlar olduğunu
savunmaktadır.
- Bir
şeyi istemek: onu arzulamak, ona eğilim duymak, olumlu görmek.
- Rıza
göstermek: ona gönüllü olarak katılmayı kabul etmek.
Bir kişi istemediği halde bir şeye razı olabilir.
Örneğin pazartesi işe gitmek istemeyen biri yine de gitmeye razı olabilir.
Tersine, kişi bir şeyi isteyebilir ama rıza
göstermemeye karar verebilir.
Örneğin arkadaşlarıyla içki içmek isteyip sınav çalışmak için evde kalmayı
seçebilir.
Rızaya
Dayalı Ama İstenmeyen Seks
Birçok kişi istemediği halde sekse rıza gösterdiğini
bildirmiştir.
Araştırmalarda kadınların %50’si ve erkeklerin %26’sı iki haftalık süreçte
istemedikleri halde sekse razı olduklarını belirtmiştir.
Başlıca nedenler:
- Partnerin
ihtiyaçlarını karşılamak,
- Yakınlığı
sürdürmek,
- İlişkide
gerginliği önlemek,
- Partnerin
duygularını incitmemek,
- Kendini
yükümlü hissetmek.
İstenmiş Ama
Rızaya Dayalı Olmayan Seks
Yazarlara göre, isteme ile rıza ayrıldığında “istenmiş
ama rızaya dayalı olmayan seks” mümkündür.
Bir kişi:
- Cinsel
etkinliği arzulayabilir,
- Bazı
yönlerini olumlu görebilir,
- Ama
yine de buna razı olmamaya karar verebilir.
Örneğin Satterfield ve Muehlenhard’ın (1996)
çalışmasında, birçok kişi rızaya dayalı olmayan ama aynı zamanda bazı yönleriyle
istenmiş cinsel deneyimler tanımlamıştır.
İsteme nedenleri arasında şunlar vardı:
- Cinsel
uyarılmışlık,
- İlişkiyi
geliştirme arzusu,
- Kendilik
imajını güçlendirme.
Tecavüzün
“Tecavüz” Olarak Tanınmaması
Mary P. Koss ve arkadaşlarının araştırmasında, tecavüz
mağdurlarının %73’ü yaşadıklarını “tecavüz” olarak etiketlememiştir.
Bu tür mağdurlar “unacknowledged rape victims”
(tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar) olarak adlandırılmıştır.
Yazarlar bunun nedenlerinden birinin isteme ile
rızanın karıştırılması olduğunu ileri sürmektedir.
Özellikle tanıdık kişiler arasındaki tecavüzlerde
mağdurlar:
- Seksi
bazı yönleriyle istemiş olabilir,
- Ancak
yine de rıza göstermemiş olabilir.
Eğer kişi “gerçek tecavüz”ün tamamen istenmeyen bir
deneyim olması gerektiğine inanıyorsa, yaşadığını tecavüz olarak görmeyebilir.
Mevcut
Çalışma
Çalışmanın üç temel amacı vardır:
- Yeni
bir cinsel isteme modeli geliştirmek,
- Bu
modeli rızaya dayalı ve rızaya dayalı olmayan seks deneyimlerine
uygulamak,
- Tecavüz
mağdurlarının deneyimlerini nasıl etiketlediğini incelemek.
Yeni model şu unsurları içermektedir:
- İkilem
yerine dereceli isteme,
- Çok
boyutlu isteme,
- Eylem
ile sonuçların ayrılması,
- İsteme
ile rızanın ayrılması.
Yöntem
Katılımcılar:
- 339
kadın üniversite öğrencisi,
- Ortalama
yaş: 19,
- Çoğu
birinci sınıf öğrencisi.
Araştırmacılar iki grup oluşturmuştur:
- Tecavüz
yaşamış kadınlar (n = 77),
- Rızaya
dayalı cinsel ilişki yaşamış kadınlar (n = 87).
Tecavüz grubu belirlenirken şu kriterler aranmıştır:
- Katılımcının
14 yaşından büyük olması,
- Penil-vajinal
ilişki yaşanmış olması,
- Rıza
bulunmaması,
- Fiziksel
güç, korkutma veya ağır intoxication nedeniyle direnememe durumu.
Araştırmacılar yalnızca açık ve net vakaları dahil
etmeyi tercih etmişlerdir.
Katılımcıların deneyimlerine uyguladıkları etiketler.
SEQ’nin bir sonraki bölümünde katılımcılara, rızaya dayalı ya da rızaya dayalı
olmayan cinsel deneyimlerini nasıl adlandırdıkları soruldu. Öncelikle açık uçlu
cevaplar yazdılar. Daha sonra kendilerine 25 olası etiketten oluşan bir liste
verildi ve deneyimlerine uygun olan etiketleri işaretlemeleri istendi. Olası etiketler
arasında “tecavüz”ün yanı sıra “iyi bir cinsel deneyim”, “kötü bir cinsel
deneyim”, “heyecan verici bir cinsel deneyim”, “benim açımdan bir hata” ve
“diğer kişinin hatası” gibi seçenekler de bulunuyordu. Çalışmadaki tecavüz
tanımına uyan bir deneyim bildiren katılımcılardan “tecavüz” etiketini
işaretleyenler, tecavüzü kabul eden mağdurlar; “tecavüz” etiketini
işaretlemeyenler ise tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar olarak değerlendirildi.
Rızaya ilişkin sorular.
Daha sonra SEQ, katılımcılara deneyim sırasında hissettikleri ve ifade
ettikleri rıza ile ilgili sorular yöneltti. Rıza hem bir zihinsel durum (yani
içsel bir istek veya gönüllülük hissi) hem de bir davranış (yani sözlü veya
fiziksel bir gönüllülük ifadesi) olarak kavramsallaştırılabilir (Hickman &
Muehlenhard, 1999; Muehlenhard ve ark., 1992). Rızanın her iki biçimini de
değerlendirmek amacıyla katılımcılardan aşağıdaki ifadelere ne ölçüde
katıldıklarını 7’li bir ölçek üzerinde belirtmeleri istendi:
“Bu deneyime rıza gösterdiğimi veya kabul ettiğimi hissettim”,
“Diğer kişiye bu deneyime rıza gösterdiğimi veya kabul ettiğimi ilettim”,
ve “Diğer kişiye bu deneyime rıza göstermediğimi veya kabul etmediğimi
ilettim.”
Katılımcılardan ayrıca, rızalarını veya rıza
göstermediklerini nasıl ifade ettiklerini anlatı biçiminde açıklamaları
istendi.
İsteme (Wanting) Ölçeği
Son olarak, katılımcıların cinsel deneyimi isteme ya da istememe nedenleri
değerlendirildi. Bu önce açık uçlu sorularla, ardından da yeni “isteme
modeli”ne dayanan nesnel bir ölçek olan Wanting Questionnaire ile yapıldı
(Muehlenhard ve ark., 2002). Wanting Questionnaire, cinsel eylemin kendisini
isteme ya da istememe nedenleri, cinsel eyleme girmenin sonuçlarını isteme ya
da istememe nedenleri ve cinsel eyleme girmemenin sonuçlarını isteme ya da
istememe nedenlerinden oluşan olası gerekçeleri liste halinde sundu (bkz. Ek A
ve B).
Önceki araştırmalardaki temaları yansıtacak şekilde
(Muehlenhard & Cook, 1988; O’Sullivan & Allgeier, 1998; O’Sullivan
& Gaines, 1998; Satterfield & Muehlenhard, 1996), ölçek maddeleri;
cinsel uyarılma, değerler, durumsal özellikler, sosyal statü, gebelik ve cinsel
yolla bulaşan hastalık korkusu ve ilişkiyle ilgili kaygılarla bağlantılı isteme
ya da istememe nedenlerini içeriyordu. Katılımcılar her bir ifadenin kendileri
için doğru olup olmadığını belirttiler. Eğer ifade doğruysa, bu durumun cinsel
etkinliği isteme ya da istememe açısından ne derece neden oluşturduğunu –3 ile
3 arasında değişen 7’li bir ölçek üzerinde değerlendirdiler:
–3 = cinsel ilişki istememek için güçlü bir neden,
0 = isteme veya istememe açısından bir neden değil,
3 = cinsel ilişki istemek için güçlü bir neden.
Katılımcılar ayrıca isteme düzeyine ilişkin üç genel
değerlendirme yaptılar. Bu genel maddeler şunlardı:
“Genel olarak, CİNSEL İLİŞKİNİN KENDİSİNİ (sonuçları
dikkate almadan) ne kadar istediniz ya da istemediniz?”
“Genel olarak, cinsel ilişkiye GİRMENİN OLASI
SONUÇLARINI ne kadar istediniz ya da istemediniz?”
“Genel olarak, bu durumda cinsel ilişkiye girmeyi ne
kadar istediniz ya da istemediniz? (İlişkinin kendisini, ilişkiye girmenin
olası sonuçlarını ve ilişkiye girmemenin olası sonuçlarını birlikte dikkate
alarak)”
Bu üç madde de –3 (kesinlikle istenmeyen) ile 3
(kesinlikle istenen) arasında derecelendirildi.
Yöntem
Tüm katılımcılar, kadın araştırma yardımcılarının gözetiminde, en fazla 25
kişilik gruplar halinde ölçekleri doldurdu. Katılımcılar gizliliği güvence
altına alan ve haklarını açıklayan bir onam formu okudular. Araştırma
yardımcıları ayrıca çalışmanın hassas niteliğine dikkat çeken bir açıklama da
okudular.
Katılımcıların mahremiyetini korumak amacıyla:
- dönüşümlü
oturma düzeni uygulandı,
- ölçekler
anonim olarak dolduruldu (görüşmeye gönüllü olanlar hariç),
- tamamlanan
anketler manila zarflara konuldu; böylece herkes aynı tür boş zarfları
teslim etmiş oldu.
Katılımcılar ayrılmadan önce çalışmanın amacı hakkında
bilgilendirildi ve araştırmacılar ile yerel danışmanlık ve kriz hizmetlerinin
iletişim bilgileri kendilerine verildi.
Görüşmeler
Anket paketindeki görüşme talep formunda görüşmeye katılmak istediğini belirten
katılımcılardan bir alt örneklem ile bireysel takip görüşmeleri yapıldı. SEQ’de
gerçek bir cinsel deneyim tanımlayan ve görüşmeye katılmak isteyen kadınlarla
iletişime geçildi ve çalışmaya davet edildiler.
Görüşmeler:
- tecavüz
grubundan 6 kadın,
- rızaya
dayalı cinsel ilişki grubundan 1 kadın,
- “rızaya
dayalı olmayan cinselliğe benzer” ancak araştırmacıların tecavüz tanımına
uymayan bir deneyim anlatan 1 kadın ile gerçekleştirildi.
Araştırmacılar bu yanıtları, konular hakkında daha
derin içgörü kazanmak ve tartışmalarını örneklemek amacıyla kullandılar.
Sonuçlar
Amaç 1: Cinsel İstemenin Çok Boyutlu Bir Modelinin
Geliştirilmesi
Bu çalışmanın ilk amacı, cinsel istemenin çok boyutlu bir modelini daha da
geliştirmekti. Bu doğrultuda Wanting Questionnaire’ın faktör yapısı incelendi.
Faktör analizlerinin sonuçları, cinselliği isteme ve istememenin çok boyutlu
niteliğine ilişkin kanıt sağladı ve çalışmanın diğer amaçlarına yönelik alt
ölçeklerin oluşturulmasına temel teşkil etti.
Keşfedici Faktör Analizleri
Keşfedici faktör analizine, ölçeği talimatlara uygun dolduran ve cinsel
ilişkiyle ilgili gerçek bir deneyim tanımlayan 213 katılımcının verileri dahil
edildi (yani rızaya dayalı cinsellik, rızaya dayalı olmayan cinsellik veya
“rızaya dayalı olmayan cinselliğe benzer” bir deneyim).
İki adet ağırlıklandırılmamış en küçük kareler faktör
analizi ve varimax rotasyonu uygulandı:
- biri
cinsel ilişki isteme nedenlerini,
- diğeri
ise istememe nedenlerini analiz etti.
Cinsel ilişki isteme nedenlerine ilişkin analizde,
ortalama puanı pozitif olan 60 madde dahil edildi. Scree plot ve faktörlerin
yorumlanabilirliğine dayanılarak 13 faktör korundu.
Cinsel ilişki istememe nedenlerine ilişkin analizde
ise ortalama puanı negatif olan 43 madde kullanıldı ve 12 faktör korundu.
Faktör analizlerinde elde edilen çok sayıdaki
yorumlanabilir faktör, “isteme”nin çok boyutlu bir yapı olarak
kavramsallaştırılmasını desteklemektedir.
Alt Ölçeklerin Geliştirilmesi
Faktör analizlerinde belirlenen madde kümeleri kullanılarak alt ölçekler
oluşturuldu. Cronbach alfa değerlerine dayanarak bazı madde setlerinde küçük
değişiklikler yapıldı. Yalnızca iki veya daha fazla maddeden oluşan ve yeterli
Cronbach alfa değerine sahip alt ölçekler korundu.
Alt ölçekler, Cronbach alfa değerleri ve örnek
maddeler Tablo 1’de sunulmuştur.
Alt ölçek puanları şu şekilde hesaplandı:
Her katılımcının alt ölçek puanı, ilgili alt ölçekteki maddelerin ortalama
puanına eşitlendi.
- “Cinselliği
İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinde negatif ve eksik puanlar sıfırla
değiştirildi (yani bu durum cinselliği isteme nedeni değildir).
- “Cinselliği
İstememe Nedenleri” alt ölçeklerinde ise pozitif ve eksik puanlar sıfırla
değiştirildi (yani bu durum cinselliği istememe nedeni değildir).
Amaç 2: Tecavüz ve Rızaya Dayalı Cinsellik Gruplarının
Karşılaştırılması
Çalışmanın ikinci amacı, yeni modeli kadınların rızaya dayalı ve rızaya dayalı
olmayan cinsel deneyimlerine uygulamaktı.
İstemenin Genel Değerlendirmeleri
Rıza ile isteme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tek yönlü çok değişkenli
varyans analizi (MANOVA) yapıldı.
Bağımsız değişken:
- tecavüz
grubuna veya rızaya dayalı cinsellik grubuna üyelik.
Bağımlı değişkenler:
- cinsel
ilişkinin kendisinin genel olarak ne kadar istendiği,
- ilişkinin
sonuçlarının ne kadar istendiği,
- hem
eylem hem sonuçlar dikkate alındığında ilişkinin genel olarak ne kadar
istendiği.
Tecavüz ve rızaya dayalı cinsellik grupları arasında
anlamlı farklar bulundu, Wilks’s Λ = .21, F(3,156)=199.93, p<.001.
Takip analizleri için varyans analizleri (ANOVA)
yapıldı ve Bonferroni yöntemiyle alfa değeri .017 olarak ayarlandı.
Sonuçlara göre, tecavüz grubuna kıyasla rızaya dayalı
cinsellik grubu:
- cinsel
eylemin kendisini,
- sonuçlarını,
- ve
genel olarak ilişkiyi
daha yüksek düzeyde “istenen” olarak değerlendirdi.
Ortalama olarak:
- rızaya
dayalı cinsellik grubu, cinsel eylemi ve genel ilişkiyi “istenen”,
- tecavüz
grubu ise bunları “istenmeyen” olarak değerlendirdi.
Her iki grup da sonuçları genel olarak “istenmeyen”
olarak değerlendirdi.
Gruplar arası farkların yanında grup içi değişkenlik
de dikkat çekiciydi. Standart sapmalar ve yanıt aralıkları bunu göstermektedir
(bkz. Tablo 2 ve 3).
Örneğin:
- tecavüz
grubundaki bazı katılımcılar eylemi, sonuçları ve genel ilişkiyi “istenen”
olarak değerlendirdi;
- buna
karşılık rızaya dayalı cinsellik grubundaki bazı katılımcılar bunları
“istenmeyen” olarak değerlendirdi.
Cinsel İlişkiyi İsteme ve İstememe Nedenleri
Grupları karşılaştırmak için MANOVA analizleri yapıldı.
“Cinselliği İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinde gruplar
arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.22, F(8,143)=62.19, p<.001.
Rızaya dayalı cinsellik grubundakiler, deneyimi daha
çok şu nedenlerle istemişti:
- cinsel
olarak istekli olmaları (“mood içinde olmak”),
- ilişkiyi
güçlendirme beklentisi,
- tarafların
sarhoş olmaması,
- tarafların
bakire olmaması.
Tecavüz grubundakiler ise ilişkiyi daha çok şu
nedenlerle istemiş görünüyordu:
- reddetmeleri
halinde olumsuz sonuç beklemeleri,
- fiziksel
zarar görmekten korkmaları.
Araştırmacılar tartışma bölümünde bunların gerçekten
“isteme nedeni” sayılıp sayılamayacağını ayrıca tartışmaktadır.
“Cinselliği İstememe Nedenleri” analizinde de gruplar
arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.30, F(6,145)=55.44, p<.001.
Tecavüz grubu, cinselliği daha çok şu nedenlerle istemediğini
belirtti:
- istekli
ruh halinde olmamak,
- olumsuz
sonuç beklemek,
- performans
konusunda güvensizlik,
- diğer
kişiden hoşlanmamak,
- olumsuz
sosyal sonuçlardan korkmak.
Amaç 3: Tecavüzü Kabul Eden ve Etmeyen Mağdurların
Karşılaştırılması
Çalışmanın üçüncü amacı, cinselliği isteme konusundaki ambivalansın
(ikircikliliğin), mağdurların kendilerini “tecavüz mağduru” olarak tanıyıp
tanımamalarıyla ilişkili olup olmadığını değerlendirmekti.
Tecavüz grubundaki kadınlardan, deneyimlerine
“tecavüz” etiketini uygulayanlar “tecavüzü kabul eden mağdurlar”,
uygulamayanlar ise “tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar” olarak sınıflandırıldı.
Bu kritere göre:
- %45,5’i
(35 kişi) tecavüzü kabul eden,
- %54,5’i
(42 kişi) tecavüzü kabul etmeyen mağdurlardı.
Gruplar arasında:
- zor
kullanımı veya intoxication (alkol/uyuşturucu etkisi) yoluyla cinsel
ilişkinin elde edilmesi,
- faille
önceki ilişki türü (tanıdık, arkadaş, erkek arkadaş vb.)
bakımından anlamlı fark bulunmadı.
İstemenin Genel Değerlendirmeleri
MANOVA analizine göre, tecavüzü kabul edenlerle etmeyenler arasında anlamlı
fark bulundu, Wilks’s Λ=.87, F(3,70)=3.61, p=.017.
Takip ANOVA analizlerine göre, tecavüzü kabul eden
mağdurlar cinsel ilişkinin kendisini daha az istemiş olduklarını bildirdiler.
Buna karşılık:
- sonuçların
istenirliği,
- genel
istenirlik
bakımından anlamlı fark bulunmadı.
Cinsel İlişkiyi İsteme ve İstememe Nedenleri
“Cinselliği İsteme Nedenleri” analizinde anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.77,
F(8,60)=2.22, p=.038.
Tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar, tecavüzü kabul eden
mağdurlara göre cinselliği daha çok “istekli ruh halinde oldukları” için
istemiş olduklarını bildirdiler.
“Cinselliği İstememe Nedenleri” analizinde ise anlamlı
fark bulunmadı.
İkincil Analizler: Rıza
Tecavüz ve Rızaya Dayalı Cinsellik Gruplarında Rıza
Değerlendirmeleri
Katılımcılar:
- kendilerini
ne kadar rıza göstermiş hissettiklerini,
- rızalarını
ne kadar ifade ettiklerini,
- rıza
göstermediklerini ne kadar ifade ettiklerini
7’li ölçek üzerinde değerlendirmişlerdi.
MANOVA sonucunda gruplar arasında anlamlı fark
bulundu, Wilks’s Λ=.14, F(3,157)=327.70, p<.001.
Rızaya dayalı cinsellik grubu:
- daha
yüksek rıza puanları,
- daha
düşük rıza göstermeme puanları verdi.
Ancak grup farkları tamamen keskin değildi.
Örneğin:
“Bu deneyime rıza gösterdiğimi hissettim” maddesinde:
- tecavüz
grubunun en sık verdiği yanıt 1 (“hiç doğru değil”) idi (%54),
- rızaya
dayalı cinsellik grubunun en sık verdiği yanıt 7 (“çok doğru”) idi (%88).
Fakat:
- tecavüz
grubunun yanıtları 1 ile 7 arasında,
- rızaya
dayalı cinsellik grubunun yanıtları ise 4 ile 7 arasında değişiyordu.
Birçok katılımcı ölçeğin orta değerlerini kullanarak
rızayı derecelendirdi; bu durum, rızayı süreklilik gösteren bir kavram olarak
gördüklerini düşündürmektedir.
Tecavüzün Kabulü ile Rıza Arasındaki İlişki
Tecavüzü kabul etme ile kişinin kendi algıladığı rıza arasındaki ilişkiyi
incelemek amacıyla MANOVA yapıldı.
Sonuç anlamlıydı, Wilks’s Λ=.34, F(3,72)=12.42,
p<.001.
Tecavüzü kabul eden mağdurlar, etmeyenlere göre:
- ilişkinin
daha az rızaya dayalı hissettirdiğini,
- karşı
tarafa daha az rıza ifade ettiklerini bildirdiler.
Tartışma
Yeni Cinsel İsteme Modeline Destek
İstemenin Sürekli ve Çok Boyutlu Bir Kavram Olması
Bu çalışmanın bulguları, önceki araştırmaların bulgularıyla birlikte (örn.
Muehlenhard ve ark., 2002), cinsel istemenin sürekli ve çok boyutlu bir kavram
olarak ele alınmasını desteklemektedir.
İstemenin sürekli doğası şu şekilde gösterildi:
Katılımcılar, genel isteme değerlendirmelerinde yalnızca ölçeğin uç noktalarını
değil, tüm ölçeği kullandılar.
Wanting Questionnaire’ın faktör analizi de çok sayıda
yorumlanabilir faktör ortaya çıkardı; bu durum cinsel istemenin çok boyutlu
doğasını desteklemektedir.
Ayrıca açık uçlu sorulara verilen yanıtlarda birçok
katılımcı, hem cinselliği isteme hem de istememe nedenlerini aynı anda
tanımladı.
Örneğin, tecavüz grubundaki bir katılımcı cinsel
ilişkiyi isteme nedenlerini şöyle açıkladı:
“Öncesindeki öpüşme/sevişmeden dolayı cinsel olarak
uyarılmıştım, erkek arkadaşıma çok çekim duyuyordum ve alkol etkisi
altındaydım.”
Aynı katılımcı istememe nedenlerini ise şöyle ifade
etti:
“Uzun süredir birlikte değildik, çok yorgundum,
kendimi iyi hissetmiyordum, fiziksel ve duygusal olarak hazır değildim.”
(Katılımcı #R-067, anket yanıtı)
Eylemi İstemek ile Sonuçlarını
İstemek Arasındaki Ayrım
Sonuçlar ayrıca, bir cinsel eylemi istemek ile onun
sonuçlarını istemek arasında ayrım yapılmasını desteklemiştir. Ortalama olarak,
rızaya dayalı cinsel ilişki grubundaki kadınlar ilişkinin kendisini güçlü
biçimde istediklerini, ancak sonuçlarını istemediklerini bildirmişlerdir. Nitel
yanıtlarında hem tecavüz grubundaki hem de rızaya dayalı ilişki grubundaki
kadınlar, cinsel ilişkiyi istemelerine rağmen sonuçlarını istememelerinin
nedenlerini sıklıkla açıklamışlardır. Tecavüz grubundaki bir kadın, cinsel
eylemi istediğini (“Azgındım ya da hormonal enerjimi nereye yönlendireceğimi
bilmiyordum”) fakat sonuçlarını istemediğini (“Ailemi utandırmak istemiyordum.
Tanrı’yla ilişkimi mahvetmek istemiyordum”; Katılımcı #R-019, anket yanıtı)
yazmıştır. Rızaya dayalı ilişki grubundaki bir kadın ise cinsel eylemi isteme
nedenlerini (“Ondan hoşlanıyordum, sarhoştum ve iyi hissettiriyordu”) fakat
sonuçlarını istememe nedenlerini (“Hazır değildim ve hamile kalmak
istemiyordum, onu sevmiyordum”; Katılımcı #C-027, anket yanıtı) açıklamıştır.
İsteme ile Rıza Arasındaki Ayrım
Şaşırtıcı olmayan biçimde, cinselliği istemek ile
cinselliğe rıza göstermek yakından ilişkiliydi; ortalama olarak rıza dışı
cinsel ilişki, rızaya dayalı cinsel ilişkiden daha az istenmiştir. Bununla
birlikte sonuçlar, bireylerin bazen istemedikleri halde cinsel ilişkiye rıza
gösterdiklerini, bazen de istedikleri halde rıza göstermediklerini ortaya
koymuştur. Katılımcılar cinsel eylemin istenirliğini, sonuçlarını ve ilişkinin
genel olarak istenirliğini değerlendirirken hem tecavüz hem de rızaya dayalı ilişki
grupları, –3 (kesinlikle istenmeyen) ile 3 (kesinlikle istenen) arasındaki 7
puanlık ölçeğin neredeyse tamamını kullanmıştır. Tecavüz grubundaki kadınların
yaklaşık beşte biri (%19), cinsel eylemi bir dereceye kadar istediklerini
belirtmiştir (yani 1, 2 veya 3 puanı vermiştir). Rızaya dayalı ilişki
grubundaki kadınların yarısı ise cinselliğin sonuçlarını bir dereceye kadar
istenmeyen olarak değerlendirmiştir (–1, –2 veya –3). Genel istenirlik
ölçüsünde bile tecavüz grubunun %5’i ilişkiyi istenen olarak, rızaya dayalı
ilişki grubunun %6’sı ise istenmeyen olarak değerlendirmiştir.
Tecavüz grubundaki bir katılımcı, ilişkiyi genel
olarak “çok istenen” olarak puanlamıştır. Kadın, kendisini sık sık bilinç
kaybına yaklaşacak kadar sarhoş eden istismarcı erkek arkadaşından söz
etmiştir. Erkek daha sonra protestolarına rağmen onunla cinsel ilişkiye
giriyordu. Açıkça rıza dışı olmasına rağmen cinsellik tamamen istenmeyen
değildi. Kadın, cinselliği isteme nedenlerini şöyle açıklamıştır: “Onu
seviyordum ve mutlu olmasını istiyordum… Ben de azgındım, ta ki kontrolcüleşip
kişiliği tamamen değişene kadar” (Katılımcı #R-140, anket yanıtı). Rıza
göstermemiş olmasına rağmen “içten içe cinselliği istediğini” yazmıştır.
İlişkinin genel olarak istenmiş olması, yaşanan tecavüzün sarsıcı olmadığı
anlamına gelmemektedir; deneyimi “duygusal açıdan acı verici” olarak
tanımlamıştır.
Buna karşılık, rızaya dayalı ilişki grubundaki bir
katılımcı, ilişkiyi rızaya dayalı ve keyifli olarak tanımlamış, fakat buna
rağmen genel olarak “kesinlikle istenmeyen” şeklinde puanlamıştır. Şöyle
yazmıştır:
“Cinsel deneyimlerim çok az. Bekâretimi kısa süre önce
kaybettim. Son cinsel ilişkimde hâlâ keşif aşamasındaydım… Hoşuma gidiyor ama
evlilikten önce yaptığım için suçluluk duyguları yaşıyorum.”
(Katılımcı #C-082, anket yanıtı)
İsteme ile rıza arasındaki ayrım alt ölçeklerde de
görülmüştür. “Cinselliği İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinden ikisinde, tecavüz
grubu rızaya dayalı ilişki grubundan daha yüksek puan almıştır. Tecavüz
grubundaki kadınlar rıza göstermemelerine rağmen, diğer kişinin duygularını
incitmekten korkma, reddederlerse karşı tarafı öfkelendirme ya da fiziksel
zarar görme korkusu gibi nedenlerle cinselliği istemiş olduklarını
bildirmişlerdir. Bir yandan, kadınların misilleme korkusuyla cinselliği
istediklerini bildirmeleri (örneğin fiziksel zarar görme korkusu ya da “oyuncu”
olmakla suçlanma korkusu), bu korkuların uyarılmış olmak ya da ilişkiyi
güçlendirmek gibi nedenlerle aynı kategoride değerlendirilmesini problemli hale
getirmektedir. Öte yandan, bazı kadınlar bunları gerçekten cinselliği isteme
nedenleri olarak değerlendirmiştir. Bu durum, isteme ile rıza arasındaki
ayrımın önemini yeniden göstermektedir; zarar görmekten kaçınmak için
cinselliği “istemek”, özgür iradeyle rıza göstermekten açıkça farklıdır.
Yeni Modelin Uygulamaları
Bu yeni model ve anket, cinsel isteme düzeylerinin
önemli olabileceği her konuda kullanılabilir. Örneğin, model mutlu ve mutsuz
ilişkilerde cinselliğin hangi açılardan istendiği ya da istenmediğinin araştırılmasında
yararlı olabilir. Ayrıca cinselliği isteme veya istememe duygularının cinsel
işlev bozukluklarıyla ilişkili olup olmadığını incelemek için de
kullanılabilir. Bir sonraki bölümde tartışacağımız gibi, bu model “kabul
edilmeyen tecavüz” (unacknowledged rape) çalışmalarında da uygulanabilir.
Tecavüzün Kabul Edilmesini Yordayan
Bir Etken Olarak İstenirlik
Tecavüzün hukuki tanımları eyaletten eyalete
değişmekle birlikte, genel olarak bu tanımlar güç kullanımı veya rıza yokluğu
esasına dayanmaktadır (Estrich, 1987; Posner & Silbaugh, 1996); cinsel
eylemin istenip istenmediğine değil. Bununla birlikte mevcut çalışma, birçok
kadının yaşadıkları deneyimi tecavüz olarak değerlendirip
değerlendirmemelerinde “isteme düzeylerini” kullandıklarını göstermektedir. Tecavüz
yaşadığını kabul eden mağdurlarla karşılaştırıldığında, yaşadığını tecavüz
olarak tanımlamayan mağdurlar cinsel eylemin kendisini daha fazla istediklerini
belirtmiş ve ilişkiyi daha çok “arzulu olma” nedeniyle istediklerini
bildirmişlerdir (örneğin uyarılmış olmaları, cinselliğin haz vereceğini
düşünmeleri ya da karşı tarafa çekim duymaları).
Nitel veriler de bu düşünceyi desteklemiştir. Açık
uçlu sorulara verdikleri yanıtlarda, yaşadıkları olayı tecavüz olarak
tanımlamayan bazı mağdurlar cinsel eylemi istediklerini belirtmiştir. Bir
kadın, cinselliği isteme nedenini “merak… çünkü bakireydim” şeklinde
açıklamıştır (Katılımcı #R-183, anket yanıtı). İlişki sırasında bilinç kaybı
düzeyinde sarhoş olan bir başka katılımcı ise şöyle yazmıştır: “…sarhoş olduğumda
genelde azgın olurum, bu yüzden muhtemelen ben de onun kadar istiyordum”
(Katılımcı #R-015, anket yanıtı).
İstenirlik ile Tecavüzü Kabul Etme
Arasındaki İlişkinin Sonuçları
Cinselliği istemek ile rıza göstermek arasındaki
ayrım; mağdurlar, klinisyenler, mağdur destek uzmanları ve jüri üyeleri
açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Tecavüz, “istenmeyen cinsellik” olarak
kavramsallaştırıldığında, mağdurun cinselliği istediğine dair herhangi bir
kanıt (örneğin tecavüzden önce flörtöz davranışlar sergilemesi ya da olay
sırasında cinsel uyarılma yaşaması), olayın aslında tecavüz olmadığı şeklinde
yorumlanabilir. Bunun sonucunda mağdurlar, “bunu kendisi istedi” şeklindeki
suçlamalar nedeniyle suçluluk veya utanç hissedebilirler; oysa rıza
göstermemişlerdir.
Yaşadığı deneyimi tecavüz olarak görmeyen bir kadının
bunu polise bildirmesi veya yaşadığı sıkıntıyla baş etmek için destek araması
olası değildir. Bazı araştırmalar, yaşadıklarını tecavüz olarak kabul etmeyen
mağdurların, kabul eden mağdurlara göre iyileşme sürecinde daha fazla zorluk
yaşadığını göstermektedir. Örneğin bu mağdurlar daha fazla duygusal sorun
yaşamakta, iş yaşamları daha fazla etkilenmekte, daha az mutlu hissetmekte,
daha az destek gördüklerini düşünmekte ve olay sonrasında daha fazla alkol
tüketmektedirler (Botta & Pingree, 1997). Eğer tecavüzü kabul etmek uyumu
kolaylaştırıyorsa, mağdurların; cinselliği istemek ile rıza göstermek
arasındaki ayrımı ve tecavüzün belirleyici unsurunun “isteme eksikliği” değil
“rıza yokluğu” olduğunu vurgulayan eğitimsel veya terapötik müdahalelerden
yarar görebilecekleri düşünülebilir.
Diğer Bulgular ve Gelecek
Araştırmalar İçin Yönelimler
Bu çalışmanın temel amacı olmamakla birlikte,
katılımcıların nitel yanıtları ve ikincil nicel analizlerin sonuçları; tecavüzün
tanımsal belirsizliği, rızanın karmaşıklığı ve tecavüzü kabul etmenin ya da
etmemenin bireysel sonuçları hakkında önemli içgörüler sunmuştur.
Tecavüzün Tanımsal Belirsizliği
Tecavüz araştırmalarında genellikle katılımcılara
operasyonel bir tecavüz tanımı verilir; bu tanıma uyan deneyimler yaşayanlar
“tecavüz mağduru” olarak kabul edilir. Bu yaklaşım, araştırmacılar ile
katılımcıların soruları aynı şekilde yorumladığı varsayımına dayanır. Ancak bu
çalışmada katılımcıların anlatıları kodlandığında, araştırma tanımına göre hem
yanlış pozitif hem de yanlış negatif tecavüz bildirimleri bulunduğu
görülmüştür. Bu durum, hangi olayların “tecavüz” sayılması gerektiğine karar
vermenin zorluklarını göstermektedir.
Katılımcı anlatılarını “tecavüz” ya da “tecavüz değil”
şeklinde kodlamak çoğu zaman güç olmuş, özellikle fiziksel güç kullanılmayan ve
yalnızca sarhoşluk kriteri bakımından tecavüz sayılabilecek olaylarda
belirsizlik yaşanmıştır. Kansas hukukundaki tecavüz tanımı, “mağdurun alkol,
uyuşturucu veya başka bir maddenin etkisi nedeniyle rıza veremeyecek durumda
olması ve bu durumun fail tarafından bilinmesi ya da makul şekilde fark
edilebilir olması” durumlarını kapsamaktadır (Kansas State Annals, 1995,
21-3502). Ancak bir kadının ne ölçüde sarhoş olduğunda “rıza veremeyecek
durumda” sayılacağı ya da bu durumun fail açısından “makul biçimde fark
edilebilir” olup olmadığı açık değildir.
Kadının bilinçsiz veya güçlükle konuşabilir durumda
olması ya da açıkça rıza göstermemesine rağmen ilişkinin gerçekleşmesi halinde
olayın hukuken tecavüz sayılacağı açıktır. Ancak kadının sarhoş olduğu her
durum zorlayıcı ya da rıza dışı görünmemiştir. Örneğin araştırmacılar, sarhoş
ve esrar etkisinde olduğunu bildiren bir kadını tecavüz grubuna dahil
etmemiştir. Kadın şöyle yazmıştır: “Adam çok yakışıklıydı ve sarhoş seks en
iyisidir” (Katılımcı #R-063, anket yanıtı) ve ilişkiye coşkuyla katıldığını
belirtmiştir.
Özellikle “blackout” (alkol nedeniyle yaşanan hafıza
kaybı) durumları kafa karıştırıcı olmuştur. Bu durumlarda katılımcılar cinsel
karşılaşmanın yalnızca parçalarını hatırlayabilmiştir. Bir kişinin ilişkiyi
unutacak kadar sarhoş olması, rıza veremeyecek kadar sarhoş olduğu izlenimini
doğurabilir. Ancak blackout yaşayan kişiler konuşabilir, yürüyebilir hatta araç
kullanabilir (Education, Training, and Research Associates, 1997). Dolayısıyla
kadın, sonradan hatırlamasa bile o sırada rıza ifade etmiş olabilir. Fail de
kadının ne kadar sarhoş olduğunu fark etmemiş olabilir. Bir katılımcı kendi
kafa karışıklığını şöyle ifade etmiştir:
“Belki de rıza göstermiş olabilirim. Ne olduğunu
hatırlamıyorum, bu yüzden ilişkiyi başlatan kişi ben de olabilirdim. Ama bunu
hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğim.”
(Katılımcı #R-194, anket yanıtı)
Araştırmacılar bu kadını tecavüz grubuna dahil edip
etmeme konusunda tartışmış, sonunda dahil etmemeye karar vermişlerdir.
Kadının korku nedeniyle ilişkiye boyun eğdiği
durumları sınıflandırmak da bazen zor olmuştur. Kansas hukukunda tecavüz
tanımı, mağdurun “güç veya korku nedeniyle etkisiz hale getirildiği” durumları
da kapsamaktadır. Ancak hangi korku türlerinin buna dahil olduğu açık değildir.
Araştırmacılar fiziksel zarar korkusunu dahil etmiş, sosyal sonuçlar veya
ilişki çatışması korkusunu ise dahil etmemiştir. Örneğin bir katılımcı,
sonradan tecavüz grubuna alınmamıştır ve şöyle yazmıştır:
“…onu durdurmamamın tek nedeni korkmamdı. Sanırım
devam etmesine izin verdim çünkü onunla iletişim kurmaya devam etmek
zorundaydım ve hakkımda söylenti yaymasını istemiyordum.”
(Katılımcı #R-149, anket yanıtı)
Araştırmacılar, söylenti korkusunun olayın tecavüz
sayılması için yeterli olmadığı sonucuna varmıştır. Bu durumu zorlayıcı ama
tecavüz olmayan bir durum olarak değerlendirmişlerdir.
Rızanın Belirsizliği
Bu çalışmada, yaşadıklarını tecavüz olarak kabul eden
mağdurlar, etmeyen mağdurlara göre cinsel eylemi daha az rızaya dayalı olarak
değerlendirmiştir. Ancak rıza ve rıza dışılık da, isteme ve istememe gibi,
kesin sınırları olan kavramlar değildir. Katılımcıların çoğu rızayı ikili değil
süreklilik gösteren bir kavram olarak görmüştür. Ölçeğin orta noktalarına
verilen puanlar, deneyimin ne tamamen rızaya dayalı ne de tamamen rıza dışı
olarak algılandığını göstermektedir.
Bazı katılımcılar pasif kalmayı rıza olarak
değerlendirmiştir:
“Sanırım ‘rıza göstermiş’ sayılabilirim çünkü evet
demedim ama sadece olmasına izin verdim.”
(Katılımcı #R-166, anket yanıtı)
Bu bulgu, üniversite öğrencileri arasında cinsel
ilişkiye rıza göstermenin en yaygın biçiminin “hiçbir şey yapmamak” olduğunu
gösteren önceki araştırmalarla uyumludur (Hickman & Muehlenhard, 1999).
Bazı katılımcılar ise belirli bir durumda bulunmayı
başlı başına rıza göstermek olarak yorumlamıştır. Bir mağdur, “hayır” demesine
ve karşı tarafı itmesine rağmen deneyimini “bir ölçüde rızaya dayalı” olarak
değerlendirmiştir. Mülakatta, kendisini cinsel açıdan riskli bir durumda
bulundurarak rıza gösterdiğini düşündüğünü açıklamıştır:
“Orada bulunuyor olmam ve arkadaşımı beni eve
götürmesi için çağırmamam ya da ayık olan adamlardan birine beni eve
bırakmasını söylememem… onunla yalnız kalma durumunu sorun etmemem… yani orada
kalmam ve hiçbir şey söylememem, biraz rıza göstermek gibiydi.”
(Katılımcı #R-150, mülakat yanıtı)
Tecavüzü Kabul Etmenin veya
Etmemenin Kadınlar Üzerindeki Etkileri
Daha önce belirtildiği gibi, tecavüzü kabul etmenin
psikolojik iyileşme açısından yararlı olabileceğine dair bulgular vardır (Botta
& Pingree, 1997). Bu çalışmada da bir mağdur şöyle demiştir:
“Eğer bunun tecavüz olduğunu düşünseydim kendimi bu
kadar suçlamazdım; çünkü kontrol bendeydi ve olmasına izin verdim diye kendime
kızıyorum.”
(Katılımcı #R-142, mülakat yanıtı)
Bununla birlikte, bir olayı “tecavüz” olarak
adlandırmak bazı kadınlar için olumsuz sonuçlar da doğurabilir. Lamb (1999),
birçok kadının kendisini “mağdur” olarak görmek istemediğini, çünkü bu etiketin
çaresizlik ve kırılganlık duygularını yeniden canlandırdığını ileri sürmüştür.
Bu doğrultuda bazı kadınlar, dayanıklılıklarını ve güçlerini vurgulamak için
mağdur etiketini reddetmeyi tercih edebilir.
Bu çalışmada bir kadın, yaşadığını “tecavüz” olarak
işaretlemiş ama bu terimi kullanmakta tereddüt ettiğini ifade etmiştir:
“Asla ‘tecavüz’ demiyorum — neden emin değilim.
İnsanlara ilk deneyimimin benim seçimim olmadığını, zorlandığımı söylüyorum…
Böyle söylemek beni daha az üzüyor. Ayrıca insanlar ‘tecavüz’ dediğimde benim
hakkımda ne düşünür diye endişeleniyorum.”
(Katılımcı #R-197, anket yanıtı)
Bazı kadınlar da yaşadıkları olayı “tecavüz” yerine
“büyük bir hata” olarak görmenin kendilerini daha güçlü ve daha az travmatize
hissettirdiğini belirtmiştir.
Son Bir Nokta
İlk bakışta, bazı tecavüz mağdurlarının aslında
cinselliği istemiş olabileceğini söylemek uygunsuz veya zararlı görünebilir.
Sonuçta “O da istiyordu” ifadesi, mağdurları suçlamak için kullanılan yaygın
bir tecavüz mitidir (Burt, 1980; Lonsway & Fitzgerald, 1995). Ancak
yazarlar, bunun tersine, bu ayrımın mağdurlar açısından yararlı olabileceğini
savunmaktadır.
Çoğu insan, bir kişinin cinselliği isteyip yine de
rıza göstermemeye karar verebileceğini kabul edecektir. Eğer karşı taraf rıza
olmaksızın devam ederse, cinsellik ne kadar istenmiş olursa olsun bu
tecavüzdür. Günümüzde tecavüz anlayışı, geçmişte tecavüz sayılmayan birçok
durumu kapsayacak şekilde genişlemiştir. Artık birçok kişi; mağdur faille flört
etmiş olsa bile, alkol almış olsa bile, olay sırasında cinsel uyarılma veya
orgazm yaşamış olsa bile, rıza yoksa bunun tecavüz olduğunu kabul etmektedir.
Bu düşüncenin daha da genişletilerek şu sonuca ulaşılması yapıcı olabilir:
Eğer mağdur rıza göstermemişse, cinselliği istemiş
olsa bile bu tecavüzdür.
Tecavüz, arzunun yokluğu değil, rızanın yokluğu ile
ilgilidir — ve bu düşünce birçok mağdur açısından özgürleştirici olabilir.