17 Mayıs 2026 Pazar

 GİRİŞ

Cinsel şiddet ve cinsel saldırı gibi son derece önemli meseleler, haklı olarak ülkemizdeki üniversite ve yükseköğretim kurumlarında daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır.[1] Bu sorunlar yalnızca üniversite kampüsleriyle sınırlı olmamakla birlikte, yükseköğretim dünyasında cinsel şiddet, cinsel saldırı ve cinsel tacize özel önem verilmesini açıklayan bazı temel nedenler bulunmaktadır. İlk olarak, birçok yükseköğretim kurumunda çok sayıda genç yetişkin ilk kez bağımsız şekilde ve birbirlerine yakın yaşamaktadır. İkinci olarak, federal hukuk; üniversite ve kolejlere, diğer alanlarda bulunmayan bildirim, müdahale ve önleme yükümlülükleri getirmektedir. Üçüncü olarak ise öğrenciler, veliler, öğretim üyeleri, çalışanlar, mezunlar, yönetim kurulu üyeleri, toplum üyeleri ile eyalet ve federal hükümet temsilcileri, üniversite ve kolejlerin güvenli bir öğrenme ve çalışma ortamı sağlamasını haklı olarak beklemektedir.

Öğrenci aktivistleri ile birlikte federal hükümetin bazı üyeleri, 2010 yılı öncesinde kampüslerdeki cinsel şiddet ve cinsel saldırı konusunda farkındalık yaratılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu meseleler ulusal ölçekte dikkat çekmeye başladığında, üniversite ve kolejlerin eğitim, önleme ve müdahale çabalarında büyük ilerlemeler kaydetmesi gerektiği açıkça görülmekteydi. Ancak aynı zamanda, üniversite ve kolejlerin cinsel şiddet ve cinsel saldırının ortadan kaldırılması için gerekli olan daha geniş toplumsal değişimlere yön verme ve hatta liderlik etme konusunda benzersiz bir fırsata sahip olduğu da anlaşılmıştır. Usul hukuku açısından bakıldığında, yükseköğretim kurumları; federal hukuk ve politikalar tarafından gerekli kılınan ya da teşvik edilen düzenleyici yapıları geliştirmek bakımından elverişli bir konumdadır. Bu tür gelişmeler, mağdurların kampüsler tarafından daha iyi desteklenmesini, faillerin daha etkili şekilde ele alınmasını ve yaptırıma tabi tutulmasını ve önleme çalışmalarının kampüs güvenliğini artıracak şekilde uygulanmasını sağlayacaktır.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise üniversite ve kolejler, eğitim ve araştırma misyonları ile uzmanlıkları sayesinde, bu alanda liderlik için gerekli olan eğitim, araştırma, önleme ve müdahale faaliyetlerini yürütmek bakımından oldukça uygun kurumlardır. Nitekim birçok üniversite ve kolej — bunlar arasında Kaliforniya Üniversitesi de bulunmaktadır — bu çağrıya yanıt vermiştir.

Bununla birlikte, kurumsal çabalar önemli güçlüklerle karşı karşıyadır. Eğitim Bakanlığı’nın (Department of Education – ED)[2] kampüs cinsel şiddeti ve cinsel saldırısı alanındaki hâlen gelişmekte olan düzenleyici yapısı, üniversite ve kolejleri çoğu zaman önleme, müdahale ve destek programlarını geliştirmek yerine ayrıntılı uyum rejimlerine önemli ölçüde kaynak ayırmaya zorlamaktadır. Federal kurallar ve idari rehberlik çerçevesinde üniversite ve kolejler, mağdurlar ceza soruşturması istemese ve kolluk kuvvetlerinin devreye girmesini arzu etmese dahi, cinsel şiddet ve cinsel saldırı olaylarında soruşturmacı ve karar verici makamlar gibi hareket etmek zorunda bırakılmaktadır.

Aynı zamanda, üniversitelerin öğrenci disiplin süreçleri ceza adalet sisteminin yerini almaya başladığında yetersiz kalabilmektedir. Öğrenci disiplin süreçlerinin cinsel şiddet ve cinsel saldırı olaylarının ele alınmasında önemli bir rolü vardır; ancak bu süreçler önemli sınırlamalara sahiptir. Bunlar arasında tanıkları zorla çağırma yetkisinin bulunmaması, kampüs dışı olaylar üzerindeki yetkinin belirsizliği, sınırlı soruşturma imkânları ve uygulanabilecek yaptırımların sınırlı olması sayılabilir.

Hukuki açıdan bakıldığında da kampüsler ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Kolluk kuvvetleri ve ceza mahkemeleri bakımından dahi cinsel şiddet ve cinsel saldırı olaylarının soruşturulması ve karara bağlanması, bu suçların doğasında bulunan derin karmaşıklık nedeniyle oldukça güçtür. Bu davalar; saldırgan ifadelerden toplu tecavüze kadar uzanan geniş bir davranış yelpazesini kapsamaktadır. Ayrıca bu davalar, olaylarla ilgilenmek zorunda kalan kampüs yönetimleri açısından son derece zor sorular doğurmaktadır:

Bir kampüs, gerçekleşmesinden aylar sonra bildirilen bir saldırı hakkında nasıl hareket etmelidir? Taraflar mezun olmuşsa ne yapılmalıdır? Olay kampüs dışında gerçekleşmiş ancak üniversite öğrencilerini ilgilendiriyorsa hangi usul izlenmelidir? Adli tıp delili bulunamadığında, fiziksel delil ya da tanık olmadığında ve delil sunulmasını zorlayacak bir yetki mevcut olmadığında en doğru yaklaşım ne olacaktır?

Federal hukuk tarafından şekillendirilen mevcut soruşturma, yargılama ve önleme süreçlerine yönelik her eleştirinin temelinde şu kaygı yatmaktadır: yükseköğretim kurumları, cinsel şiddet ve cinsel saldırıya maruz kalan kişilere gerçekten gereken desteği sağlamakta mıdır ve bu olayların en başta meydana gelmesini önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapmakta mıdır? Bu nedenle güçlü önleme ve müdahale çabaları hayati öneme sahiptir.

Üniversite yöneticileri olarak hepimiz için hedefler açıktır: kampüslerimizde cinsel şiddet, cinsel saldırı ve cinsel tacizle mücadele etmek; bu mücadelede ortaya çıkan hukuki ve düzenleyici sorunları aşmak; ve daha geniş anlamda saygı, kapsayıcılık ve nezaket kültürünü geliştirmektir.


I. KALİFORNİYA ÜNİVERSİTESİ’NİN CİNSEL ŞİDDET VE CİNSEL SALDIRIYI ÖNLEME VE BUNLARA MÜDAHALE ÇABALARI

Giriş bölümünde belirtildiği üzere, üniversite ve kolej kampüslerindeki cinsel şiddet ve cinsel saldırı meseleleri 2010–2011 yıllarında ulusal ölçekte önem kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle ben, 2013 yılında Kaliforniya Üniversitesi Başkanı olduğumda, üniversitenin 10 kampüsünün tamamında bu sorunlarla mücadele etmeye yönelik program ve prosedürler zaten mevcuttu; hatta bunların bazıları ulusal ölçekte örnek gösterilmekteydi.[4]

Bu iyi bir başlangıçtı; ancak üniversite sistemi düzeyinde daha fazlasının yapılabileceğini düşündüm.

Mart 2014’te cinsel şiddet ve cinsel tacize karşı yeni bir başkanlık politikası yayımladım. Bu politika yalnızca federal Violence Against Women Reauthorization Act’in yeni gerekliliklerine uyumu sağlamakla kalmamış, aynı zamanda öğretim üyeleri, öğrenciler ve personel için gerekli destek ve eğitim mekanizmalarını da oluşturmuştur.

Daha da önemlisi, bu politika “affirmative consent” (açık/onaylayıcı rıza) standardını benimsemiştir ve bunu Kaliforniya eyalet yasası zorunlu kılmadan altı ay önce gerçekleştirmiştir.[5]

Eleştirmenler, açık rıza standartlarının cinsel şiddetle suçlanan kişiler bakımından adaletsiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.[6] Ancak Kaliforniya Üniversitesi politikasındaki ifade bu iddiaları boşa çıkarmaktadır:

“Rıza, her katılımcının karşılıklı olarak kabul edilmiş cinsel etkinliğe katılma yönündeki açık, belirsizlik içermeyen ve bilinçli kararıdır.”[7]

Bu standart, önceki “hayır hayırdır” yaklaşımına kıyasla taraflara daha fazla açıklık sağlamaktadır; çünkü cinsel ilişkinin her aşamasında açık ve olumlu sözlü ya da davranışsal onay aranmasını gerekli kılmaktadır. Basitçe ifade etmek gerekirse: yalnızca “evet”, “evet” anlamına gelir.

Bu yeni politika önemli bir ilerleme olmakla birlikte, daha fazla eylem ihtiyacı devam etmekteydi. Haziran 2014’te, Kaliforniya Üniversitesi Cinsel Şiddeti ve Cinsel Saldırıyı Önleme ve Müdahale Başkanlık Görev Gücü’nü kurdum. Bu görev gücünün amacı, Kaliforniya Üniversitesi’nin cinsel şiddet meselelerini ele alırken adil, tutarlı ve etkili bir yaklaşım benimsemesini sağlamak ve üniversite kampüslerinde güven ve emniyet kültürü oluşturmaktı.

Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Baş Denetim ve Uyum Yetkilisi Sheryl Vacca’nın yönetimindeki Görev Gücü, tüm Kaliforniya Üniversitesi kampüslerinde cinsel şiddet ve cinsel saldırıyla ilgili program ve uygulamaları incelemiş; bunların üniversite genelinde tutarlı ve şeffaf biçimde uygulanabilecek ortak bir modele dönüştürülmesini hedeflemiştir.[8]

2014 yazı boyunca Görev Gücü; 100’den fazla öğrenci, personel, öğretim üyesi ve Üniversite Mütevelli Heyeti üyesiyle görüşmüş, ayrıca 200’den fazla üniversite ve kolejin iyi uygulamalarını incelemiştir. Böylece Görev Gücü, mevcut Kaliforniya Üniversitesi program ve hizmetlerini geliştirmeyi, varsa eksiklikleri gidermeyi ve üniversite genelinde cinsel şiddet ve cinsel saldırıya karşı tutarlı bir yaklaşımın yerleşmesini sağlamayı amaçlamıştır.Eylül 2014’te Görev Gücü, “Başkana İlk Rapor: Cinsel Şiddeti ve Cinsel Saldırıyı Önleme ve Bunlara Müdahale Başkanlık Görev Gücü” başlıklı ilk raporunu yayımlamıştır. Raporda; cinsel şiddet olaylarının önlenmesi, eğitim faaliyetleri ile olayların bildirilmesi ve bunlara müdahale edilmesi konusunda üniversite genelinde yeknesak bir yaklaşım oluşturulmasına yönelik yedi somut öneri yer almıştır. Suçlanan öğrencilere yönelik destek hizmetleriyle ilgili sekizinci öneri ise Ocak 2015’te eklenmiştir. Öneriler iki aşamada uygulanmaktadır: bunlardan dördü Ocak 2015’te yürürlüğe konulmuş, kalan dört önerinin ise Temmuz 2015’e kadar uygulanması planlanmıştır.

Ocak 2015’te uygulamaya konulan dört öneri şunlardır:

  • Bildirilen cinsel şiddet vakalarına kurumsal müdahalelerin zamanında ve uygun şekilde gerçekleştirilmesini ve ilgili herkesin adil, objektif ve eşit değerlendirmeye tabi tutulmasını sağlamak amacıyla tüm kampüslerde tutarlı bir “müdahale ekibi” modelinin oluşturulması. Bu kapsamda iki müdahale ekibi belirlenmiştir. Bunlardan ilki olan “Vaka Yönetim Ekibi” iki haftada bir toplanmakta, aktif vakalara odaklanmakta ve hem mağdur hem de hakkında şikâyette bulunulan kişiyle gerekli iletişim ve işlemlerin yürütülmesini sağlamaktadır. İkinci ekip olan “Koordineli Toplum İnceleme Ekibi” ise toplum temsilcileri ile üniversite üyelerinden oluşmakta; politika ve prosedürleri inceleyerek iyi işleyen süreçleri tespit etmektedir.
  • Her kampüste tek merkezli ve gizlilik esasına dayalı bir mağdur destek ofisinin kurulması. Bu ofis; şikâyetler bakımından kriz müdahalesi sağlamakta, mağdurları danışmanlık ve geçici barınma gibi diğer kampüs kaynaklarına yönlendirmekte, mağdurların bildirim seçeneklerini anlamalarına yardımcı olmakta ve talep etmeleri hâlinde bildirim sürecinde onlara eşlik etmektedir. Bu ofisler, bildirim ve soruşturma birimlerinden bağımsızdır ve doğrudan kampüs üst yönetimine bağlıdır.
  • Cinsel şiddet ve cinsel saldırıya ilişkin üniversite genelinde ortak bir internet sitesinin kurulması. Bu site; kampüs kaynaklarına ve kampüse özgü programlara hızlı erişim sağlayan tek merkezli bir portal işlevi görmekte, ayrıca tüm Kaliforniya Üniversitesi kampüslerinde standartlaştırılmış ortak terminoloji, müdahale ve bildirim seçeneklerini paylaşmaktadır.
  • Kampüs topluluğunu cinsel şiddet ve cinsel saldırı konusunda bilinçlendirmek ve üniversitenin bu alandaki programları hakkında farkındalık yaratmak amacıyla kapsamlı bir iletişim stratejisinin oluşturulması.

Temmuz 2015’e kadar uygulanması planlanan diğer dört öneri ise şunlardır:

  • Öğrencileri, personeli ve öğretim üyelerini cinsel şiddetin önlenmesi ve bu olaylara müdahale konusunda bilgilendirecek zorunlu eğitim programlarının oluşturulması.
  • Cinsel şiddet ve cinsel saldırı iddialarının soruşturulması ve çözümlenmesine ilişkin üniversite genelinde geçerli standartların benimsenmesi.
  • Cinsel şiddet vakalarının izlenmesine yönelik veri toplama konusunda üniversite çapında standartların uygulanması.
  • Cinsel şiddetle suçlanan bireylere yönelik hizmetlerin oluşturulması. Kampüsler hâlihazırda şikâyet edilen kişilere bazı hizmetler sunmakla birlikte, bu hizmetler üniversite genelinde yeknesak değildir.[9]

Görev Gücü, Eylül 2015’te ikinci aşama önerilerin uygulanması ve Ocak ayında yürürlüğe konulan önerilerin performansı hakkında bana ve Mütevelli Heyeti’ne rapor sunacaktır. Bundan sonraki süreçte Kaliforniya Üniversitesi Başkanı, programın işleyişine ilişkin yıllık raporlar alacaktır. Ayrıca Kaliforniya Üniversitesi yaklaşımının yeni yasa ve düzenlemelere uygun kalmasını sağlamak amacıyla gerektiğinde periyodik inceleme ve güncellemeler yapılacaktır.

Buradaki temel hedefler açıklık ve yeknesaklıktır. Amaç, olaylara tepki veren değil, önleyici bir yaklaşım benimsemektir. Kaliforniya Üniversitesi genelinde kurallar açık, tutarlı ve anlaşılır olmalı; öğrenciler, personel ve öğretim üyeleri bakımından kaynaklara erişim kolay ve ulaşılabilir hâle getirilmelidir. Bu nedenle, cinsel şiddet ve cinsel saldırının önlenmesi ve bunlara müdahale edilmesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda iletişimsel ve kültürel bir mesele olarak görülmelidir. Bununla birlikte, hukuki çerçevenin de kendine özgü güçlükler ve geliştirme fırsatları sunduğu unutulmamalıdır.


II. ÜNİVERSİTE VE KOLEJLERİN KAMPÜS CİNSEL ŞİDDETİ VE CİNSEL SALDIRISINA MÜDAHALESİNİ DÜZENLEYEN HUKUKİ ÇERÇEVE

Kaliforniya Üniversitesi’nin cinsel şiddetin önlenmesi, olaylara müdahale edilmesi ve soruşturulmasına ilişkin en iyi uygulama ve politikaları geliştirme çalışmaları, karmaşık bir düzenleyici sistemin gölgesinde yürütülmüştür. Son dört yıl boyunca yükseköğretim kurumları; Eğitim Bakanlığı, Kongre ve eyalet yasama organları tarafından getirilen çok sayıda yeni yükümlülükle karşı karşıya kalmıştır.[10]

Bu sorunu gündeme taşıyan, ulusal dikkat çekilmesini sağlayan ve federal hükümeti harekete geçiren cesur öğrenci mağdurların bu süreçte önemli payı bulunmaktadır. Her ne kadar yeni düzenlemeler, cinsel şiddeti sona erdirme ve üniversitelerin bu olaylara müdahalesini geliştirme gibi son derece önemli amaçlardan kaynaklanıyor olsa ve üniversitelerin kampüs cinsel şiddetini önleme ve buna müdahale etme çabalarını önemli ölçüde artırmış bulunsa da mevcut uyum yükümlülüklerinin bu hedefleri tam anlamıyla gerçekleştirip gerçekleştirmediği henüz net değildir.

Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanan iki ayrı federal yasa, kampüslerin cinsel şiddet olaylarını ele alış ve raporlama biçimini düzenlemektedir. Bunlardan ilki, 1972 tarihli Eğitim Değişiklikleri Yasası’nın IX. Başlığıdır (Title IX).[11] Bu düzenleme, federal fon alan eğitim programları ve faaliyetlerinde cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır. Cinsel taciz ve bunun en ağır biçimi olan cinsel şiddet, Title IX kapsamında yasaklanan cinsiyet ayrımcılığı türleri arasında kabul edilmektedir.

İkinci düzenleme ise Jeanne Clery Kampüs Güvenlik Politikası ve Kampüs Suç İstatistikleri Açıklama Yasası’dır (“Clery Act”). Bu yasa, üniversitelerin belirli suç istatistiklerini ve suç önleme ile güvenlik politikalarını — cinsel saldırıya ilişkin olanlar dâhil — derleyip açıklamasını zorunlu kılmaktadır.[12]


A. Title IX

Title IX metninde açıkça cinsel taciz veya cinsel saldırıdan söz edilmemekle birlikte, bu düzenlemenin her iki davranışı da yasakladığı kabul edilmektedir.[13]

Title IX’un uygulanmasından başlıca sorumlu birim olan Eğitim Bakanlığı Medeni Haklar Ofisi (Office for Civil Rights – OCR), 1997 yılında yayımladığı idari rehberde cinsel tacizi bir cinsiyet ayrımcılığı biçimi olarak tanımlamıştır.[14] 1997 tarihli rehber, okulların diğer öğrencilerin davranışlarından kaynaklanan Title IX ihlallerinden de sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir.[15]

ABD Yüksek Mahkemesi daha sonra bu yorumu doğrulamış ve cinsel tacize uğrayan bir öğrenci adına açılan özel hukuk davalarında okulun hangi şartlarda tazminat sorumluluğu doğacağını belirleyen standartları ortaya koymuştur.[16] Mahkeme, okulun; “eğitim programları veya faaliyetleri kapsamında bilinen taciz eylemlerine karşı bilinçli kayıtsızlık” göstermesi ve söz konusu tacizin “mağdurun eğitim fırsatına veya yararına erişimini fiilen engelleyecek derecede ağır, yaygın ve objektif olarak saldırgan” olması hâlinde sorumluluk doğacağını ifade etmiştir.[17]

OCR, 2001 yılında yayımladığı gözden geçirilmiş rehberde ise “okullarda cinsel tacizin önlenmesi ve giderilmesinin, öğrencilerin güvenli bir ortamda eğitim alabilmesinin temel şartı olduğunu” vurgulamıştır.[18] OCR, idari yaptırım bakımından uygulanacak hukuki standardı, Yüksek Mahkeme’nin özel hukuk davaları için kabul ettiği standarttan ayırmıştır. Buna göre OCR, okulun yalnızca fiilî bilgiye sahip olmasını değil; tacizi bildiği veya bilmesi gerektiği durumları da yeterli görmektedir.[19]

Okulun bilgi sahibi olduğu kabulü ise “sorumlu çalışanlar” aracılığıyla gerçekleşmektedir. OCR, bu kavramı geniş yorumlamakta; tacizi düzeltici önlem alma yetkisine sahip olan, cinsel taciz veya diğer uygunsuz davranışları yetkili okul görevlilerine bildirme yükümlülüğü bulunan ya da öğrencinin makul olarak böyle bir yetkiye sahip olduğunu düşünebileceği tüm çalışanları bu kapsamda değerlendirmektedir.[20]

On yıl sonra, Nisan 2011’de OCR; cinsel şiddeti cinsel taciz ve ayrımcılığın bir biçimi olarak ele alan ilk özel rehber belgesini yayımlamıştır.[21] Genellikle “Dear Colleague Letter” olarak anılan bu belge, eğitim kurumları açısından “önemli bir rehber doküman” olarak tanımlanmıştır.[22]

Nisan 2011 tarihli Dear Colleague Letter, kolluk kuvvetleri ayrıca bir ceza soruşturması yürütüyor olsa dahi, okulların Title IX kapsamında cinsel şiddeti soruşturma ve buna müdahale etme yönünde bağımsız sorumlulukları bulunduğunu belirtmiştir. Belge ayrıca disiplin ve şikâyet süreçlerinde “delillerin üstünlüğü” standardını benimsemiş; kampüslerde Title IX koordinatörü bulundurulmasının önemini yeniden vurgulamış ve makul süreler içinde şikâyetlerin çözülmesine yönelik usullerin temel unsurlarını belirlemiştir. Bunun yanında, okulların cinsel taciz ve cinsel şiddetin etkilerini önlemek ve gidermek amacıyla hangi adımları atması gerektiği de açıklanmıştır.[23]

Nisan 2011 tarihli Dear Colleague Letter, kampüslerde önemli uyum sorunlarına yol açmıştır. Üç yıl sonra OCR, okullardan gelen çok sayıdaki teknik destek talebi üzerine yeni bir önemli rehber belgesi yayımlamıştır.[24]

29 Nisan 2014 tarihinde — Başkan Obama’nın Öğrencileri Cinsel Saldırıdan Koruma Beyaz Saray Görev Gücü ilk “Not Alone” raporunu yayımladığı gün — OCR, “Title IX ve Cinsel Şiddet Hakkında Sorular ve Cevaplar” başlıklı belgeyi yayımlamıştır.[25] Nisan 2014 rehberi, yalnızca okulların soruşturma ve şikâyet süreçlerinde uygulaması gereken politika ve prosedürleri değil; aynı zamanda önleyici eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri bakımından okullardan beklenen proaktif adımları da ayrıntılı biçimde açıklamaktadır.

Bununla birlikte OCR, gerek Dear Colleague Letter gerekse 2014 tarihli Soru-Cevap rehberini yayımlamadan önce bildirimde bulunmamış ve görüş alma süreci işletmemiştir; oysa her iki belge de okullara yeni yükümlülükler getirmekteydi.[26]

Bu yeni yükümlülüklerle karşı karşıya kalan kampüslerin, rehber belgeler yayımlanmadan önce Eğitim Bakanlığı’na görüş bildirme imkânı olmamış; belgelerin yürürlüğe girmesinin ardından ise uygun uyumun nasıl sağlanacağı konusunda ciddi belirsizlik ve karışıklık yaşanmıştır.[27]

Dear Colleague Letter ile 2014 tarihli Soru-Cevap belgeleri yayımlanırken, OCR’nin kampüslere yönelik denetim faaliyetleri de artmıştır. OCR, Title IX’u hem uygunluk incelemeleri yoluyla hem de kendisine yapılan şikâyetleri soruşturarak uygulamaktadır. Eğer OCR, bir kampüsün cinsel şiddeti ele almak için uygun önlemleri almadığı kanaatine varırsa, “Bakanlığın federal fonları geri çekme sürecini başlatabileceği veya davayı ABD Adalet Bakanlığı’na sevk ederek dava açılmasını sağlayabileceği” belirtilmiştir.[28]

Mayıs 2013’te OCR ve Adalet Bakanlığı, Montana Üniversitesi ile yaptıkları ortak çözüm anlaşmasını yayımlamıştır.[29] Kurumlar bu anlaşmayı, Title IX’a uyum konusunda bir “örnek model (blueprint)” olarak tanıtmıştır.[30]

Ancak Montana Çözüm Anlaşması, 2011 Dear Colleague Letter’da yer almayan bazı yükümlülükler içermekteydi. Bu durum, OCR’nin üniversitelerden tam olarak ne beklediği konusunda kolej ve üniversitelerde yeni bir kafa karışıklığına yol açmıştır.[31]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

TIBBİ ETİK