Afrika’nın ICC Savcılığı Tarafından Uygunsuz Şekilde Hedef Alınmasına İlişkin Uluslararası Politika ve Siyasi Değerlendirmeler
Şef Charles Achaleke Taku
Özet
Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), statüsü uyarınca uluslararası suçlarla itham edilen kişiler üzerinde yargı yetkisine sahip olmasına rağmen, yalnızca Afrika’yı hedef almakla ve yargı yetkisine sahip olduğu diğer bölgelerdeki failleri görmezden gelmekle suçlanmaktadır.
Roma Statüsü, ICC’nin yargı yetkisinin kapsamını açıkça belirlemektedir. Buna rağmen, ICC Savcısı, Mahkemenin kuruluşunun ilk on yılında savcılık takdir yetkisini kullanırken Afrika’yı uygunsuz şekilde hedef almakla ve dünyanın diğer bölgelerinde işlenen uluslararası suçları göz ardı etmekle itham edilmektedir. Savcı bu durumu kabul etmekle birlikte, Afrika’ya yöneliminin uygunsuz olmadığını güçlü biçimde savunmaktadır. Müdahalesinin yalnızca uygun değil, aynı zamanda faydalı olduğunu ileri sürmektedir.
Benim kanaatime göre, Savcı’nın ileri sürdüğü gerekçelere ek olarak Afrika’nın hedef alınmasının arkasında uluslararası politikaya dayalı politika tercihleri bulunmaktadır. Afrika’nın uygunsuz biçimde hedef alınması hem bağlamsal hem de odaklıdır. Savcının Afrika’da açtığı davalarda izlenen odak, çoğu zaman müdahalenin gerekçesini haklı çıkarmamaktadır.
Ne yazık ki birçok Afrikalı lider, neo-sömürgeci çıkarların kuklası durumundadır; bu çıkarlar karşılığında iktidarlarını sürdürmekte ve neo-sömürgeci ekonomik ve hegemonik gündemi savunmaktadırlar. ICC’nin yargı yetkisine giren suçlar çoğu zaman bu koşullar altında işlenmektedir. Bu tür liderler için ICC’ye başvuru mekanizması, muhalefeti susturmanın yeni bir aracı haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisine sahip bazı aktörler için ise bu mekanizma rejim değişikliğini destekleyen etkili bir araçtır.
Savcı ile Afrika Birliği (AU) arasındaki ilişkilerde ciddi bir gerilim bulunmaktadır ve bu durum acil çözüm gerektirmektedir. AU ve Savcı’nın Afrika politikasını eleştiren kesimler, ICC’nin Afrika’ya yönelik savcılık politikalarının istikrarsızlaştırıcı olduğunu ve Afrika sorunlarına Afrika çözümleri üretme çabalarına duyarsız kaldığını ileri sürmektedir. ICC Savcısı’nın Afrika politikası önemli hukuki, siyasi ve ideolojik sorunlar doğurmaktadır. Afrika’nın hedef alınıp ihtiyaç anında ihmal edilmesi yalnızca ICC ile sınırlı değildir; önemli ölçüde bu yaklaşımın sorumluluğunu taşıyan Birleşmiş Milletler’e de uzanmaktadır.
Birleşmiş Milletler, uluslararası adalet yoluyla, BM Şartı’nda belirtilen hedefleri Afrika ile ilişkilerinde ve Afrika’daki çatışmaların çözümünde yeterince uygulayamamıştır. ICC yalnızca uluslararası suçları işleyenleri değil, bu suçların işlenmesini kolaylaştıranları da soruşturmalıdır. Savcı bu politikayı benimsediğinde, dünya genelinde uluslararası suçları soruşturma gerekliliğini daha açık biçimde görecektir.
Bu bölüm, “ICC Afrika’yı uygunsuz şekilde hedef aldı mı?” sorusuna cevap aramaktadır. Benim cevabım olumludur. Bu ciddi sorunun karmaşıklığını inceliyor ve çözüm önerileri sunuyorum. Sonuç olarak, ICC’nin ilk on yılında Afrika’ya odaklanmasının, Mahkemenin küresel bir kurum olarak etkisini, önemini ve performansını sağlıklı biçimde değerlendirmeyi zorlaştırdığı kanaatine varıyorum. ICC Afrika dışında yeterince tanınmamakta ve diğer çatışma bölgelerinde sınırlı saygı ve ilgi görmektedir.
Görüş
Korunan Değerler
ICC Savcısı’nın Mahkemenin ilk on yılında Afrika’ya odaklanmasının uygunsuz olup olmadığı sorusu ilk bakışta basit görünmektedir. Savcı bu odaklanmayı kabul etmekte ancak bunun uygunsuz olduğunu reddetmektedir. Savcı, savcılık takdir yetkisini nasıl kullandığını savunmak için çeşitli gerekçeler sunmaktadır.
Bu gerekçeler, Afrika’daki bazı sivil toplum kuruluşları ve uluslararası örgütler tarafından desteklenmektedir. ICC’nin Afrika’daki faaliyetlerini destekleyen sivil toplum koalisyonu, Afrika Birliği ile ICC arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini savunmakta, ancak AU’nun ve Afrika’daki geniş kesimlerin endişelerini yeterince ele almamaktadır.
Afrika Birliği’nin itirazları bağlam içinde değerlendirilmelidir. Neo-sömürgeci çıkarların desteğini alan bazı aktörler, ICC’ye karşı muhalefeti kendi suçlarından kaçınmak için kullanmaktadır. Örneğin Kongo Demokratik Cumhuriyeti bağlamında bazı bölgesel liderlerin cezai sorumluluğu gündeme gelmektedir. ICC’nin bu kişileri soruşturamaması ve bunun yerine daha çevresel aktörleri hedef alması, Afrika’daki muhalefetin gerekçelerinden biridir.
Savcı’nın Afrika’ya odaklanmasını haklı göstermek için ileri sürdüğü gerekçeler incelendiğinde, bu odaklanmanın uygunsuz ve gerekçesiz olduğu kanaatine varıyorum. Çünkü savcılık takdir yetkisi, Afrika’yı hedef alan siyasi ve politik motivasyonlardan etkilenmektedir.
Hukuk ve Siyaset İlişkisi
Uluslararası ceza yargılamalarında siyasetin rolünü açıklayan iki önemli akademisyene atıf yapılmaktadır:
Jenia Iontcheva Turner şöyle demektedir:
Uluslararası ceza yargılamalarında “hukuki” ve “siyasi” yaklaşımlar ideal tiplerdir. Tüm hukuk belirli ölçüde siyasidir. Yargılamalar siyasi spektruma yaklaştıkça sanık hakları zarar görür. Baskıcı rejimlerdeki göstermelik yargılamalar bu ayrımın önemini ortaya koymaktadır.
Malcolm N. Shaw ise şunu belirtmektedir:
Uluslararası hukukta hukuk ile siyaset arasında tam bir ayrım mümkün değildir. Taraflar kendi eylemlerini hukuki gerekçelerle savunsa da bu iki alan birbirine sıkı şekilde bağlıdır.
Bu görüşler, uluslararası adaletin siyasallaşmasının ICC bağlamında da geçerli olduğunu göstermektedir.
Birleşmiş Milletler’in Amaçları ve Gerçeklik
BM Şartı’nın önsözünde belirtilen amaçlar; savaşın önlenmesi, insan haklarının korunması ve uluslararası hukuka saygının sağlanmasıdır. Ancak ICC’nin Afrika’ya yönelik yaklaşımı bu hedeflerle çelişmektedir.
Bu nedenle, Afrika’nın hedef alınıp ihtiyaç anında ihmal edilmesi yalnızca ICC’nin değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in de sorumluluğudur.
Cezasızlığın Teşviki
2012 yılında Afrika’daki çatışmaların artması, ICC ve BM müdahalelerine rağmen, bu eleştirileri güçlendirmektedir.
ICC’nin kuruluşu Afrika’da başlangıçta büyük umut yaratmıştı. Bu kurumun cezasızlıkla mücadele edeceği ve insanlığa karşı suçları önleyeceği düşünülüyordu. Ancak Afrika, tarih boyunca köle ticareti, sömürgecilik, savaş suçları ve soykırım gibi ağır suçlara maruz kalmıştır ve bu nedenle ayrımcılığa karşı son derece hassastır.
1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri gibi gelişmelere rağmen Afrika’daki suçların devam etmesi büyük bir çelişki yaratmaktadır.
ICC’nin, Nürnberg ve Tokyo yargılamalarındaki gibi seçici ve ayrımcı bir yaklaşım benimsemesi beklenmemekteydi. Bu durumdan yalnızca Savcı değil, uluslararası sistemdeki çeşitli siyasi ve hukuki aktörler sorumludur.
Sonuç
BM ilkelerinin Roma Statüsü’ne ilham vermesi nedeniyle ICC’nin bölgesel denge ilkesini uygulaması beklenirdi. Ancak kuruluşunun ilk on yılında Afrika’ya odaklanılması bu beklentiyi karşılamamıştır.
Bu nedenle ICC Savcılığı’nın Afrika’yı uygunsuz şekilde hedef aldığı sonucuna varılmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder