18 Mart 2026 Çarşamba

filistin

 

Filistin Bir Devlettir; Bu nedenle Rıza Beyanı UCM Tarafından Soruşturma İçin Geçerli Bir Dayanaktır

John Quigley

Özet

21 Ocak 2009 tarihli Filistin beyanı, Filistin topraklarında işlenen suçlar bakımından Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yargı yetkisi tanımaktadır. Bu beyan, Mahkemenin konu bakımından ve zaman bakımından yargı yetkisi kapsamına giren suçların işlendiği iddia edilen ülke tarafından sunulmuştur. Bu devlet Filistin’dir.

Mahkeme, Filistin’in devlet olup olmadığı meselesine girmeksizin dahi, 2008–2009 Gazze çatışmalarıyla bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen suçlar üzerinde Filistin beyanına dayanarak yargı yetkisi tesis edebilir. Ancak yargı yetkisinin kabulü için en sağlam dayanaklardan biri, Filistin’in bir devlet statüsüne sahip olmasıdır.

Filistin, World War I sonrasında Türkiye’nin Arap toprakları üzerindeki egemenliğinden feragat etmesiyle birlikte bir devlet haline gelmiştir. Türkiye ile World War I Allies arasında 1923 yılında imzalanan Treaty of Lausanne, Türkiye’nin Arap topraklarının devletler olarak teşkil edileceğini öngörmüştür. Aynı düzenleme, League of Nations tarafından 1919 tarihli Misak’ta da öngörülmüş; bu belgede söz konusu toprakların bağımsızlığı geçici olarak tanınmıştır.

Bu amaçla “manda” adı verilen yeni bir uluslararası statü geliştirilmiştir. Bu süreçte beş devlet ortaya çıkmıştır: Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Transürdün. United Kingdom, Filistin için “manda yönetimi” olarak görevlendirilmiştir. Lozan Antlaşması, bağımsızlık gerçekleşmemiş olsa dahi manda altındaki toprakların devlet niteliğini taşıdığını açıkça ortaya koymuştur.

Birleşik Krallık, Filistin’i bu anlayış doğrultusunda yönetmiştir. Söz konusu beş bölgenin devlet statüsü uluslararası toplum tarafından kabul edilmiştir. Bu statü, Milletler Cemiyeti Misakı ile tesis edildiğinden, Cemiyet üyelerinin tamamı bu sürece katılmış sayılmaktadır. Cemiyet üyesi olmayan devletler de bu statüyü zımnen kabul etmiştir. Hiçbir devlet itiraz etmemiştir. Pek çok devlet, özellikle Filistin ile olmak üzere, bu yeni devletlerle antlaşmalar yapmıştır. Ayrıca bu devletlerin vatandaşlarına tanıdığı vatandaşlık statüsü de genel olarak kabul edilmiştir.

Filistin bakımından, dava veya dava ihtimali doğuran uyuşmazlıklarda statüsü tartışma konusu yapıldığında, sonuç istikrarlı biçimde Filistin’in bir devlet olduğu yönünde olmuştur.

Filistin’in devlet statüsü, Birleşik Krallık’ın 1948’de bölgeden çekilmesiyle ortadan kalkmamıştır. United Nations Şartı, mevcut uluslararası düzenlemeler kapsamında hem devletlerin hem de halkların haklarının korunmasını öngörmüştür; bu düzenlemeler arasında manda sistemi de yer almaktadır. Filistin’in devlet statüsü, Birleşmiş Milletler’in ana organları tarafından da çeşitli durumlarda tanınmıştır. Filistin, yüzü aşkın devlet tarafından diplomatik olarak tanınmaktadır.

Orta Doğu barış sürecinde Filistin, uluslararası toplum tarafından sınır müzakeresi yapma ve diğer devletleri tanıma—özellikle İsrail’i tanıma—yetkisine sahip bir aktör olarak görülmektedir. Sınır müzakeresi ve devlet tanıma yetkisi yalnızca devletlere ait işlemlerdir. Bu bağlamda Filistin, barış süreci aracılığıyla örtük biçimde devlet olarak tanınmıştır.


Argüman

2008–2009 yıllarında İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri harekâtı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi kapsamına girebilecek suçlara ilişkin iddiaların ortaya atılmasına yol açmıştır. Sivil toplum kuruluşları, bu ihlallere ilişkin bilgileri UCM Savcılığı’na sunmuş ve soruşturma başlatılmasını önermiştir.

Mahkemeyi kuran çok taraflı anlaşma olan Statü uyarınca UCM; savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları bakımından konu bakımından yargı yetkisine sahiptir. Ayrıca bu suçların 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra işlenmiş olması hâlinde zaman bakımından da yetkilidir.

UCM Statüsü’ne göre yargı yetkisi büyük ölçüde devletlerin Statü’ye taraf olmasına dayanmaktadır. United Nations Security Council bir durumu Mahkeme’ye sevk etmedikçe—ki Gazze olayları bakımından böyle bir sevk söz konusu değildir—Mahkeme ancak belirli bir devlet ile bağlantı kurulması hâlinde yetki kazanabilir. Bu bağlantı dört şekilde kurulabilir:

  1. Fiilin Statü’ye taraf bir devletin topraklarında işlenmesi

  2. Fiilin Statü’ye taraf bir devletin vatandaşı tarafından işlenmesi

  3. Fiilin taraf olmayan bir devletin vatandaşı tarafından işlenmesi, ancak o devletin Mahkeme’ye yetki tanıyan bir beyan sunması

  4. Fiilin taraf olmayan bir devletin topraklarında işlenmesi, ancak o devletin Mahkeme’ye yetki tanıyan bir beyan sunması

Gazze’ye yönelik 2008–2009 harekâtı bakımından birinci yol mevcut değildir; zira Filistin o tarihte Statü’ye taraf değildir. İkinci yol da büyük ölçüde mümkün değildir; çünkü İsrail de Statü’ye taraf değildir.

21 Ocak 2009 tarihinde Filistin adına UCM Yazı İşleri’ne bir beyan sunulmuştur. Bu beyan, Filistin vatandaşlarının eylemleri bakımından değil; 1 Temmuz 2002 sonrasında Filistin topraklarında işlenen ve Mahkemenin konu bakımından yetkisine giren suçlar bakımından yargı yetkisi tanımaktadır.

Bu beyanın geçerliliği, hem Statü’nün yorumuna hem de Filistin’in uluslararası hukuk bakımından statüsüne bağlıdır. Bu tür bir beyan, “söz konusu fiilin işlendiği toprakların devleti” tarafından yapılmalıdır. Statü, “toprak” veya “devlet” kavramlarını tanımlamamaktadır.

Vienna Convention on the Law of Treaties’nin 31. maddesine göre, antlaşma hükümleri “olağan anlamları”, “bağlamları” ve “amaç ve hedefleri” dikkate alınarak yorumlanır. Bu çerçevede “toprak” kavramı, yalnızca fiilin fiziksel olarak işlendiği yer değil; aynı zamanda etkilerinin ortaya çıktığı yer olarak da anlaşılabilir.

Aynı madde, “devlet” kavramının, antlaşmanın amacı olan ağır suçların önlenmesi ışığında daha geniş yorumlanmasına da imkân tanımaktadır. Ancak böyle geniş bir yoruma gerek olmaksızın dahi, genel uluslararası hukukta kabul edilen anlamıyla “devlet” kavramı Filistin’i kapsamaktadır.


“Devlet” Kavramının Olağan Anlamı

Uluslararası kullanımda “devlet” kavramı, çok geniş bir yelpazedeki ülkesel oluşumları kapsar. Bir uçta China, Russia ve India gibi büyük devletler; diğer uçta ise son derece küçük yüzölçümü ve nüfusa sahip “mikro devletler” bulunmaktadır.

Mikro devletlerin de devlet olarak kabul edilmesi, bu kavramın olağan anlamına dahil olduklarını göstermektedir. Örneğin Niue, Yeni Zelanda’ya bağlı bir bölge iken daha sonra yalnızca devletlerin taraf olabildiği çok taraflı anlaşmalara katılmış ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından devlet olarak kabul edilmiştir.

Bir devletin ayrıca belirli bir yönetim yapısına sahip olması beklenir; ancak gerekli kontrol düzeyi oldukça düşüktür. Dış ilişkileri başka bir devlet tarafından yürütülen oluşumlar da devlet sayılabilir. Örneğin Niue’nun diplomatik işleri New Zealand tarafından yürütülmektedir.

Benzer şekilde savunma yetkisi tamamen başka bir devlete bırakılmış olabilir. Palau’nun savunması tamamen United States tarafından sağlanmasına rağmen Palau, Birleşmiş Milletler üyesidir.

Bazı mikro devletlerde iç yönetimde de dış devletlerin etkisi görülebilir. Monaco’da Fransa’nın bu yönde belirleyici rolü bulunmaktadır. Buna rağmen Monaco da Birleşmiş Milletler üyesidir.

Bir devletin kontrol unsuru, ülkesinin başka bir devlet tarafından işgal edilmesi durumunda tamamen ortadan kalkabilir. Bir devlet, yabancı bir ordunun işgali altında bulunduğunda kendi toprakları üzerinde çok az ya da hiç kontrol sahibi olmayabilir. Ancak bu durum, onun devlet olma niteliğini ortadan kaldırmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

AB-D

 ABD eyaletlerinin bağımsızlık ihtimali, hem hukuki (anayasal) hem de siyasi/askeri açılardan neredeyse imkansıza yakın bir durumdur. Anca...

TIBBİ ETİK