Hans von Simmringen Olayı
Würzburg Piskoposluğu'nun sekreteri ve şansölyesi olan Lorenz Fries (1489/91-1550), 742-1495 yıllarını kapsayan Würzburg Piskoposları Kroniği'nde Hans von Simmringen'in (1373-1383 yılları arasında kaydedilen) hikâyesini anlatmaktadır.
Hans, piskoposa hakaret ettiği ve halkı ayaklanmaya teşvik ettiği gerekçesiyle Würzburg'dan sürgün edilmiştir.
1386 yılında kötü hasat nedeniyle tahıl fiyatları hızla yükselmiş, şehirde yaşayan yoksul halk açlık çekmeye başlamıştır. Bunun üzerine Piskopos Gerhard von Schwarzburg tahıl için azami fiyat belirlemiştir.
Daha önce de çeşitli kavgaları ve huzursuzluk çıkaran davranışlarıyla tanınan Hans, vatandaşların bu kararı kabul etmeleri hâlinde piskoposun yakında şarap fiyatlarını da belirleyeceğini ileri sürmüştür. Kışkırtıcı söylemler ve propagandalarla piskoposun kararını geri aldırmaya çalışmış, ancak başarılı olamamıştır.
Bunun üzerine piskoposu, emrini zorla uygulatmak amacıyla şövalyeler toplamakla suçlamıştır. Şehir yönetiminin izni olmaksızın nöbetçiler yerleştirmiş ve piskoposluk şatosundan şehre doğru bir süvari geldiğinde alarm çanlarının çalınmasını emretmiştir.
Würzburg Şehir Meclisi bu durumu öğrenince Hans'ı tutuklatmış ve mahkeme kararıyla onu ömür boyu sürgüne göndermiş, ayrıca vatandaşlık haklarından da mahrum bırakmıştır.
Aslında daha ağır bir ceza verilmesi söz konusu iken, mahkeme Hans'ın "dindar ve saygın" babası Götz von Simmringen (1379-1385 yılları arasında belgelerde adı geçen şehir yöneticisi) nedeniyle daha hafif davranmıştır.
Bu anlatıdan anlaşıldığı üzere, Würzburg halkı babanın sahip olduğu itibarı oğluna aktarmış, bir kişinin toplumsal saygınlığı başka bir kişiye miras yoluyla geçmiş sayılmıştır.
Buna karşılık, Hans'ın toplumsal kurallara uyma iradesini göstermemesi ve bu kuralları uygulamaması mahkeme kararında onun aleyhine değerlendirilmiştir. Lorenz Fries, Hans'ın daha önce de olumsuz davranışlarıyla tanındığını özellikle vurgulamaktadır. Böylece Hans'ın, miras yoluyla sahip olduğu saygınlık temelinde belirli bir saygı talep etme hakkı bulunduğu, ancak kendi davranışlarının bu hakkı zayıflattığı ifade edilmektedir.