22 Nisan 2026 Çarşamba

 

DELİL KANUNLARI

Aşağıdaki konular, son içtihatlar, Kanada Hukuk Reform Komisyonu’nun Federal Delil Kanunu tasarısı, önerilen Ontario Yasası ve yürürlüğe konulan ABD Federal Delil Kanunu ışığında incelenecektir.

1. Genel Kural

Bu üç düzenlemenin tamamı mevcut dışlama kuralını (exclusionary rule) korumaktadır.

2. Mevcut Tanıklar

(a) Yürürlükteki Hukuk

(i) Önceki Tutarlı Beyanlar

Genel kural şudur: Bir tanık, kendisini çağıran tarafça, daha önce mevcut ifadesiyle tutarlı bir beyanda bulunup bulunmadığı konusunda sorgulanamaz.

Örneğin, R. v. Pappin davasında, esrar bulundurmakla suçlanan sanık, tutuklandıktan sonra polise paketin içeriğinden habersiz olduğunu söylediğini ifade etmek istemiştir. Bu delil ilk derece mahkemesinde reddedilmiş; temyizde Ontario Temyiz Mahkemesi, bu reddin doğru olduğunu, söz konusu beyanın mevcut ifadesiyle uyumlu olmasına rağmen “kendi lehine (self-serving)” nitelikte olduğunu belirterek onamıştır.

Ayrıca, önceki tutarlı beyanlar, başka tanıkların ifadeleri yoluyla da — gerek doğrudan sorguda gerek çapraz sorguda — delil haline getirilemez. Bunun tipik bir örneği, sanığın olaydan sonra bir sivile veya çoğunlukla bir kolluk görevlisine suçsuz olduğunu ya da isnada ilişkin bir mazereti bulunduğunu bildirmesidir. R. v. Keeler kararında Alberta Temyiz Mahkemesi, sanığın yeminli ifadesiyle aynı içerikteki savunmasını daha önce bir polis memuruna anlattığını göstermek amacıyla bu polis memurunun savunma tarafından tanık olarak dinlenemeyeceğine hükmetmiştir.

Bu tür delillerin reddedilmesinin gerekçesi, yalnızca tutarlılığı göstermeleri ve kümülatif etkilerinin gerçek değerleriyle orantısız olabilmesidir. Örneğin bir sanık, alibisini yüz kişiye anlatıp bu yüz kişiyi tanık olarak çağırabilir. Ancak burada önemli olan, bu kişilerin sayısı değil, sanığın güvenilirliğidir. Bu tür deliller gereksiz ve fazlalık (surplusage) niteliğindedir. Ayrıca, sahte savunmaların kolayca oluşturulabilmesi riski ve yargılamanın gereksiz yere uzaması gibi sakıncalar da söz konusudur.

Bu kural (önceki tutarlı beyanların kabul edilmemesi; ayrıca self-serving evidence, narrative veya self-corroboration yasağı olarak da adlandırılır) bazı istisnalara tabidir:


İstisnalar

Birinci istisna:
Cinsel saldırı davalarında (hukuk davaları dahil), mağdurun makul ilk fırsatta ve yönlendirici sorulara maruz kalmadan yaptığı açıklamalar kabul edilebilir. Ancak bu beyanlar, gerçekliği ispat için değil, yalnızca tutarlılığı göstermek amacıyla kabul edilir. Bu yaklaşım, tarihsel olarak mağdurun saldırı sonrası derhal şikâyette bulunmasını gerektiren “hue and cry” geleneğine dayanmaktadır. Bu tür beyanlar, rızanın bulunmadığını göstermeye hizmet eder; aksi halde rıza varsayılır. Bu istisna erkek mağdurları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ayrıca, mağdurun beyanı ile bunu alan kişinin beyanı, cinsel saldırının esas unsurları bakımından büyük ölçüde örtüşmelidir.

İkinci istisna:
“Yakın zamanda uydurma (recent fabrication)” doktrinidir. Eğer karşı taraf, tanığın ifadesinin sonradan uydurulduğunu ileri sürerse, önceki tutarlı beyanlar bu iddiayı çürütmek amacıyla kabul edilebilir. Ancak yine yalnızca tutarlılığı göstermek amacıyla, beyanın doğruluğunu ispat için değil.

Üçüncü istisna:
Teşhis (identification) delilleridir. Örneğin bir soygun mağduru, polise failin ayrıntılı bir tarifini verebilir. Bu tarif, genellikle polis memuru tarafından mahkemeye aktarılır ve çoğu zaman savunma tarafından itiraz edilmez. Çoğu durumda, bu tür mahkeme dışı teşhis, duruşma sırasında hatırlanandan daha ayrıntılıdır.

R. v. Clarke kararında, bu tür teşhis beyanları hem “res gestae” kapsamında hem de tutarlılığı göstermek amacıyla kabul edilmiştir.


Daha Zor Problem: Mahkeme İçi Teşhisin Yokluğu

Daha karmaşık durum, mağdurun mahkemede tanıklık yapmaması veya yapmasına rağmen sanığı teşhis edememesidir.

İngiliz Temyiz Mahkemesi (Ceza Dairesi), R. v. Osborne ve R. v. Virtue davalarında bu sorunu ele almıştır. Bu davalarda, mahkeme içi teşhis olmamasına rağmen, teşhis parade sırasında tanığın sanığı teşhis ettiğini gözlemleyen bir polis memurunun bu hususta tanıklık yapmasına izin verilmiştir. Bu durumda mahkeme dışı teşhis, hearsay (aktarılmış beyan) olmasına rağmen kabul edilmiştir.

Cross, bu kararın doğru olduğunu ve R. v. Christie davasındaki azınlık görüşünü teyit ederek artık bu yaklaşımın hukuku temsil ettiğini ileri sürmektedir.

Ancak bu görüş, R. v. McGuire kararında British Columbia Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu karara göre, eğer tanık mahkemede sanığı teşhis edemiyorsa, bir polis memuru onun önceki teşhis beyanını aktaramaz; bu, kabul edilemez hearsay olur.

Ne var ki, mahkemenin dikkatine Christie ve Osborne and Virtue kararlarının sunulmamış olması talihsiz bir durumdur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

  DELİL KANUNLARI Aşağıdaki konular, son içtihatlar, Kanada Hukuk Reform Komisyonu’nun Federal Delil Kanunu tasarısı, önerilen Ontario Yasa...

TIBBİ ETİK