TECAVÜZ SUÇU İÇİN YENİ BİR MANEVİ UNSUR: DAHA FAZLA MAHKÛMİYET VE DAHA AZ CEZA
Kari Hong
GİRİŞ
Bugün artık “Weinstein sonrası dönem” olarak adlandırılan süreçte, cinsel saldırı ve taciz mağdurlarına nihayet inanılmaya başlanmıştır. Bu gelişme her ne kadar gecikmiş olsa da, tecavüz suçları bağlamında mağdurlara inanılması tek başına yeterli değildir. Çünkü tecavüzün nasıl tanımlandığı, kovuşturulduğu ve cezalandırıldığı konusunda köklü sorunlar devam etmektedir. Bu makale, özellikle tanışıklık ilişkisi içinde gerçekleşen tecavüzlerin (acquaintance rape) kovuşturulmasında ortaya çıkan iki temel problemi ele almaktadır.
Birinci problem, mevcut suç tanımları altında tecavüz suçundan mahkûmiyet elde etmenin son derece zor olmasıdır. Gerçekleştiği tahmin edilen her 1000 tecavüz olayından yalnızca yedisi mahkûmiyetle sonuçlanmaktadır.
Buna karşılık, tahmini her 1000 yağma suçundan yirmi ikisi mahkûmiyetle sonuçlanmaktadır. Her 1000 saldırı ve darp suçundan ise kırk biri mahkûmiyetle sonuçlanmaktadır. Başka bir ifadeyle, bildirilen tecavüz suçlarında mahkûmiyet oranı, yağma suçlarının yaklaşık üçte biri; saldırı suçlarının ise yaklaşık altıda biri düzeyindedir.
Bu farklılık dikkat çekicidir. Çünkü tecavüz vakalarının yaklaşık %80’inde fail mağdur tarafından tanınmaktadır; buna karşılık yağma suçlarında failin mağdur tarafından tanınma oranı yalnızca yaklaşık %25’tir.
Yabancı olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilen tecavüz oranları %71 ile %82 arasında değişmektedir. Tecavüz, İstismar ve Ensest Ulusal Ağı (RAINN) verilerine göre tecavüzlerin:
- %28’i yabancılar,
- %45’i arkadaş veya tanıdıklar,
- %1’i eş olmayan akrabalar,
- %25’i eş veya partnerler
tarafından işlenmektedir. Böylece saldırıların toplam %71’i mağdurun tanıdığı kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. UCLA Tıp Merkezi tarafından aktarılan iki ayrı araştırma ise bu oranı %80 ve %82 olarak göstermektedir.
Yağma suçlarına ilişkin verilerde ise, suç faillerinin %75’inin mağdura yabancı olduğu belirtilmektedir.
Bir kişinin saldırganını tanıyor olması, normal şartlarda tecavüz suçlarında mahkûmiyet oranlarının yağma ve saldırı suçlarından daha yüksek olmasını gerektirirdi. Bunun gerçekleşmemesi, tecavüz suçunun hukuken tanımlanış biçiminde ciddi bir sorun bulunduğunu göstermektedir.
Bu makalede “tecavüz” tartışılırken yalnızca insanların genel olarak “tanışıklık tecavüzü” olarak düşündüğü olaylar ele alınmaktadır. Tüm eyaletlerde, genellikle failin silah kullanması veya mağdurun çocuk olması gibi ağırlaştırıcı nedenlere dayanan “nitelikli/ağırlaştırılmış tecavüz” suçları ayrıca düzenlenmiştir. Bu makalenin konusu bu ağırlaştırılmış biçimler değildir.
Makalenin odak noktası; bir yetişkinin (çoğunlukla bir erkeğin), başka bir yetişkinle (çoğunlukla bir kadınla), onun istemediği veya arzu etmediği halde cinsel ilişkiye girmesidir.
İncelemenin yalnızca tanışıklık tecavüzleriyle sınırlandırılması yerindedir; çünkü meydana gelen tüm tecavüzlerin yaklaşık %80’i mağdurun tanıdığı kişiler tarafından işlenmektedir.
İkinci problem ise, bir tecavüz failinin mahkûm edilmesi halinde uygulanan cezaların aşırı ve orantısız olmasıdır. Mahkûmiyetler nadir görülse de, gerçekleştiğinde fail yaklaşık %95 oranında hapis cezasına mahkûm edilmektedir. Bu oran, diğer suçlardan mahkûm edilen failler için uygulanan yaklaşık %40’lık hapis cezası oranının iki katından fazladır.
Üstelik bu hapis cezaları oldukça uzundur:
- Eyaletlerin üçte birinden fazlası (tam olarak on dokuz eyalet) tecavüz için müebbet hapis cezasına kadar giden üst sınırlar öngörmektedir.
- On iki eyalette ise asgari cezalar on yıl veya daha fazla hapisle başlamaktadır.
Ulusal düzeyde kapsamlı ceza istatistikleri toplanmamakla birlikte, mevcut bilgiler gerçek hapis cezalarının sekiz yıldan otuz yıla kadar uzandığını göstermektedir.
Buna karşılık diğer Batılı ülkeler aynı suç fiillerini genellikle bir ila yedi yıl arasında değişen çok daha kısa hapis cezalarıyla cezalandırmaktadır.
Bu iki problemin ortak bir çözümü vardır: tecavüz hukukunun yeniden düzenlenmesi. Amaç:
- daha fazla failin mahkûm edilmesini sağlamak,
- ancak aynı zamanda hapis sürelerini azaltmak,
- ve diğer ülkelerde başarıyla kullanılan bilim temelli tedavi yöntemlerini sisteme dahil etmektir.
Mahkûmiyet sayılarını artırmak tek başına adalet sağlamaya yetmez. Ancak cezalar adil, daha kısa süreli ve etkili olduğunda, en fazla sayıda fail gerçekten hesap verebilir hale getirilebilir.
Pratik açıdan bakıldığında, eyalet yasama organları bir suçu açık biçimde tanımlamak zorundadır. Bu tanım, failin gerçekleştirmesi gereken maddi unsur (actus reus) ile manevi unsuru (mens rea) gösteren unsurlar aracılığıyla yapılır.
Makalenin Birinci Bölümünde açıklandığı üzere, çağdaş anlayışa göre tecavüz suçunun toplumsal zararı, bir kişinin başka biriyle istenmeyen cinsel ilişkiye girmesidir. Ancak cinsiyetçi yaklaşımlar nedeniyle eyaletlerin büyük çoğunluğu tecavüz suçunu bu şekilde tanımlamamaktadır.
Bunun yerine kırk beş eyalet ile Columbia Bölgesi, tecavüz suçunun kovuşturulabilmesi için istenmeyen cinsel ilişkinin ayrıca “zor kullanma” unsurunu da içermesini şart koşmaktadır.
Burada “zor kullanılarak işlenen tecavüz” olarak ifade edilen bu yaklaşımın kökeni cinsiyetçidir. Çünkü tecavüz başlangıçta, istenmeyen cinsel ilişkiyi cezalandıran bir suç olarak anlaşılmamıştır. Suç daha çok, tecavüze uğrayan kadının yaşadığı zararı gidermekten ziyade, onun babasının veya kocasının şerefine yönelmiş bir saldırı olarak değerlendirilmiştir.
Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde 1960’lara kadar evlilik dışındaki tüm cinsel ilişkiler suç sayılmaktaydı. “Zor kullanma” unsuru, tecavüz suçunu zina (evli biriyle cinsel ilişki) ve fornication (evlilik dışı ilişki) suçlarından ayırmak için gerekliydi. Çünkü mağdur tecavüzü bildirirken aynı zamanda bu suçları da itiraf etmiş oluyordu.
Dolayısıyla tecavüz suçu başlangıçta “istenmeyen cinsel ilişki” şeklindeki toplumsal zararı hedef almak üzere geliştirilmemiştir. Günümüzdeki “zor kullanılarak tecavüz” tanımı da bu tarihsel sınırlılığı yansıtmaktadır; bu tanım, tüm istenmeyen cinsel ilişkileri değil, yalnızca silah ve şiddet eşliğinde gerçekleşen istenmeyen cinsel ilişkileri kapsamaktadır.
1980’lerde başlayan reform hareketleri sonucunda tecavüz, “zor kullanma” unsurundan bağımsız olarak ve “rıza yokluğu” (non-consent) esas alınarak yeniden tanımlanmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda bugün otuz altı yargı çevresi, tecavüz suçunun unsurlarına “rıza yokluğu” unsurunu eklemiştir. Çoğu zaman bu unsur, mevcut “zor kullanılarak tecavüz” tanımına alternatif bir ihlal yöntemi olarak eklenmiştir.
Burada “rıza yokluğuna dayalı tecavüz” olarak ifade edilen bu yeni yaklaşım da hâlen çok sayıda istenmeyen cinsel ilişkiyi suç kapsamı dışında bırakmaktadır.
Sadece sekiz yargı çevresi tecavüzü tamamen “kişinin rızası olmadan onunla cinsel ilişkiye girme” şeklinde tanımlamaktadır.
Buna karşılık geri kalan yirmi sekiz yargı çevresi, rıza yokluğu unsurunu tarafların yaşı, çalışma ilişkisi veya sarhoşluk durumu gibi belirli koşullara bağlamakta ve sınırlandırmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder