Uluslararası Ceza Mahkemesi İçin Minimalist Bir Tazminat Rejimi
Eric A. Posner
Özet
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önüne çıkması muhtemel türdeki kişiler tarafından işlenen kitlesel vahşet suçlarının mağdurlarına tazminat sağlanması, son derece karmaşık ve politik açıdan hassas sorunlar doğurmaktadır. UCM zor bir konumda olacaktır; çünkü çoğu durumda faillerin büyük çoğunluğu hakkında mahkûmiyet kararı veremeyecek, mağdurların büyük kısmına zarar veren kişiler hakkında hüküm kuramayacak ve mahkûm edilen sanıklardan yalnızca sınırlı miktarda mali kaynak elde edebilecektir. Bu nedenle tazminatların dağıtımı çoğu zaman ahlaki açıdan keyfi görünecek ve siyasi tartışmalara yol açacaktır.
Tazminat verme konusunda deneyim eksikliği ve taraflılık suçlamalarına açık olması nedeniyle UCM’nin minimalist bir yaklaşım benimsemesi uygun olacaktır. Mahkeme, tamamlayıcılık (complementarity) ilkesini tazminatlara da geniş yorumlamalı ve tazminata ancak son çare olarak hükmetmelidir; yani ancak devletlerin kötü niyetle tazminat vermeyi reddettiği veya iyi niyetle hareket edemeyeceğinin düşünüldüğü durumlarda devreye girmelidir.
Gerekçe (Argument)
UCM’ye, Mahkeme tarafından mahkûm edilen sanıkların işlediği uluslararası suçların mağdurlarına tazminat hükmetme yetkisi verilmiştir. Tazminat kaynakları sanıkların malvarlıklarından veya devletler ve diğer aktörlerin katkılarından sağlanabilir. UCM henüz tazminata hükmetmemiştir; ancak ilk davasının sonuçlanmasının yaklaşmasıyla birlikte, tazminat rejiminin nasıl tasarlanacağı sorusu gündeme gelmiştir.
UCM’nin karşı karşıya olduğu temel sorun, onun “son çare mahkemesi” olmasıdır. Yani Mahkeme, ancak ulusal hukuk sistemleri mahkûmiyet sağlayamadığında devreye girer. Genellikle UCM, iç savaş gibi ciddi toplumsal karışıklıkların yaşandığı ve çok sayıda fail ile mağdurun bulunduğu durumlarda yetki kullanır. Bu nedenle çoğu durumda UCM, faillerin yalnızca küçük bir kısmını ve işlenen suçların sınırlı bir bölümünü yargılayıp mahkûm edebilecektir. Bu durum, Nürnberg Mahkemeleri, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi diğer uluslararası mahkemelerde de görülmüştür.
Bu durum iki temel soruna yol açar:
Birinci sorun, yaptırımlar arasındaki eşitsizliğin büyümesidir. UCM tarafından yargılanan kişiler genellikle daha ağır cezalar alır ve malvarlıklarına el konulur. Buna karşılık, ulusal mahkemelerde yargılanan kişiler çoğu zaman daha hafif cezalar alır veya hiç mahkûm edilmez. Bu durum:
-
Yakalanmaktan kaçınmayı teşvik edebilir,
-
Siyasi gerilimleri artırabilir,
-
Aynı suçu işleyenlerin farklı şekilde cezalandırılması nedeniyle adalet duygusunu zedeleyebilir.
İkinci ve daha ciddi sorun ise tazminatların adil dağıtılamamasıdır. UCM iki seçenek arasında kalır:
-
Sadece mahkûm edilen sanıkların mağdurlarına tazminat vermek:
Bu yaklaşım adaletsiz görülür; çünkü önemli olan mağduriyetin kendisidir, failin hangi mahkemede yargılandığı değil. -
Toplanan malvarlığını tüm mağdurlara dağıtmak:
Bu ise UCM’nin yetki sınırlarını aşmasına ve devletlerin egemenlik alanına müdahale etmesine yol açabilir.
Bu tür sorunlar, Holokost tazminatları veya II. Dünya Savaşı sırasında ABD’deki toplama kamplarına ilişkin tazminatlar gibi diğer tazminat rejimlerinde de görülmüştür. Mağdurların kim olduğunun belirlenmesi son derece karmaşıktır. Örneğin, etnik temizlik sırasında işlenen suçlarla sıradan suçların birbirinden ayrılması oldukça güçtür.
Ayrıca mağduriyet derecelerinin (işkence, ölüm, mal kaybı, yerinden edilme vb.) nasıl değerlendirileceği de hem ahlaki hem siyasi bir sorundur. UCM’nin bu tür değerlendirmeler yapması, onun meşruiyetini zedeleyebilir.
Buna ek olarak, tek bir sanığın malvarlığı üzerinde birden fazla tazminat talebi olabilir. Ulusal hukuk sistemleri ile UCM’nin süreçleri arasında çatışmalar yaşanabilir. Çoğu durumda ulusal sistemler:
-
Daha fazla kaynağa erişebilir,
-
Mağdurlar tarafından daha fazla güvenilir bulunabilir,
-
Yerel değerleri daha iyi yansıtabilir.
Bu nedenle, ulusal sistemlerin tazminatları yürütmesi çoğu zaman daha uygun olabilir.
Minimalist Yaklaşım Önerisi
Bu zorluklar nedeniyle UCM’nin minimalist bir yaklaşım benimsemesi önerilmektedir:
-
Tamamlayıcılık ilkesi tazminatlara da uygulanmalıdır.
UCM, bir mahkûmiyet sonrası öncelikle ilgili devletin tazminat rejimi olup olmadığını araştırmalıdır. -
Ulusal sistemlere öncelik tanınmalıdır.
Kusurlu olsa bile ulusal tazminat sistemlerine saygı gösterilmelidir. -
UCM yalnızca istisnai durumlarda devreye girmelidir.
Eğer devlet:-
Kötü niyetle tazminatı reddediyorsa veya
-
Güvenilir bir sistem kuramamışsa
UCM tazminat sürecini yürütmelidir.
-
-
Eğer devlet güvenilirse, fonlar devlete devredilebilir.
Devlet bu fonları kamu projeleri veya mağdurlar lehine kullanabilir. -
Devlet güvenilir değilse:
-
Fonlar emanette tutulabilir,
-
Sembolik tazminatlar (özür vb.) tercih edilebilir,
-
Sınırlı ve basit bir talep sistemi kurulabilir.
-
Pragmatik Sınırlamalar
Gerçekçi olmak gerekir:
-
Mağdurlar genellikle yoksul ve yerinden edilmiş kişilerdir,
-
Hukuki süreçlere erişimleri sınırlıdır,
-
Otoriter rejimlerde tekrar mağdur edilebilirler.
Bu nedenle UCM:
-
Basit kurallar benimsemeli (örneğin sadece ağır ihlaller için tazminat),
-
Tüm malvarlıklarını bir havuzda toplayabilir,
-
Ancak bunun da keyfilik algısı yaratacağını kabul etmelidir.
Sonuç
Tazminatların verilmesi doğası gereği siyasi bir süreçtir ve derin ahlaki tartışmalar içerir. Bu durum, zaten taraflılık eleştirilerine maruz kalan UCM’nin meşruiyetini daha da zorlayabilir.
Bu sorunlar tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak devletlere mümkün olan en geniş alanı tanıyan minimalist bir yaklaşım, bu riskleri azaltabilir.
Son olarak, tazminatlar için yeterli kaynak bulunması neredeyse hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. UCM’nin bunu sağlamaya yönelik güçlü araçları da yoktur. Bu nedenle Mahkeme, kendi kapasite sınırlarını kabul etmeli ve bu sınırlamalarla uyumlu bir politika geliştirmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder