Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mağdur Tanıklığı Olmadan Kitlesel Tecavüz Suçuna İlişkin Mahkûmiyet Kararı Verebilir mi?
Kelly Dawn Askin
Özet
Evet, birçok durumda Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), hayatta kalan mağdurların tanıklığı olmaksızın kitlesel tecavüz suçundan mahkûmiyet kararı verebilir. Bununla birlikte, bu durum savcıların, ifade vermeye istekli ve mümkün durumda olan mağdurlara tanıklık fırsatı sunmaması gerektiği anlamına gelmez. Cinsel suçların yaygın ve çoğu zaman sistematik niteliği ile sıklıkla kamuya açık alanlarda işlenmesi, kitlesel tecavüz suçlarına ilişkin çok sayıda görgü tanığının bulunmasına yol açmaktadır. Görgü tanıkları veya içeriden tanıklar bulunmasa dahi, tıbbi ve adli deliller, Birleşmiş Milletler ajansları ve insani yardım kuruluşlarının belgeleri, sivil toplum kuruluşlarının raporları ve araştırmacı gazetecilerin bulguları gibi başka deliller de mevcut olabilir.
Savaş suçları mahkemelerinin içtihatları, özellikle sanığın yetki sahibi bir konumda olduğu ve astlarının işlediği suçları önlemediği, durdurmadığı veya cezalandırmadığı durumlarda, doğrudan mağdur tanıklığı olmaksızın mahkûmiyet kurmanın daha kolay olduğunu göstermektedir.
Buna karşılık, alt düzey failler veya doğrudan suçu işleyen kişiler bakımından, sanık ile suç arasında makul şüpheyi aşan bağlantıyı kuran delillerin yokluğunda, mağdur tanıklığı olmadan mahkûmiyet kurmak daha zor olabilir.
Gerekçe (Argument)
Savaş suçları mahkemeleri, bazı suçlamaları doğrudan mağdur tanıklığı olmaksızın sıklıkla değerlendirmektedir. Örneğin kitlesel öldürme veya yok etme gibi suçlarda, mağdurların tanıklık yapması çoğu zaman imkânsızdır; zira mağdurlar genellikle öldürülmüştür. Teorik olarak, tecavüz suçlarında da mahkûmiyet için mağdurun tanıklığı zorunlu değildir; nitekim bazı durumlarda mağdurlar tecavüz edildikten sonra öldürülmektedir.
Hayatta kalan mağdurlar açısından ise cinsel şiddete ilişkin tanıklık yapmak son derece travmatik olabilir. Bu suçlar, bireyin en mahrem alanına yöneldiği için ifade vermek zorlaşmaktadır. Ayrıca bazı toplumlarda kadınların cinselliği aile onuru ile ilişkilendirildiğinden, mağdurların damgalanması söz konusu olabilmektedir. Bu damgalama:
-
Suçun bildirilmesini zorlaştırmakta,
-
Failler için teşvik edici bir unsur oluşturmakta,
-
Mağdur ve toplum üzerindeki zararı artırmaktadır.
Tecavüz suçlarının ispatında yükün fiilen mağdura kaydırılması da (örneğin rıza unsurunun ispatı), bu suçların soruşturulması ve kovuşturulmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle mağdur olmayan tanıkların ifadeleri büyük önem taşır.
UCM önündeki mevcut durumlar—Darfur, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kuzey Uganda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kenya, Fildişi Sahili ve Libya—cinsel şiddet suçlarının hesap verilmesini gerektirmektedir.
Savaş ve kitlesel vahşet durumlarında tecavüz genellikle tek başına işlenen bir suç değildir. Çoğu zaman cinayet, işkence, zorla yerinden etme ve yağma gibi suçlarla birlikte ve benzer kalıplar içinde işlenir. Tecavüzün korku yaratma etkisini artırmak için:
-
Çoğu zaman aleni şekilde,
-
Birden fazla fail tarafından,
-
Aile üyelerinin gözü önünde
işlendiği görülür. Bu durum, çok sayıda tanığın ortaya çıkmasına yol açar ve doğrudan mağdur tanıklığı olmadan da ispatı kolaylaştırır.
Cinsel şiddet:
-
Fırsatçı şekilde (kaos ortamında),
-
Savaş aracı olarak (karşı tarafı sindirmek için),
-
“Kolaylık” amacıyla (kölelik, zorla evlendirme vb.)
işlenebilmektedir. Bu suçlar günler, aylar hatta yıllar boyunca devam edebilir. Erkeklere yönelik tecavüz vakaları da giderek daha fazla belgelenmektedir.
Bu suçlar bazen doğrudan emredilmiş, bazen teşvik edilmiş, bazen de görmezden gelinmiştir. Tarihsel deneyimler, tecavüzün yasaklanmasına rağmen yaygın şekilde işlenmeye devam ettiğini göstermektedir. Bu durum, zamanla fiilen tolere edilen bir pratiğe dönüşebilir.
Örneğin Nürnberg Mahkemeleri sırasında cinsel suçlar açıkça ayrı bir suç olarak düzenlenmemiş olsa da, insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmiş ve delil olarak sunulmuştur. Benzer şekilde Tokyo Yargılamaları sırasında da tecavüz doğrudan düzenlenmemiş olsa bile savaş suçları kapsamında ele alınmıştır.
Güncel uluslararası mahkemeler de mağdur tanıklığı olmaksızın mahkûmiyet verebilmiştir. Örneğin Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi önündeki Bagosora davasında 242 tanıktan yalnızca biri kendi yaşadığı cinsel şiddeti anlatmıştır. Buna rağmen, çok sayıda tanık cinsel şiddetin yaygınlığına ilişkin bilgi vermiştir ve Mahkeme, sanığın astlarının işlediği tecavüz suçlarını önlememesi nedeniyle sorumlu olduğuna karar vermiştir.
Ancak aynı davada, bağlantı delillerinin yetersiz olduğu diğer sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu da, mağdur tanıklığı olmasa bile en azından güçlü bağlantı delillerinin gerekli olduğunu göstermektedir.
Alternatif Delil Türleri
Mağdur tanıklığının yokluğunda şu deliller önemli rol oynar:
-
Tıbbi ve adli raporlar
-
Uzman görüşleri
-
Sivil toplum ve BM raporları
-
Gazetecilik araştırmaları
-
Tanık beyanları (görgü tanıkları, içeriden kişiler)
Gerekirse alt düzey faillerin tanıklığı karşılığında bağışıklık verilmesi de düşünülebilir. Tanıkların korunması ise zorunludur.
Örneğin Charles Taylor davasında mağdur tanıklığı bulunmasına rağmen, diğer deliller de mahkûmiyet için yeterli görülmüştür.
Mağdur Tanıklığının Önemi
Her ne kadar hukuken zorunlu olmasa da, mağdur tanıklığı önemlidir. Çünkü:
-
Bazı mağdurlar için iyileştirici bir etkisi vardır,
-
Hakikatin ortaya çıkmasına katkı sağlar,
-
Hayatta kalamayan mağdurlar adına konuşma imkânı verir.
Bir araştırmaya göre, eski Yugoslavya Mahkemesi’nde tecavüz hakkında tanıklık yapanların %84’ü bunun “çok önemli” olduğunu belirtmiştir.
Sonuç
UCM, uygun koşullarda mağdur tanıklığı olmaksızın kitlesel tecavüz suçundan mahkûmiyet kurabilir. Ancak bu, mağdurların süreçten dışlanması gerektiği anlamına gelmez. Aksine:
-
Mağdur olmayan tanıklar,
-
Belgesel ve teknik deliller,
-
Uzman görüşleri
birlikte değerlendirilmelidir.
En sağlıklı yaklaşım, hem mağdurların tanıklık yapma hakkını korumak hem de gerekli durumlarda alternatif delillerle adaleti sağlamaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder