13 Mayıs 2026 Çarşamba

 

Kadınların Rızaya Dayalı ve Rızaya Dayalı Olmayan Cinsel Deneyimlerinin “İstenmişliği”nin Kavramsallaştırılması: Kadınların Tecavüz Deneyimlerini Nasıl Etiketlediklerine İlişkin Sonuçlar

Zoë D. Peterson
The Kinsey Institute for Research in Sex, Gender, and Reproduction
Charlene L. Muehlenhard
University of Kansas

Seks çoğu zaman ya istenen ve rızaya dayalı ya da istenmeyen ve rızaya dayalı olmayan bir eylem olarak kavramsallaştırılmaktadır. Bu yaklaşım, “istemeyi” tek boyutlu ve ikili bir yapı olarak gören; ayrıca isteme ile rızayı birbirine karıştıran örtük bir modele dayanmaktadır. Bu çalışmanın üç amacı vardır:

  1. Bir cinsel eylemin “istenmişliğini” kavramsallaştırmak için çok boyutlu bir model geliştirmek,
  2. Bu modeli kullanarak kadınların tecavüz ve rızaya dayalı seks deneyimlerini karşılaştırmak,
  3. “İstenmişlik” kavramının kadınların yaşadıklarını tecavüz olarak etiketleyip etiketlememesiyle ilişkili olup olmadığını değerlendirmek.

Katılımcılar, tecavüz deneyimlerini anlatan üniversiteli kadınlar (n = 77) ile rızaya dayalı cinsel ilişki deneyimlerini anlatan kadınlardan (n = 87) oluşmuştur. Bulgular, cinsel istemenin çok boyutlu bir modelini ve isteme–rıza ayrımını desteklemiştir. Tecavüzü “tecavüz” olarak kabul etmeyen mağdurlar, bunu kabul eden mağdurlara kıyasla, cinsel ilişkiyi daha fazla “istemiş” olduklarını bildirmişlerdir; buna rağmen ilişkiye rıza göstermemişlerdir.

Birçok kişi, kamuoyu ve araştırmacılar dâhil olmak üzere, seksi ya istenen ya da istenmeyen bir şey olarak görmektedir; istenen seks rızaya dayalı, istenmeyen seks ise rızaya dayalı olmayan seks olarak kabul edilmektedir. Ancak gerçek yaşam çoğu zaman daha karmaşıktır. Örneğin bir kadın, rızaya dayalı olmayan bir cinsel deneyimden hemen önceki düşüncelerini şöyle anlatmıştır:

“Bunu gerçekten yapmamam gerektiğini düşünüyordum; ama öte yandan, sanki bir omzumda şeytan diğer omzumda melek varmış gibi, ‘çok yakışıklı, ondan gerçekten hoşlanıyorum ve eğer yapmazsam beni sadece oyaladığımı düşünecek’ diyordum.”
(Peterson & Muehlenhard, 2000)

Bu kadın, seks yapmak istemesi için bazı nedenler ve istememesi için başka nedenler ifade etmiştir. Dahası, seks yapmak istemesine ilişkin nedenler belirtmesine rağmen, anket cevapları onun aslında rıza göstermediğini açıkça ortaya koymuştur.

Seks hem istenen hem de istenmeyen olabilir mi?
Seks istenmiş ama rızaya dayalı olmamış olabilir mi?

Bu soruların bilimsel, klinik, hukuki ve kişilerarası açıdan önemli sonuçları vardır.

Bu makalede yazarlar önce cinsel istemeyi kavramsallaştırmak için yaygın olarak kullanılan baskın modeli açıklamakta ve bu modelin sorunlarını tartışmaktadır. Ardından yeni bir cinsel isteme modeli sunmakta ve bu modeli kadınların rızaya dayalı seks ve tecavüz deneyimlerine ilişkin duygularını incelemek için kullanmaktadır.


Cinsel İstemenin Baskın Modeli

Baskın modele göre seks ya istenen ya da istenmeyen bir şeydir; yani model tek boyutlu ve ikili yapıdadır. İstenen seks rızaya dayalı, istenmeyen seks ise rızaya dayalı olmayan seks olarak kabul edilir. Böylece isteme ile rıza birbirine karıştırılmış olur (Muehlenhard & Peterson, 2005).

Araştırmacılar bu modeli açıkça tanımlamasa da, birçok çalışma bu anlayışla uyumludur.

İstenmişlikte Tek Boyutlu ve İkili Yaklaşımın Örnekleri

Araştırmalarda sıkça görülen baskın model, seksi açık biçimde ya “istenen” ya da “istenmeyen” olarak ele alır. Anketler katılımcılardan yalnızca “istenen seks” veya “istenmeyen seks” örneklerini hatırlamalarını ister; katılımcıların ambivalansını (ikircikli duygularını) ifade etmelerine izin verilmez.

Örneğin, token resistance (sembolik direnç) üzerine bir çalışmada Muehlenhard ve Hollabaugh (1988), kadınlara şu durumu yaşayıp yaşamadıklarını sormuştur:

“Bir erkekle birlikteydiniz; o cinsel ilişki istiyordu ve siz de istiyordunuz ama bir nedenle istemediğinizi belirttiniz...”

Bu soru, seksin ya istenen ya da istenmeyen bir şey olduğu varsayımına dayanmakta ve ambivalansa yer vermemektedir.

Benzer biçimde cinsel atılganlık araştırmaları da aynı ikili modele dayanır. Örneğin Morokoff ve arkadaşlarının (1997) Cinsel Atılganlık Ölçeği, “istenen cinsel deneyimi başlatma” ve “istenmeyen cinsel deneyimi reddetme” gibi kavramları ölçmek üzere tasarlanmıştır.


İsteme ile Rızanın Birbirine Karıştırılması

Baskın model, istemeyi rıza ile eşitlemektedir. Bu yaklaşım şu durumlarda görülür:

  • Katılımcılara “istenmeyen seks” sorulur ama cevaplar doğrudan rızaya dayalı olmayan seks olarak değerlendirilir.
  • Böylece “istenmeyen ama rızaya dayalı seks” kavramsal olarak imkânsız hale gelir.
  • Aynı şekilde “istenmiş ama rızaya dayalı olmayan seks” de imkânsız kabul edilir.

Örneğin Muehlenhard ve Linton (1987), tecavüzü şu şekilde tanımlamıştır:

Kadının istemediği ve bunu partnerine açıkça belli ettiği halde, partnerin yine de cinsel ilişkiye girmesi.

Benzer biçimde Mary P. Koss ve arkadaşlarının ulusal araştırmasında tecavüz, “kadının istemediği halde” gerçekleşen ilişki olarak tanımlanmıştır.

Bu tanımlar, tecavüz sayılabilmesi için ilişkinin açık biçimde istenmemiş olması gerektiğini ima etmektedir.


Baskın Modelin Sorunları

İstenen–İstenmeyen İkileminin Sorunları

Gerçekte birçok insan seks konusunda ambivalans yaşamaktadır.
Mary O'Sullivan ve Gaines’in (1998) çalışmasında üniversite öğrencilerinin %80’den fazlası, bir cinsel etkinlik konusunda kararsızlık yaşadıkları bir durum bildirmiştir.

Kadınların ifadeleri buna örnektir:

“Bedenim onu istiyordu ama zihnim daha iyisini biliyordu.”

“Onunla birlikte olmak istiyordum ama ilişkiye nasıl baktığını bilmiyordum.”

Bu ifadeler, aynı anda hem isteme hem istememe nedenlerinin bulunabileceğini göstermektedir.


İsteme ile Rızayı Birbirinden Ayırmak

Yazarlar, isteme ile rızanın ayrı kavramlar olduğunu savunmaktadır.

  • Bir şeyi istemek: onu arzulamak, ona eğilim duymak, olumlu görmek.
  • Rıza göstermek: ona gönüllü olarak katılmayı kabul etmek.

Bir kişi istemediği halde bir şeye razı olabilir.
Örneğin pazartesi işe gitmek istemeyen biri yine de gitmeye razı olabilir.

Tersine, kişi bir şeyi isteyebilir ama rıza göstermemeye karar verebilir.
Örneğin arkadaşlarıyla içki içmek isteyip sınav çalışmak için evde kalmayı seçebilir.


Rızaya Dayalı Ama İstenmeyen Seks

Birçok kişi istemediği halde sekse rıza gösterdiğini bildirmiştir.
Araştırmalarda kadınların %50’si ve erkeklerin %26’sı iki haftalık süreçte istemedikleri halde sekse razı olduklarını belirtmiştir.

Başlıca nedenler:

  • Partnerin ihtiyaçlarını karşılamak,
  • Yakınlığı sürdürmek,
  • İlişkide gerginliği önlemek,
  • Partnerin duygularını incitmemek,
  • Kendini yükümlü hissetmek.

İstenmiş Ama Rızaya Dayalı Olmayan Seks

Yazarlara göre, isteme ile rıza ayrıldığında “istenmiş ama rızaya dayalı olmayan seks” mümkündür.

Bir kişi:

  • Cinsel etkinliği arzulayabilir,
  • Bazı yönlerini olumlu görebilir,
  • Ama yine de buna razı olmamaya karar verebilir.

Örneğin Satterfield ve Muehlenhard’ın (1996) çalışmasında, birçok kişi rızaya dayalı olmayan ama aynı zamanda bazı yönleriyle istenmiş cinsel deneyimler tanımlamıştır.

İsteme nedenleri arasında şunlar vardı:

  • Cinsel uyarılmışlık,
  • İlişkiyi geliştirme arzusu,
  • Kendilik imajını güçlendirme.

Tecavüzün “Tecavüz” Olarak Tanınmaması

Mary P. Koss ve arkadaşlarının araştırmasında, tecavüz mağdurlarının %73’ü yaşadıklarını “tecavüz” olarak etiketlememiştir.

Bu tür mağdurlar “unacknowledged rape victims” (tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar) olarak adlandırılmıştır.

Yazarlar bunun nedenlerinden birinin isteme ile rızanın karıştırılması olduğunu ileri sürmektedir.

Özellikle tanıdık kişiler arasındaki tecavüzlerde mağdurlar:

  • Seksi bazı yönleriyle istemiş olabilir,
  • Ancak yine de rıza göstermemiş olabilir.

Eğer kişi “gerçek tecavüz”ün tamamen istenmeyen bir deneyim olması gerektiğine inanıyorsa, yaşadığını tecavüz olarak görmeyebilir.


Mevcut Çalışma

Çalışmanın üç temel amacı vardır:

  1. Yeni bir cinsel isteme modeli geliştirmek,
  2. Bu modeli rızaya dayalı ve rızaya dayalı olmayan seks deneyimlerine uygulamak,
  3. Tecavüz mağdurlarının deneyimlerini nasıl etiketlediğini incelemek.

Yeni model şu unsurları içermektedir:

  • İkilem yerine dereceli isteme,
  • Çok boyutlu isteme,
  • Eylem ile sonuçların ayrılması,
  • İsteme ile rızanın ayrılması.

Yöntem

Katılımcılar:

  • 339 kadın üniversite öğrencisi,
  • Ortalama yaş: 19,
  • Çoğu birinci sınıf öğrencisi.

Araştırmacılar iki grup oluşturmuştur:

  1. Tecavüz yaşamış kadınlar (n = 77),
  2. Rızaya dayalı cinsel ilişki yaşamış kadınlar (n = 87).

Tecavüz grubu belirlenirken şu kriterler aranmıştır:

  • Katılımcının 14 yaşından büyük olması,
  • Penil-vajinal ilişki yaşanmış olması,
  • Rıza bulunmaması,
  • Fiziksel güç, korkutma veya ağır intoxication nedeniyle direnememe durumu.

Araştırmacılar yalnızca açık ve net vakaları dahil etmeyi tercih etmişlerdir.

Katılımcıların deneyimlerine uyguladıkları etiketler.
SEQ’nin bir sonraki bölümünde katılımcılara, rızaya dayalı ya da rızaya dayalı olmayan cinsel deneyimlerini nasıl adlandırdıkları soruldu. Öncelikle açık uçlu cevaplar yazdılar. Daha sonra kendilerine 25 olası etiketten oluşan bir liste verildi ve deneyimlerine uygun olan etiketleri işaretlemeleri istendi. Olası etiketler arasında “tecavüz”ün yanı sıra “iyi bir cinsel deneyim”, “kötü bir cinsel deneyim”, “heyecan verici bir cinsel deneyim”, “benim açımdan bir hata” ve “diğer kişinin hatası” gibi seçenekler de bulunuyordu. Çalışmadaki tecavüz tanımına uyan bir deneyim bildiren katılımcılardan “tecavüz” etiketini işaretleyenler, tecavüzü kabul eden mağdurlar; “tecavüz” etiketini işaretlemeyenler ise tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar olarak değerlendirildi.

Rızaya ilişkin sorular.
Daha sonra SEQ, katılımcılara deneyim sırasında hissettikleri ve ifade ettikleri rıza ile ilgili sorular yöneltti. Rıza hem bir zihinsel durum (yani içsel bir istek veya gönüllülük hissi) hem de bir davranış (yani sözlü veya fiziksel bir gönüllülük ifadesi) olarak kavramsallaştırılabilir (Hickman & Muehlenhard, 1999; Muehlenhard ve ark., 1992). Rızanın her iki biçimini de değerlendirmek amacıyla katılımcılardan aşağıdaki ifadelere ne ölçüde katıldıklarını 7’li bir ölçek üzerinde belirtmeleri istendi:
“Bu deneyime rıza gösterdiğimi veya kabul ettiğimi hissettim”,
“Diğer kişiye bu deneyime rıza gösterdiğimi veya kabul ettiğimi ilettim”,
ve “Diğer kişiye bu deneyime rıza göstermediğimi veya kabul etmediğimi ilettim.”

Katılımcılardan ayrıca, rızalarını veya rıza göstermediklerini nasıl ifade ettiklerini anlatı biçiminde açıklamaları istendi.

İsteme (Wanting) Ölçeği
Son olarak, katılımcıların cinsel deneyimi isteme ya da istememe nedenleri değerlendirildi. Bu önce açık uçlu sorularla, ardından da yeni “isteme modeli”ne dayanan nesnel bir ölçek olan Wanting Questionnaire ile yapıldı (Muehlenhard ve ark., 2002). Wanting Questionnaire, cinsel eylemin kendisini isteme ya da istememe nedenleri, cinsel eyleme girmenin sonuçlarını isteme ya da istememe nedenleri ve cinsel eyleme girmemenin sonuçlarını isteme ya da istememe nedenlerinden oluşan olası gerekçeleri liste halinde sundu (bkz. Ek A ve B).

Önceki araştırmalardaki temaları yansıtacak şekilde (Muehlenhard & Cook, 1988; O’Sullivan & Allgeier, 1998; O’Sullivan & Gaines, 1998; Satterfield & Muehlenhard, 1996), ölçek maddeleri; cinsel uyarılma, değerler, durumsal özellikler, sosyal statü, gebelik ve cinsel yolla bulaşan hastalık korkusu ve ilişkiyle ilgili kaygılarla bağlantılı isteme ya da istememe nedenlerini içeriyordu. Katılımcılar her bir ifadenin kendileri için doğru olup olmadığını belirttiler. Eğer ifade doğruysa, bu durumun cinsel etkinliği isteme ya da istememe açısından ne derece neden oluşturduğunu –3 ile 3 arasında değişen 7’li bir ölçek üzerinde değerlendirdiler:
–3 = cinsel ilişki istememek için güçlü bir neden,
0 = isteme veya istememe açısından bir neden değil,
3 = cinsel ilişki istemek için güçlü bir neden.

Katılımcılar ayrıca isteme düzeyine ilişkin üç genel değerlendirme yaptılar. Bu genel maddeler şunlardı:

“Genel olarak, CİNSEL İLİŞKİNİN KENDİSİNİ (sonuçları dikkate almadan) ne kadar istediniz ya da istemediniz?”

“Genel olarak, cinsel ilişkiye GİRMENİN OLASI SONUÇLARINI ne kadar istediniz ya da istemediniz?”

“Genel olarak, bu durumda cinsel ilişkiye girmeyi ne kadar istediniz ya da istemediniz? (İlişkinin kendisini, ilişkiye girmenin olası sonuçlarını ve ilişkiye girmemenin olası sonuçlarını birlikte dikkate alarak)”

Bu üç madde de –3 (kesinlikle istenmeyen) ile 3 (kesinlikle istenen) arasında derecelendirildi.

Yöntem
Tüm katılımcılar, kadın araştırma yardımcılarının gözetiminde, en fazla 25 kişilik gruplar halinde ölçekleri doldurdu. Katılımcılar gizliliği güvence altına alan ve haklarını açıklayan bir onam formu okudular. Araştırma yardımcıları ayrıca çalışmanın hassas niteliğine dikkat çeken bir açıklama da okudular.

Katılımcıların mahremiyetini korumak amacıyla:

  • dönüşümlü oturma düzeni uygulandı,
  • ölçekler anonim olarak dolduruldu (görüşmeye gönüllü olanlar hariç),
  • tamamlanan anketler manila zarflara konuldu; böylece herkes aynı tür boş zarfları teslim etmiş oldu.

Katılımcılar ayrılmadan önce çalışmanın amacı hakkında bilgilendirildi ve araştırmacılar ile yerel danışmanlık ve kriz hizmetlerinin iletişim bilgileri kendilerine verildi.

Görüşmeler
Anket paketindeki görüşme talep formunda görüşmeye katılmak istediğini belirten katılımcılardan bir alt örneklem ile bireysel takip görüşmeleri yapıldı. SEQ’de gerçek bir cinsel deneyim tanımlayan ve görüşmeye katılmak isteyen kadınlarla iletişime geçildi ve çalışmaya davet edildiler.

Görüşmeler:

  • tecavüz grubundan 6 kadın,
  • rızaya dayalı cinsel ilişki grubundan 1 kadın,
  • “rızaya dayalı olmayan cinselliğe benzer” ancak araştırmacıların tecavüz tanımına uymayan bir deneyim anlatan 1 kadın ile gerçekleştirildi.

Araştırmacılar bu yanıtları, konular hakkında daha derin içgörü kazanmak ve tartışmalarını örneklemek amacıyla kullandılar.

Sonuçlar

Amaç 1: Cinsel İstemenin Çok Boyutlu Bir Modelinin Geliştirilmesi
Bu çalışmanın ilk amacı, cinsel istemenin çok boyutlu bir modelini daha da geliştirmekti. Bu doğrultuda Wanting Questionnaire’ın faktör yapısı incelendi. Faktör analizlerinin sonuçları, cinselliği isteme ve istememenin çok boyutlu niteliğine ilişkin kanıt sağladı ve çalışmanın diğer amaçlarına yönelik alt ölçeklerin oluşturulmasına temel teşkil etti.

Keşfedici Faktör Analizleri
Keşfedici faktör analizine, ölçeği talimatlara uygun dolduran ve cinsel ilişkiyle ilgili gerçek bir deneyim tanımlayan 213 katılımcının verileri dahil edildi (yani rızaya dayalı cinsellik, rızaya dayalı olmayan cinsellik veya “rızaya dayalı olmayan cinselliğe benzer” bir deneyim).

İki adet ağırlıklandırılmamış en küçük kareler faktör analizi ve varimax rotasyonu uygulandı:

  • biri cinsel ilişki isteme nedenlerini,
  • diğeri ise istememe nedenlerini analiz etti.

Cinsel ilişki isteme nedenlerine ilişkin analizde, ortalama puanı pozitif olan 60 madde dahil edildi. Scree plot ve faktörlerin yorumlanabilirliğine dayanılarak 13 faktör korundu.

Cinsel ilişki istememe nedenlerine ilişkin analizde ise ortalama puanı negatif olan 43 madde kullanıldı ve 12 faktör korundu.

Faktör analizlerinde elde edilen çok sayıdaki yorumlanabilir faktör, “isteme”nin çok boyutlu bir yapı olarak kavramsallaştırılmasını desteklemektedir.

Alt Ölçeklerin Geliştirilmesi
Faktör analizlerinde belirlenen madde kümeleri kullanılarak alt ölçekler oluşturuldu. Cronbach alfa değerlerine dayanarak bazı madde setlerinde küçük değişiklikler yapıldı. Yalnızca iki veya daha fazla maddeden oluşan ve yeterli Cronbach alfa değerine sahip alt ölçekler korundu.

Alt ölçekler, Cronbach alfa değerleri ve örnek maddeler Tablo 1’de sunulmuştur.

Alt ölçek puanları şu şekilde hesaplandı:
Her katılımcının alt ölçek puanı, ilgili alt ölçekteki maddelerin ortalama puanına eşitlendi.

  • “Cinselliği İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinde negatif ve eksik puanlar sıfırla değiştirildi (yani bu durum cinselliği isteme nedeni değildir).
  • “Cinselliği İstememe Nedenleri” alt ölçeklerinde ise pozitif ve eksik puanlar sıfırla değiştirildi (yani bu durum cinselliği istememe nedeni değildir).

Amaç 2: Tecavüz ve Rızaya Dayalı Cinsellik Gruplarının Karşılaştırılması
Çalışmanın ikinci amacı, yeni modeli kadınların rızaya dayalı ve rızaya dayalı olmayan cinsel deneyimlerine uygulamaktı.

İstemenin Genel Değerlendirmeleri
Rıza ile isteme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tek yönlü çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) yapıldı.

Bağımsız değişken:

  • tecavüz grubuna veya rızaya dayalı cinsellik grubuna üyelik.

Bağımlı değişkenler:

  • cinsel ilişkinin kendisinin genel olarak ne kadar istendiği,
  • ilişkinin sonuçlarının ne kadar istendiği,
  • hem eylem hem sonuçlar dikkate alındığında ilişkinin genel olarak ne kadar istendiği.

Tecavüz ve rızaya dayalı cinsellik grupları arasında anlamlı farklar bulundu, Wilks’s Λ = .21, F(3,156)=199.93, p<.001.

Takip analizleri için varyans analizleri (ANOVA) yapıldı ve Bonferroni yöntemiyle alfa değeri .017 olarak ayarlandı.

Sonuçlara göre, tecavüz grubuna kıyasla rızaya dayalı cinsellik grubu:

  • cinsel eylemin kendisini,
  • sonuçlarını,
  • ve genel olarak ilişkiyi

daha yüksek düzeyde “istenen” olarak değerlendirdi.

Ortalama olarak:

  • rızaya dayalı cinsellik grubu, cinsel eylemi ve genel ilişkiyi “istenen”,
  • tecavüz grubu ise bunları “istenmeyen” olarak değerlendirdi.

Her iki grup da sonuçları genel olarak “istenmeyen” olarak değerlendirdi.

Gruplar arası farkların yanında grup içi değişkenlik de dikkat çekiciydi. Standart sapmalar ve yanıt aralıkları bunu göstermektedir (bkz. Tablo 2 ve 3).

Örneğin:

  • tecavüz grubundaki bazı katılımcılar eylemi, sonuçları ve genel ilişkiyi “istenen” olarak değerlendirdi;
  • buna karşılık rızaya dayalı cinsellik grubundaki bazı katılımcılar bunları “istenmeyen” olarak değerlendirdi.

Cinsel İlişkiyi İsteme ve İstememe Nedenleri
Grupları karşılaştırmak için MANOVA analizleri yapıldı.

“Cinselliği İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinde gruplar arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.22, F(8,143)=62.19, p<.001.

Rızaya dayalı cinsellik grubundakiler, deneyimi daha çok şu nedenlerle istemişti:

  • cinsel olarak istekli olmaları (“mood içinde olmak”),
  • ilişkiyi güçlendirme beklentisi,
  • tarafların sarhoş olmaması,
  • tarafların bakire olmaması.

Tecavüz grubundakiler ise ilişkiyi daha çok şu nedenlerle istemiş görünüyordu:

  • reddetmeleri halinde olumsuz sonuç beklemeleri,
  • fiziksel zarar görmekten korkmaları.

Araştırmacılar tartışma bölümünde bunların gerçekten “isteme nedeni” sayılıp sayılamayacağını ayrıca tartışmaktadır.

“Cinselliği İstememe Nedenleri” analizinde de gruplar arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.30, F(6,145)=55.44, p<.001.

Tecavüz grubu, cinselliği daha çok şu nedenlerle istemediğini belirtti:

  • istekli ruh halinde olmamak,
  • olumsuz sonuç beklemek,
  • performans konusunda güvensizlik,
  • diğer kişiden hoşlanmamak,
  • olumsuz sosyal sonuçlardan korkmak.

Amaç 3: Tecavüzü Kabul Eden ve Etmeyen Mağdurların Karşılaştırılması
Çalışmanın üçüncü amacı, cinselliği isteme konusundaki ambivalansın (ikircikliliğin), mağdurların kendilerini “tecavüz mağduru” olarak tanıyıp tanımamalarıyla ilişkili olup olmadığını değerlendirmekti.

Tecavüz grubundaki kadınlardan, deneyimlerine “tecavüz” etiketini uygulayanlar “tecavüzü kabul eden mağdurlar”, uygulamayanlar ise “tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar” olarak sınıflandırıldı.

Bu kritere göre:

  • %45,5’i (35 kişi) tecavüzü kabul eden,
  • %54,5’i (42 kişi) tecavüzü kabul etmeyen mağdurlardı.

Gruplar arasında:

  • zor kullanımı veya intoxication (alkol/uyuşturucu etkisi) yoluyla cinsel ilişkinin elde edilmesi,
  • faille önceki ilişki türü (tanıdık, arkadaş, erkek arkadaş vb.)

bakımından anlamlı fark bulunmadı.

İstemenin Genel Değerlendirmeleri
MANOVA analizine göre, tecavüzü kabul edenlerle etmeyenler arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.87, F(3,70)=3.61, p=.017.

Takip ANOVA analizlerine göre, tecavüzü kabul eden mağdurlar cinsel ilişkinin kendisini daha az istemiş olduklarını bildirdiler.

Buna karşılık:

  • sonuçların istenirliği,
  • genel istenirlik

bakımından anlamlı fark bulunmadı.

Cinsel İlişkiyi İsteme ve İstememe Nedenleri
“Cinselliği İsteme Nedenleri” analizinde anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.77, F(8,60)=2.22, p=.038.

Tecavüzü kabul etmeyen mağdurlar, tecavüzü kabul eden mağdurlara göre cinselliği daha çok “istekli ruh halinde oldukları” için istemiş olduklarını bildirdiler.

“Cinselliği İstememe Nedenleri” analizinde ise anlamlı fark bulunmadı.

İkincil Analizler: Rıza

Tecavüz ve Rızaya Dayalı Cinsellik Gruplarında Rıza Değerlendirmeleri
Katılımcılar:

  • kendilerini ne kadar rıza göstermiş hissettiklerini,
  • rızalarını ne kadar ifade ettiklerini,
  • rıza göstermediklerini ne kadar ifade ettiklerini

7’li ölçek üzerinde değerlendirmişlerdi.

MANOVA sonucunda gruplar arasında anlamlı fark bulundu, Wilks’s Λ=.14, F(3,157)=327.70, p<.001.

Rızaya dayalı cinsellik grubu:

  • daha yüksek rıza puanları,
  • daha düşük rıza göstermeme puanları verdi.

Ancak grup farkları tamamen keskin değildi.

Örneğin:
“Bu deneyime rıza gösterdiğimi hissettim” maddesinde:

  • tecavüz grubunun en sık verdiği yanıt 1 (“hiç doğru değil”) idi (%54),
  • rızaya dayalı cinsellik grubunun en sık verdiği yanıt 7 (“çok doğru”) idi (%88).

Fakat:

  • tecavüz grubunun yanıtları 1 ile 7 arasında,
  • rızaya dayalı cinsellik grubunun yanıtları ise 4 ile 7 arasında değişiyordu.

Birçok katılımcı ölçeğin orta değerlerini kullanarak rızayı derecelendirdi; bu durum, rızayı süreklilik gösteren bir kavram olarak gördüklerini düşündürmektedir.

Tecavüzün Kabulü ile Rıza Arasındaki İlişki
Tecavüzü kabul etme ile kişinin kendi algıladığı rıza arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla MANOVA yapıldı.

Sonuç anlamlıydı, Wilks’s Λ=.34, F(3,72)=12.42, p<.001.

Tecavüzü kabul eden mağdurlar, etmeyenlere göre:

  • ilişkinin daha az rızaya dayalı hissettirdiğini,
  • karşı tarafa daha az rıza ifade ettiklerini bildirdiler.

Tartışma

Yeni Cinsel İsteme Modeline Destek

İstemenin Sürekli ve Çok Boyutlu Bir Kavram Olması
Bu çalışmanın bulguları, önceki araştırmaların bulgularıyla birlikte (örn. Muehlenhard ve ark., 2002), cinsel istemenin sürekli ve çok boyutlu bir kavram olarak ele alınmasını desteklemektedir.

İstemenin sürekli doğası şu şekilde gösterildi:
Katılımcılar, genel isteme değerlendirmelerinde yalnızca ölçeğin uç noktalarını değil, tüm ölçeği kullandılar.

Wanting Questionnaire’ın faktör analizi de çok sayıda yorumlanabilir faktör ortaya çıkardı; bu durum cinsel istemenin çok boyutlu doğasını desteklemektedir.

Ayrıca açık uçlu sorulara verilen yanıtlarda birçok katılımcı, hem cinselliği isteme hem de istememe nedenlerini aynı anda tanımladı.

Örneğin, tecavüz grubundaki bir katılımcı cinsel ilişkiyi isteme nedenlerini şöyle açıkladı:

“Öncesindeki öpüşme/sevişmeden dolayı cinsel olarak uyarılmıştım, erkek arkadaşıma çok çekim duyuyordum ve alkol etkisi altındaydım.”

Aynı katılımcı istememe nedenlerini ise şöyle ifade etti:

“Uzun süredir birlikte değildik, çok yorgundum, kendimi iyi hissetmiyordum, fiziksel ve duygusal olarak hazır değildim.”
(Katılımcı #R-067, anket yanıtı)

Eylemi İstemek ile Sonuçlarını İstemek Arasındaki Ayrım

Sonuçlar ayrıca, bir cinsel eylemi istemek ile onun sonuçlarını istemek arasında ayrım yapılmasını desteklemiştir. Ortalama olarak, rızaya dayalı cinsel ilişki grubundaki kadınlar ilişkinin kendisini güçlü biçimde istediklerini, ancak sonuçlarını istemediklerini bildirmişlerdir. Nitel yanıtlarında hem tecavüz grubundaki hem de rızaya dayalı ilişki grubundaki kadınlar, cinsel ilişkiyi istemelerine rağmen sonuçlarını istememelerinin nedenlerini sıklıkla açıklamışlardır. Tecavüz grubundaki bir kadın, cinsel eylemi istediğini (“Azgındım ya da hormonal enerjimi nereye yönlendireceğimi bilmiyordum”) fakat sonuçlarını istemediğini (“Ailemi utandırmak istemiyordum. Tanrı’yla ilişkimi mahvetmek istemiyordum”; Katılımcı #R-019, anket yanıtı) yazmıştır. Rızaya dayalı ilişki grubundaki bir kadın ise cinsel eylemi isteme nedenlerini (“Ondan hoşlanıyordum, sarhoştum ve iyi hissettiriyordu”) fakat sonuçlarını istememe nedenlerini (“Hazır değildim ve hamile kalmak istemiyordum, onu sevmiyordum”; Katılımcı #C-027, anket yanıtı) açıklamıştır.

İsteme ile Rıza Arasındaki Ayrım

Şaşırtıcı olmayan biçimde, cinselliği istemek ile cinselliğe rıza göstermek yakından ilişkiliydi; ortalama olarak rıza dışı cinsel ilişki, rızaya dayalı cinsel ilişkiden daha az istenmiştir. Bununla birlikte sonuçlar, bireylerin bazen istemedikleri halde cinsel ilişkiye rıza gösterdiklerini, bazen de istedikleri halde rıza göstermediklerini ortaya koymuştur. Katılımcılar cinsel eylemin istenirliğini, sonuçlarını ve ilişkinin genel olarak istenirliğini değerlendirirken hem tecavüz hem de rızaya dayalı ilişki grupları, –3 (kesinlikle istenmeyen) ile 3 (kesinlikle istenen) arasındaki 7 puanlık ölçeğin neredeyse tamamını kullanmıştır. Tecavüz grubundaki kadınların yaklaşık beşte biri (%19), cinsel eylemi bir dereceye kadar istediklerini belirtmiştir (yani 1, 2 veya 3 puanı vermiştir). Rızaya dayalı ilişki grubundaki kadınların yarısı ise cinselliğin sonuçlarını bir dereceye kadar istenmeyen olarak değerlendirmiştir (–1, –2 veya –3). Genel istenirlik ölçüsünde bile tecavüz grubunun %5’i ilişkiyi istenen olarak, rızaya dayalı ilişki grubunun %6’sı ise istenmeyen olarak değerlendirmiştir.

Tecavüz grubundaki bir katılımcı, ilişkiyi genel olarak “çok istenen” olarak puanlamıştır. Kadın, kendisini sık sık bilinç kaybına yaklaşacak kadar sarhoş eden istismarcı erkek arkadaşından söz etmiştir. Erkek daha sonra protestolarına rağmen onunla cinsel ilişkiye giriyordu. Açıkça rıza dışı olmasına rağmen cinsellik tamamen istenmeyen değildi. Kadın, cinselliği isteme nedenlerini şöyle açıklamıştır: “Onu seviyordum ve mutlu olmasını istiyordum… Ben de azgındım, ta ki kontrolcüleşip kişiliği tamamen değişene kadar” (Katılımcı #R-140, anket yanıtı). Rıza göstermemiş olmasına rağmen “içten içe cinselliği istediğini” yazmıştır. İlişkinin genel olarak istenmiş olması, yaşanan tecavüzün sarsıcı olmadığı anlamına gelmemektedir; deneyimi “duygusal açıdan acı verici” olarak tanımlamıştır.

Buna karşılık, rızaya dayalı ilişki grubundaki bir katılımcı, ilişkiyi rızaya dayalı ve keyifli olarak tanımlamış, fakat buna rağmen genel olarak “kesinlikle istenmeyen” şeklinde puanlamıştır. Şöyle yazmıştır:

“Cinsel deneyimlerim çok az. Bekâretimi kısa süre önce kaybettim. Son cinsel ilişkimde hâlâ keşif aşamasındaydım… Hoşuma gidiyor ama evlilikten önce yaptığım için suçluluk duyguları yaşıyorum.”
(Katılımcı #C-082, anket yanıtı)

İsteme ile rıza arasındaki ayrım alt ölçeklerde de görülmüştür. “Cinselliği İsteme Nedenleri” alt ölçeklerinden ikisinde, tecavüz grubu rızaya dayalı ilişki grubundan daha yüksek puan almıştır. Tecavüz grubundaki kadınlar rıza göstermemelerine rağmen, diğer kişinin duygularını incitmekten korkma, reddederlerse karşı tarafı öfkelendirme ya da fiziksel zarar görme korkusu gibi nedenlerle cinselliği istemiş olduklarını bildirmişlerdir. Bir yandan, kadınların misilleme korkusuyla cinselliği istediklerini bildirmeleri (örneğin fiziksel zarar görme korkusu ya da “oyuncu” olmakla suçlanma korkusu), bu korkuların uyarılmış olmak ya da ilişkiyi güçlendirmek gibi nedenlerle aynı kategoride değerlendirilmesini problemli hale getirmektedir. Öte yandan, bazı kadınlar bunları gerçekten cinselliği isteme nedenleri olarak değerlendirmiştir. Bu durum, isteme ile rıza arasındaki ayrımın önemini yeniden göstermektedir; zarar görmekten kaçınmak için cinselliği “istemek”, özgür iradeyle rıza göstermekten açıkça farklıdır.

Yeni Modelin Uygulamaları

Bu yeni model ve anket, cinsel isteme düzeylerinin önemli olabileceği her konuda kullanılabilir. Örneğin, model mutlu ve mutsuz ilişkilerde cinselliğin hangi açılardan istendiği ya da istenmediğinin araştırılmasında yararlı olabilir. Ayrıca cinselliği isteme veya istememe duygularının cinsel işlev bozukluklarıyla ilişkili olup olmadığını incelemek için de kullanılabilir. Bir sonraki bölümde tartışacağımız gibi, bu model “kabul edilmeyen tecavüz” (unacknowledged rape) çalışmalarında da uygulanabilir.

Tecavüzün Kabul Edilmesini Yordayan Bir Etken Olarak İstenirlik

Tecavüzün hukuki tanımları eyaletten eyalete değişmekle birlikte, genel olarak bu tanımlar güç kullanımı veya rıza yokluğu esasına dayanmaktadır (Estrich, 1987; Posner & Silbaugh, 1996); cinsel eylemin istenip istenmediğine değil. Bununla birlikte mevcut çalışma, birçok kadının yaşadıkları deneyimi tecavüz olarak değerlendirip değerlendirmemelerinde “isteme düzeylerini” kullandıklarını göstermektedir. Tecavüz yaşadığını kabul eden mağdurlarla karşılaştırıldığında, yaşadığını tecavüz olarak tanımlamayan mağdurlar cinsel eylemin kendisini daha fazla istediklerini belirtmiş ve ilişkiyi daha çok “arzulu olma” nedeniyle istediklerini bildirmişlerdir (örneğin uyarılmış olmaları, cinselliğin haz vereceğini düşünmeleri ya da karşı tarafa çekim duymaları).

Nitel veriler de bu düşünceyi desteklemiştir. Açık uçlu sorulara verdikleri yanıtlarda, yaşadıkları olayı tecavüz olarak tanımlamayan bazı mağdurlar cinsel eylemi istediklerini belirtmiştir. Bir kadın, cinselliği isteme nedenini “merak… çünkü bakireydim” şeklinde açıklamıştır (Katılımcı #R-183, anket yanıtı). İlişki sırasında bilinç kaybı düzeyinde sarhoş olan bir başka katılımcı ise şöyle yazmıştır: “…sarhoş olduğumda genelde azgın olurum, bu yüzden muhtemelen ben de onun kadar istiyordum” (Katılımcı #R-015, anket yanıtı).

İstenirlik ile Tecavüzü Kabul Etme Arasındaki İlişkinin Sonuçları

Cinselliği istemek ile rıza göstermek arasındaki ayrım; mağdurlar, klinisyenler, mağdur destek uzmanları ve jüri üyeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Tecavüz, “istenmeyen cinsellik” olarak kavramsallaştırıldığında, mağdurun cinselliği istediğine dair herhangi bir kanıt (örneğin tecavüzden önce flörtöz davranışlar sergilemesi ya da olay sırasında cinsel uyarılma yaşaması), olayın aslında tecavüz olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Bunun sonucunda mağdurlar, “bunu kendisi istedi” şeklindeki suçlamalar nedeniyle suçluluk veya utanç hissedebilirler; oysa rıza göstermemişlerdir.

Yaşadığı deneyimi tecavüz olarak görmeyen bir kadının bunu polise bildirmesi veya yaşadığı sıkıntıyla baş etmek için destek araması olası değildir. Bazı araştırmalar, yaşadıklarını tecavüz olarak kabul etmeyen mağdurların, kabul eden mağdurlara göre iyileşme sürecinde daha fazla zorluk yaşadığını göstermektedir. Örneğin bu mağdurlar daha fazla duygusal sorun yaşamakta, iş yaşamları daha fazla etkilenmekte, daha az mutlu hissetmekte, daha az destek gördüklerini düşünmekte ve olay sonrasında daha fazla alkol tüketmektedirler (Botta & Pingree, 1997). Eğer tecavüzü kabul etmek uyumu kolaylaştırıyorsa, mağdurların; cinselliği istemek ile rıza göstermek arasındaki ayrımı ve tecavüzün belirleyici unsurunun “isteme eksikliği” değil “rıza yokluğu” olduğunu vurgulayan eğitimsel veya terapötik müdahalelerden yarar görebilecekleri düşünülebilir.

Diğer Bulgular ve Gelecek Araştırmalar İçin Yönelimler

Bu çalışmanın temel amacı olmamakla birlikte, katılımcıların nitel yanıtları ve ikincil nicel analizlerin sonuçları; tecavüzün tanımsal belirsizliği, rızanın karmaşıklığı ve tecavüzü kabul etmenin ya da etmemenin bireysel sonuçları hakkında önemli içgörüler sunmuştur.

Tecavüzün Tanımsal Belirsizliği

Tecavüz araştırmalarında genellikle katılımcılara operasyonel bir tecavüz tanımı verilir; bu tanıma uyan deneyimler yaşayanlar “tecavüz mağduru” olarak kabul edilir. Bu yaklaşım, araştırmacılar ile katılımcıların soruları aynı şekilde yorumladığı varsayımına dayanır. Ancak bu çalışmada katılımcıların anlatıları kodlandığında, araştırma tanımına göre hem yanlış pozitif hem de yanlış negatif tecavüz bildirimleri bulunduğu görülmüştür. Bu durum, hangi olayların “tecavüz” sayılması gerektiğine karar vermenin zorluklarını göstermektedir.

Katılımcı anlatılarını “tecavüz” ya da “tecavüz değil” şeklinde kodlamak çoğu zaman güç olmuş, özellikle fiziksel güç kullanılmayan ve yalnızca sarhoşluk kriteri bakımından tecavüz sayılabilecek olaylarda belirsizlik yaşanmıştır. Kansas hukukundaki tecavüz tanımı, “mağdurun alkol, uyuşturucu veya başka bir maddenin etkisi nedeniyle rıza veremeyecek durumda olması ve bu durumun fail tarafından bilinmesi ya da makul şekilde fark edilebilir olması” durumlarını kapsamaktadır (Kansas State Annals, 1995, 21-3502). Ancak bir kadının ne ölçüde sarhoş olduğunda “rıza veremeyecek durumda” sayılacağı ya da bu durumun fail açısından “makul biçimde fark edilebilir” olup olmadığı açık değildir.

Kadının bilinçsiz veya güçlükle konuşabilir durumda olması ya da açıkça rıza göstermemesine rağmen ilişkinin gerçekleşmesi halinde olayın hukuken tecavüz sayılacağı açıktır. Ancak kadının sarhoş olduğu her durum zorlayıcı ya da rıza dışı görünmemiştir. Örneğin araştırmacılar, sarhoş ve esrar etkisinde olduğunu bildiren bir kadını tecavüz grubuna dahil etmemiştir. Kadın şöyle yazmıştır: “Adam çok yakışıklıydı ve sarhoş seks en iyisidir” (Katılımcı #R-063, anket yanıtı) ve ilişkiye coşkuyla katıldığını belirtmiştir.

Özellikle “blackout” (alkol nedeniyle yaşanan hafıza kaybı) durumları kafa karıştırıcı olmuştur. Bu durumlarda katılımcılar cinsel karşılaşmanın yalnızca parçalarını hatırlayabilmiştir. Bir kişinin ilişkiyi unutacak kadar sarhoş olması, rıza veremeyecek kadar sarhoş olduğu izlenimini doğurabilir. Ancak blackout yaşayan kişiler konuşabilir, yürüyebilir hatta araç kullanabilir (Education, Training, and Research Associates, 1997). Dolayısıyla kadın, sonradan hatırlamasa bile o sırada rıza ifade etmiş olabilir. Fail de kadının ne kadar sarhoş olduğunu fark etmemiş olabilir. Bir katılımcı kendi kafa karışıklığını şöyle ifade etmiştir:

“Belki de rıza göstermiş olabilirim. Ne olduğunu hatırlamıyorum, bu yüzden ilişkiyi başlatan kişi ben de olabilirdim. Ama bunu hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğim.”
(Katılımcı #R-194, anket yanıtı)

Araştırmacılar bu kadını tecavüz grubuna dahil edip etmeme konusunda tartışmış, sonunda dahil etmemeye karar vermişlerdir.

Kadının korku nedeniyle ilişkiye boyun eğdiği durumları sınıflandırmak da bazen zor olmuştur. Kansas hukukunda tecavüz tanımı, mağdurun “güç veya korku nedeniyle etkisiz hale getirildiği” durumları da kapsamaktadır. Ancak hangi korku türlerinin buna dahil olduğu açık değildir. Araştırmacılar fiziksel zarar korkusunu dahil etmiş, sosyal sonuçlar veya ilişki çatışması korkusunu ise dahil etmemiştir. Örneğin bir katılımcı, sonradan tecavüz grubuna alınmamıştır ve şöyle yazmıştır:

“…onu durdurmamamın tek nedeni korkmamdı. Sanırım devam etmesine izin verdim çünkü onunla iletişim kurmaya devam etmek zorundaydım ve hakkımda söylenti yaymasını istemiyordum.”
(Katılımcı #R-149, anket yanıtı)

Araştırmacılar, söylenti korkusunun olayın tecavüz sayılması için yeterli olmadığı sonucuna varmıştır. Bu durumu zorlayıcı ama tecavüz olmayan bir durum olarak değerlendirmişlerdir.

Rızanın Belirsizliği

Bu çalışmada, yaşadıklarını tecavüz olarak kabul eden mağdurlar, etmeyen mağdurlara göre cinsel eylemi daha az rızaya dayalı olarak değerlendirmiştir. Ancak rıza ve rıza dışılık da, isteme ve istememe gibi, kesin sınırları olan kavramlar değildir. Katılımcıların çoğu rızayı ikili değil süreklilik gösteren bir kavram olarak görmüştür. Ölçeğin orta noktalarına verilen puanlar, deneyimin ne tamamen rızaya dayalı ne de tamamen rıza dışı olarak algılandığını göstermektedir.

Bazı katılımcılar pasif kalmayı rıza olarak değerlendirmiştir:

“Sanırım ‘rıza göstermiş’ sayılabilirim çünkü evet demedim ama sadece olmasına izin verdim.”
(Katılımcı #R-166, anket yanıtı)

Bu bulgu, üniversite öğrencileri arasında cinsel ilişkiye rıza göstermenin en yaygın biçiminin “hiçbir şey yapmamak” olduğunu gösteren önceki araştırmalarla uyumludur (Hickman & Muehlenhard, 1999).

Bazı katılımcılar ise belirli bir durumda bulunmayı başlı başına rıza göstermek olarak yorumlamıştır. Bir mağdur, “hayır” demesine ve karşı tarafı itmesine rağmen deneyimini “bir ölçüde rızaya dayalı” olarak değerlendirmiştir. Mülakatta, kendisini cinsel açıdan riskli bir durumda bulundurarak rıza gösterdiğini düşündüğünü açıklamıştır:

“Orada bulunuyor olmam ve arkadaşımı beni eve götürmesi için çağırmamam ya da ayık olan adamlardan birine beni eve bırakmasını söylememem… onunla yalnız kalma durumunu sorun etmemem… yani orada kalmam ve hiçbir şey söylememem, biraz rıza göstermek gibiydi.”
(Katılımcı #R-150, mülakat yanıtı)

Tecavüzü Kabul Etmenin veya Etmemenin Kadınlar Üzerindeki Etkileri

Daha önce belirtildiği gibi, tecavüzü kabul etmenin psikolojik iyileşme açısından yararlı olabileceğine dair bulgular vardır (Botta & Pingree, 1997). Bu çalışmada da bir mağdur şöyle demiştir:

“Eğer bunun tecavüz olduğunu düşünseydim kendimi bu kadar suçlamazdım; çünkü kontrol bendeydi ve olmasına izin verdim diye kendime kızıyorum.”
(Katılımcı #R-142, mülakat yanıtı)

Bununla birlikte, bir olayı “tecavüz” olarak adlandırmak bazı kadınlar için olumsuz sonuçlar da doğurabilir. Lamb (1999), birçok kadının kendisini “mağdur” olarak görmek istemediğini, çünkü bu etiketin çaresizlik ve kırılganlık duygularını yeniden canlandırdığını ileri sürmüştür. Bu doğrultuda bazı kadınlar, dayanıklılıklarını ve güçlerini vurgulamak için mağdur etiketini reddetmeyi tercih edebilir.

Bu çalışmada bir kadın, yaşadığını “tecavüz” olarak işaretlemiş ama bu terimi kullanmakta tereddüt ettiğini ifade etmiştir:

“Asla ‘tecavüz’ demiyorum — neden emin değilim. İnsanlara ilk deneyimimin benim seçimim olmadığını, zorlandığımı söylüyorum… Böyle söylemek beni daha az üzüyor. Ayrıca insanlar ‘tecavüz’ dediğimde benim hakkımda ne düşünür diye endişeleniyorum.”
(Katılımcı #R-197, anket yanıtı)

Bazı kadınlar da yaşadıkları olayı “tecavüz” yerine “büyük bir hata” olarak görmenin kendilerini daha güçlü ve daha az travmatize hissettirdiğini belirtmiştir.

Son Bir Nokta

İlk bakışta, bazı tecavüz mağdurlarının aslında cinselliği istemiş olabileceğini söylemek uygunsuz veya zararlı görünebilir. Sonuçta “O da istiyordu” ifadesi, mağdurları suçlamak için kullanılan yaygın bir tecavüz mitidir (Burt, 1980; Lonsway & Fitzgerald, 1995). Ancak yazarlar, bunun tersine, bu ayrımın mağdurlar açısından yararlı olabileceğini savunmaktadır.

Çoğu insan, bir kişinin cinselliği isteyip yine de rıza göstermemeye karar verebileceğini kabul edecektir. Eğer karşı taraf rıza olmaksızın devam ederse, cinsellik ne kadar istenmiş olursa olsun bu tecavüzdür. Günümüzde tecavüz anlayışı, geçmişte tecavüz sayılmayan birçok durumu kapsayacak şekilde genişlemiştir. Artık birçok kişi; mağdur faille flört etmiş olsa bile, alkol almış olsa bile, olay sırasında cinsel uyarılma veya orgazm yaşamış olsa bile, rıza yoksa bunun tecavüz olduğunu kabul etmektedir. Bu düşüncenin daha da genişletilerek şu sonuca ulaşılması yapıcı olabilir:

Eğer mağdur rıza göstermemişse, cinselliği istemiş olsa bile bu tecavüzdür.

Tecavüz, arzunun yokluğu değil, rızanın yokluğu ile ilgilidir — ve bu düşünce birçok mağdur açısından özgürleştirici olabilir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

  Kadınların Rızaya Dayalı ve Rızaya Dayalı Olmayan Cinsel Deneyimlerinin “İstenmişliği”nin Kavramsallaştırılması: Kadınların Tecavüz Deneyi...

TIBBİ ETİK