9 Ağustos 2026 Pazar

HURUFİLİK: HARFLERİN SIRRINDAN İNSANIN SIRRINA

 

HURUFİLİK: HARFLERİN SIRRINDAN İNSANIN SIRRINA

Giriş

İnsanlık tarihi boyunca insanlar yalnızca gördükleri dünyayı anlamaya çalışmadılar; aynı zamanda görünür olanın ardında saklı olduğuna inandıkları anlamları da aradılar. Kimi geleneklerde sayılar, kimi geleneklerde yıldızlar, kimi geleneklerde kelimeler ve harfler bu görünmeyen dünyanın anahtarları olarak kabul edildi. Hurufilik, işte bu arayışın İslam tasavvufu ve İran kültür havzası içerisinde ortaya çıkan en dikkat çekici örneklerinden biridir.



Hurufiliğin merkezinde son derece çarpıcı bir düşünce bulunur: Harf yalnızca bir yazı işareti değildir. Harf, varlığın kendisini açıklayan bir semboldür. İnsan bedeninde, kutsal metinlerde, evrende ve yaratılışın çeşitli unsurlarında harflerin izlerini görmek mümkündür. Bu nedenle Hurufiler için okumak, yalnızca yazılmış kelimeleri seslendirmek değildir; varlığın gizli kitabını okumaktır.

Bu bakımdan Hurufilik, yüzeysel olarak yalnızca "harflere anlam yükleyen mistik bir öğreti" şeklinde değerlendirilemeyecek kadar karmaşık bir düşünce sistemidir. Onun asıl dikkat çekici tarafı, Tanrı, insan, dil, kutsal metin ve kozmos arasında sembolik bir ilişki kurmasıdır.

Hurufiliğin tarih sahnesindeki en önemli ismi Fazlullah-ı Hurûfî'dir. XIV. yüzyılın ikinci yarısında İran coğrafyasında ortaya çıkan Fazlullah, kendisine özgü yorumlarıyla harfleri ve sayıları merkez alan bir mistik sistem geliştirmiştir. Onun ölümünden sonra düşünceleri İran, Azerbaycan, Irak, Anadolu ve Balkanlara kadar yayılan bir hareket hâline gelmiştir.

Hurufiliğin Osmanlı dünyasındaki serüveni ise özellikle dikkat çekicidir. Çünkü bu öğreti yalnızca dar bir tarikat çevresi içerisinde kalmamış; edebiyat, tasavvuf ve heterodoks İslam gelenekleri üzerinde iz bırakmıştır. Özellikle Seyyid Nesîmî'nin şiirleri, Hurufiliğin düşünsel dünyasını geniş kitlelere taşıyan en önemli kanallardan biri olmuştur.


1. Hurufilik Nedir?

"Hurufilik" kelimesi Arapça hurûf, yani "harfler" kelimesinden gelir. Dolayısıyla kelimenin en basit anlamıyla Hurufilik, harflere özel ve mistik anlamlar yükleyen bir düşünce sistemidir.

Ancak bu tanım eksiktir.

Çünkü Hurufilik açısından harf, yalnızca alfabenin bir parçası değildir. Harf, varlığın yapısına ilişkin bir işarettir. İnsan bedeninde bulunan birtakım şekiller, yüzün çizgileri, kutsal metinlerdeki harfler, sayısal değerler ve kozmik düzen arasında bir ilişki bulunduğu düşünülür.

Bu nedenle Hurufilikte "harf" kavramı üç farklı düzlemde düşünülebilir:

  1. Dilsel harf: Kelimeleri meydana getiren işaret,
  2. Sembolik harf: Gizli anlamların taşıyıcısı,
  3. Ontolojik harf: Varlığın kuruluşunu açıklayan temel unsur.

Üçüncü anlam, Hurufiliği sıradan bir harf sembolizminden ayırır.

Hurufiler açısından dünya okunması gereken bir metindir. Fakat bu metnin dili yalnızca konuşulan dil değildir. İnsan bedeni de bir metindir. Yüz de bir metindir. Kutsal kitap da bir metindir. Dolayısıyla insan, bir bakıma Tanrısal yazının canlı bir nüshasıdır.

Bu düşünce, Hurufiliğin en çarpıcı taraflarından birini ortaya çıkarır:

İnsan yalnızca anlam arayan bir varlık değildir; kendisi anlamın taşıyıcısıdır.


2. Fazlullah-ı Hurûfî ve Hurufiliğin Doğuşu

Hurufiliğin kurucu şahsiyeti olarak kabul edilen Fazlullah-ı Hurûfî, XIV. yüzyılda yaşamıştır. Kaynaklarda doğum yeri ve doğum tarihi konusunda çeşitli farklılıklar bulunmakla birlikte, onun Tebriz ve çevresindeki kültürel ortam içerisinde yetiştiği ve İran'ın mistik düşünce geleneklerinden yoğun biçimde etkilendiği kabul edilir.

Fazlullah'ın düşüncesinin oluştuğu dönem son derece hareketliydi.

Moğol istilalarının ardından İran ve çevresinde siyasi yapıların sürekli değiştiği, çeşitli tasavvufî hareketlerin güç kazandığı ve farklı dini yorumların ortaya çıktığı bir dönem söz konusuydu.

Bu ortamda Fazlullah, mevcut tasavvufî ve bâtınî düşüncelerden yararlanarak kendine özgü bir sistem geliştirdi.

Onun düşüncesinde harfler, sayılar ve insan bedeni arasında güçlü bir bağlantı bulunur.

Fazlullah'ın öğretisinin en önemli özelliklerinden biri, kutsal metinlerde bulunan harflerin yalnızca kelimelerin yapı taşları olarak görülmemesidir. Harfler, ilahi hakikatin sembolleridir.

Bu yaklaşım, "Tanrı'nın kelamı" fikrinin çok daha radikal bir yorumuna ulaşır.

Eğer Tanrı kelamını harflerle ortaya koyuyorsa, harflerin kendileri de ilahi hakikatin izlerini taşımaktadır.

Buradan hareketle Hurufiler, harflerin biçimlerinde, sayı değerlerinde ve çeşitli kombinasyonlarında gizli anlamlar aramaya başladılar.




3. Ebced ve Sayıların Gizemi

Hurufiliğin anlaşılması için ebced hesabının bilinmesi gerekir.

Ebced, Arap harflerinin belirli sayısal değerlerle ilişkilendirilmesine dayanan eski bir sistemdir. Her harfin belirli bir rakamsal karşılığı vardır.

Örneğin:

ا = 1
ب = 2
ج = 3
د = 4

şeklinde devam eden bu sistem sayesinde kelimelerin sayısal karşılıkları hesaplanabilir.

Tasavvufî ve ezoterik geleneklerde bu yöntem, kelimelerin görünür anlamının arkasında başka anlamların bulunduğunu göstermek için kullanılmıştır.

Hurufilikte ise ebced çok daha merkezi bir hâle gelir.

Çünkü harf yalnızca bir ses değildir.

Harf aynı zamanda sayıdır.

Sayı ise evrenin düzenini açıklayan bir unsurdur.

Böylece harf → sayı → kozmik düzen şeklinde bir ilişki kurulabilir.

Bu düşünce sistemi, Hurufiliğin neden matematiksel hesaplamalara, harf kombinasyonlarına ve kutsal metinlerin ayrıntılı yorumlarına büyük önem verdiğini açıklar.


4. İnsan Yüzü: İlahi Kitabın Sayfası

Hurufiliğin belki de en çarpıcı düşüncelerinden biri, insan yüzüne yüklediği anlamdır.

Hurufilere göre insan bedeni rastgele meydana gelmiş bir yapı değildir.

İnsan yüzünde bulunan çizgiler ve biçimler, harflerin çeşitli şekillerini andırır.

Özellikle yüz bölgesindeki çizgiler, gözler, kaşlar, burun ve ağız çevresi Hurufiler tarafından sembolik olarak yorumlanmıştır.

Bu düşüncenin temelinde şu fikir bulunmaktadır:

İnsan, yaratılışın küçük bir modeli; insan yüzü ise ilahi yazının görünen yüzüdür.

Dolayısıyla insanı okumak, bir anlamda yaratılışı okumaktır.

Burada Hurufiliğin tasavvufî insan anlayışıyla güçlü bir bağlantısı görülür.

Tasavvuf geleneğinde insanın "âlem-i suğrâ", yani küçük âlem olarak değerlendirilmesi oldukça eski bir düşüncedir. Evrenin büyük düzeni insanda küçük ölçekte yansımaktadır.

Hurufilik ise bu düşünceyi harflerle birleştirir.

İnsan bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değildir.

İnsan bedeni okunabilir bir metindir.


5. "İnsan" Kavramının Merkezî Konumu

Hurufiliğin belki de en dikkat çekici tarafı, insanı kozmik düzenin merkezine yerleştirmesidir.

Bu noktada Hurufiliğin düşünce dünyası yalnızca soyut bir sayı ve harf sistemi olmaktan çıkar.

İnsan, ilahi hakikatin görünür olduğu varlıktır.

Bu yaklaşımın tasavvuftaki "insan-ı kâmil" düşüncesiyle yakın ilişkisi bulunmaktadır.

İnsan-ı kâmil, yaratılışın anlamını kavramış ve ilahi hakikati kendi varlığında gerçekleştirmiş insandır.

Hurufilikte ise insanın yüzünde ve bedeninde bulunan işaretler, onun ilahi hakikate ilişkin potansiyelini gösteren semboller olarak yorumlanır.

Burada son derece önemli bir düşünce ortaya çıkar:

Tanrı'yı anlamak için yalnızca gökyüzüne bakmak yeterli değildir; insana bakmak da gerekir.

Bu yaklaşım, Hurufiliğin insan merkezli mistik karakterini açıklar.



6. Kutsal Metnin Gizli Anlamı

Hurufilikte Kur'an'ın görünür anlamının ötesinde birtakım bâtınî anlamların bulunduğu düşünülür.

Bu yaklaşım Hurufiliğe özgü değildir.

İslam düşüncesinin çeşitli tasavvufî ve bâtınî geleneklerinde kutsal metnin zahirî ve bâtınî anlamları arasında ayrım yapılmıştır.

Ancak Hurufilik, bu bâtınî yorumları harflerin yapısıyla çok daha yoğun biçimde ilişkilendirir.

Bir ayette bulunan harflerin sayısı, harflerin biçimleri, kelimelerin sayısal değerleri ve çeşitli kombinasyonları özel anlamlar taşıyabilir.

Böylece kutsal metin yalnızca okunacak bir kitap olmaktan çıkar.

O aynı zamanda çözülecek bir şifreye dönüşür.

Bu noktada Hurufiliğin temel yaklaşımını şöyle özetlemek mümkündür:

Zahir görünen yüzdür; bâtın ise o yüzün ardındaki anlamdır.

Harf, bu iki dünya arasında köprü görevi görür.


7. Hurufilik ve Tasavvuf

Hurufiliğin tasavvufla ilişkisi oldukça güçlüdür.

Fakat Hurufiliği doğrudan klasik tasavvufun sıradan bir tarikatı olarak değerlendirmek doğru değildir.

Hurufilik, çeşitli tasavvufî, bâtınî ve ezoterik unsurları kendi özgün sistemi içerisinde yeniden yorumlamıştır.

Tasavvuftaki:

  • insan-ı kâmil,
  • vahdet,
  • bâtınî anlam,
  • ilahi tecelli,
  • sembolik yorum,
  • sayı ve harflerin gizemi

gibi kavramlar Hurufiliğin düşünsel yapısında farklı biçimlerde karşımıza çıkar.

Bu nedenle Hurufilik, İslam düşünce tarihindeki ezoterik yorum geleneğinin özgün örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.




8. Nesîmî: Hurufiliğin Şairi

Hurufiliğin Anadolu ve Osmanlı dünyasında tanınmasında en önemli isimlerden biri Seyyid Nesîmî'dir.

Nesîmî yalnızca bir şair değildir.

O, Hurufiliğin düşünsel dünyasını şiirin gücüyle geniş kitlelere ulaştıran büyük bir edebiyatçıdır.

Nesîmî'nin şiirlerinde insanın kutsallığı, yüzün ilahi anlamı, hakikat, aşk, varlık ve benlik gibi temalar önemli yer tutar.

Onun şiirlerinde insanın kendisini tanıması, hakikati kendi varlığında araması ve görünür dünyanın ardındaki anlamı kavraması temel meselelerdendir.

Nesîmî'nin şiirlerinin gücü, Hurufiliği yalnızca teorik bir öğreti olmaktan çıkararak estetik bir dünya hâline getirmesidir.

Fazlullah'ın harfler üzerinden kurduğu sistem, Nesîmî'nin şiirinde aşk, insan ve hakikat üzerinden yeniden hayat bulur.


9. Nesîmî'nin Trajik Sonu

Nesîmî'nin hayatının en çarpıcı bölümlerinden biri ölümüdür.

Halep'te öldürülen Nesîmî'nin derisinin yüzülerek idam edildiğine ilişkin anlatı, onun sonraki yüzyıllarda neredeyse efsanevi bir şahsiyet hâline gelmesine neden olmuştur.

Bu olay yalnızca tarihsel bir ölüm olarak değil, sembolik bir anlatı olarak da değerlendirilmiştir.

Çünkü Hurufiliğin merkezinde bedenin ve insan yüzünün özel bir anlamı vardır.

İnsan yüzünü ilahi hakikatin sembolü olarak gören bir düşüncenin en önemli şairlerinden birinin bedenine yönelik bu şiddet, tarihsel gerçeklik ile sembolik hafızanın birleştiği son derece çarpıcı bir görüntü meydana getirmiştir.

Nesîmî'nin ölümünden sonra şiirleri, Hurufiliğin Anadolu ve Balkanlardaki etkisinin devam etmesinde önemli rol oynamıştır.


10. Osmanlı'da Hurufilik

Hurufilik Osmanlı topraklarına ulaştığında devletin ve dinî otoritelerin dikkatini çekmiştir.

Bunun temel nedeni, Hurufiliğin geleneksel dinî yorumlardan oldukça farklı bir anlayış ortaya koymasıdır.

Özellikle kutsal metinlerin bâtınî yorumları ve insan bedenine ilişkin sembolik yaklaşımlar, dönemin Sünnî uleması açısından ciddi tartışmalar doğurmuştur.

Hurufilerin Osmanlı saray çevresine kadar ulaşması da hareketin tarihindeki önemli gelişmelerden biridir.

XV. yüzyılda Hurufilerin Osmanlı coğrafyasında çeşitli çevrelere nüfuz ettiği bilinmektedir.

Ancak hareketin Osmanlı tarihindeki en önemli sonucu, Hurufiliğin bütünüyle ortadan kalkmaması; farklı tasavvufî ve heterodoks çevrelerle temas ederek düşünsel izlerini sürdürmesidir.


11. Hurufilik ve Bektaşîlik

Hurufilik denildiğinde üzerinde özellikle durulması gereken konulardan biri Bektaşîlik ile ilişkidir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir.

Hurufilik ile Bektaşîliği birbirinin aynı hareketleri olarak görmek tarihsel açıdan doğru değildir.

Bununla birlikte Hurufî düşüncenin özellikle Bektaşî kültürü ve edebiyatı içerisinde çeşitli unsurlarıyla etkisini sürdürdüğü kabul edilir.

Harflerin sembolik anlamları, insan merkezli tasavvuf anlayışı, bâtınî yorumlar ve Nesîmî sevgisi gibi unsurlar Bektaşî-Alevî kültür alanında çeşitli biçimlerde yaşamaya devam etmiştir.

Bu nedenle Hurufiliğin tarihini sadece Fazlullah ve onun takipçileriyle sınırlandırmak eksik olur.

Hurufiliğin etkileri bazen doğrudan Hurufî topluluklar biçiminde değil, şiir, nefes, sembol, ritüel ve tasavvufî terminoloji içerisinde yaşamıştır.


12. Hurufilik ve Alevî-Bektaşî Edebiyatı

Hurufiliğin en uzun ömürlü etkilerinden biri edebiyat alanında görülmektedir.

Nesîmî başta olmak üzere birçok şairin eserlerinde insanın kutsallığı, harflerin sembolik anlamları ve bâtınî hakikat gibi temaların izlerine rastlanmaktadır.

Özellikle yüz ve insan bedeninin ilahi anlamını öne çıkaran şiir anlayışı, sonraki yüzyıllarda çeşitli Alevî-Bektaşî şairleri tarafından farklı biçimlerde yorumlanmıştır.

Bu nedenle Hurufilik, tarihsel bir tarikat veya hareket olmanın ötesinde, Anadolu'nun mistik şiir geleneğinde kalıcı bir iz bırakmıştır.


13. Hurufilik Bir "Şifrecilik" midir?

Modern insan Hurufiliği ilk gördüğünde onu bir tür şifre çözme faaliyeti olarak değerlendirebilir.

Gerçekten de harflere sayı değerleri verilmesi, kelimeler arasında sayısal ilişkiler kurulması ve kutsal metinlerde gizli anlamların aranması, modern zihne kriptografiyi hatırlatmaktadır.

Ancak Hurufiliğin amacı bugünkü anlamda bir şifre çözmek değildir.

Hurufiler açısından mesele, varlığın kendisinin anlamını çözmektir.

Harfin sayıya, sayının kozmik düzene, kozmik düzenin insana ve insanın ilahi hakikate bağlanması, bu sistemin bütüncül karakterini gösterir.

Dolayısıyla Hurufilikte harf bir anahtardır.

Fakat açtığı kapı yalnızca bir metnin kapısı değildir.

Açılan kapı varlığın kendisine açılır.


14. Hurufiliğin Güçlü ve Zayıf Yönleri

Hurufiliğin en güçlü taraflarından biri, insanı merkeze alan sembolik bir düşünce sistemi geliştirmiş olmasıdır.

İnsan bedenini anlamlı bir metin olarak değerlendirmesi, beden ile ruh, yazı ile anlam, insan ile kozmos arasında bağlantı kurması son derece özgün bir yaklaşımdır.

Bununla birlikte Hurufiliğin bilimsel açıdan değerlendirildiğinde ciddi sorunları da bulunmaktadır.

Modern bilim açısından bir insan yüzündeki çizgilerin doğrudan kutsal harflerin kozmik karşılıkları olduğunu gösterecek nesnel bir yöntem bulunmamaktadır.

Aynı şekilde ebced hesabı üzerinden yapılan yorumların tarihsel veya bilimsel zorunluluk taşıdığı söylenemez.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir düşüncenin bilimsel olarak doğrulanabilir olmaması, onun tarihsel ve kültürel açıdan değersiz olduğu anlamına gelmez.

Hurufilik, XIV. ve XV. yüzyıllarda insanların dünyayı nasıl anlamlandırdığını göstermesi bakımından son derece önemli bir tarihsel fenomendir.


15. Hurufilik ve Dil Felsefesi

Hurufiliğin modern çağ açısından ilginç olmasının başka bir nedeni de dil ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi son derece radikal biçimde ele almasıdır.

Bugün dil felsefesinde de kelimelerin gerçeklikle ilişkisi, sembollerin anlam üretme biçimi ve dilin dünyayı nasıl yapılandırdığı tartışılmaktadır.

Hurufilik, modern anlamda bir dil felsefesi değildir.

Ancak onun temel sorularından biri şaşırtıcı biçimde günceldir:

Bir işaret nasıl olur da anlam taşır?

Bir harf neden yalnızca bir çizgi değildir?

Bir kelime nasıl olur da görünmeyen bir şeyi görünür hâle getirir?

Bir insan yüzü neden anlamlı kabul edilebilir?

Bu sorular Hurufiliğin mistik dünyasından çıkarıldığında, modern göstergebilim açısından dahi ilginç tartışmalara kapı aralayabilir.


16. Harf, İnsan ve Tanrı

Hurufiliğin bütün sistemi birkaç kavram etrafında yoğunlaşır:

Harf.
Sayı.
İnsan.
Tanrı.
Hakikat.

Bu kavramlar birbirinden bağımsız değildir.

Harf görünür olanın sembolüdür.

Sayı harfin gizli ölçüsüdür.

İnsan bu sembollerin en yoğun biçimde ortaya çıktığı varlıktır.

Tanrı ise bütün bu düzenin nihai kaynağıdır.

Bu nedenle Hurufiliğin düşünsel zinciri kabaca şöyle ifade edilebilir:

Tanrı → kelam → harf → sayı → kozmos → insan → hakikat.

İnsan bu zincirin sonunda değil, tam merkezindedir.

Çünkü insan hem dünyayı okuyan hem de kendisi okunması gereken bir varlıktır.


17. Hurufiliğin Trajedisi

Hurufiliğin tarihindeki belki de en dikkat çekici husus, onun ortaya koyduğu fikirlerden çok, bu fikirlerin karşılaştığı siyasal ve dinî tepkilerdir.

Fazlullah'ın öldürülmesi, takipçilerinin baskı görmesi ve hareketin çeşitli dönemlerde gizli biçimde varlığını sürdürmek zorunda kalması, Ortaçağ ve erken modern dönemde dinî düşünce üzerindeki sınırları göstermesi bakımından önemlidir.

Hurufilik bu anlamda yalnızca bir mistik öğreti değildir.

Aynı zamanda düşüncenin sınırları hakkında tarihsel bir örnektir.

Bir toplumun kabul ettiği dinî yorumun dışında kalan düşünceler, kimi zaman yalnızca eleştirilmez; siyasi ve hukuki yaptırımlarla da karşılaşabilir.

Hurufiliğin tarihi bu bakımdan, inanç özgürlüğü ve düşünce tarihi açısından da okunabilir.


18. Hurufilik Neden Günümüzde Hâlâ İlgi Çekiyor?

Hurufilik modern dünyada bir dinî hareket olarak geniş bir takipçi kitlesine sahip değildir.

Fakat kültürel etkisi yaşamaktadır.

Bunun birkaç nedeni vardır.

İlk olarak Hurufilik, insanı merkezine alan güçlü bir sembolik sistemdir.

İkinci olarak şiirle son derece güçlü bir bağ kurmuştur.

Üçüncü olarak insan yüzü ve bedenine ilişkin yorumları onu görsel sanatlar açısından da ilgi çekici hâle getirir.

Dördüncü olarak dil, sembol ve anlam arasındaki ilişkileri düşündürür.

Ve belki de en önemlisi, modern insanın hâlâ sorduğu bir soruya cevap arar:

Gördüğümüz şey gerçekten gördüğümüz şeyden mi ibarettir?

Hurufilik bu soruya "hayır" cevabını verir.

Ona göre görünenin ardında görünmeyen vardır.

Bir yüz yalnızca yüz değildir.

Bir harf yalnızca harf değildir.

Bir kelime yalnızca kelime değildir.

Dünya yalnızca dünya değildir.

Hepsinin ardında daha derin bir anlam bulunmaktadır.


Sonuç: Harflerin Ardındaki İnsan

Hurufilik, İslam düşünce tarihinin en sıra dışı ve en tartışmalı hareketlerinden biridir.

Onu yalnızca "harflere kutsal anlamlar veren bir mezhep" olarak görmek, bu düşüncenin derinliğini anlamayı engeller.

Hurufilik aslında insan ile anlam arasındaki ilişkinin mistik bir yorumudur.

Fazlullah-ı Hurûfî'nin geliştirdiği sistemde harfler, sayıların ve kozmik düzenin anahtarları hâline gelir. İnsan bedeni ise bu düzenin en açık biçimde görülebildiği alanlardan biridir.

Nesîmî'nin şiiri bu düşünceyi estetik bir biçime dönüştürür. Hurufilik, şiir aracılığıyla yalnızca bir öğreti olmaktan çıkar ve bir dünya görüşüne dönüşür.

Belki de Hurufiliğin bize bıraktığı en önemli miras, harflere ilişkin verdiği sayısal karşılıklardan ziyade okuma fikridir.

Çünkü Hurufilik bize yalnızca kitapları okumayı değil, insanı okumayı önerir.

Yüzü okumayı.

Sözü okumayı.

Sessizliği okumayı.

Kendimizi okumayı.

Ve nihayetinde varlığı okumayı.

Bu nedenle Hurufiliğin bütün düşünce sistemini tek bir cümlede özetlemek gerekirse şöyle denebilir:

İnsan, Tanrı'nın yazdığı kitabın hem okuyucusu hem de kendisi bir sayfasıdır.

Belki de bu yüzden Hurufilik, yüzyıllar önce ortaya çıkmış olmasına rağmen hâlâ modern insanın zihnini meşgul edebilmektedir.

Çünkü insanın en eski sorusu değişmemiştir:

"Ben kimim ve bu dünyanın anlamı nedir?"

Hurufilik bu sorunun cevabını gökyüzünde değil, önce insanın yüzünde aramıştır.

Ve harflerin arasından insanı göstermeye çalışmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SUUDİ ARABİSTAN–TÜRKİYE–PAKİSTAN PAKTI

  SUUDİ ARABİSTAN–TÜRKİYE–PAKİSTAN PAKTI Mekke Anlaşması ve İslam Dünyasında Yeni Güvenlik Mimarisinin Doğuşu Giriş: Üç Ülke, Üç Güç, Yeni B...

TIBBİ ETİK