19 Ağustos 2026 Çarşamba

Kırım Savaşı

 

KIRIM SAVAŞI (1853-1856): OSMANLI DEVLETİ, RUSYA VE AVRUPA GÜÇ DENGESİ

Öz

1853-1856 yılları arasında meydana gelen Kırım Savaşı, XIX. yüzyıl Avrupa tarihinin en önemli askerî ve diplomatik çatışmalarından biridir. Savaş, görünüşte Osmanlı Devleti ile Rusya arasında başlayan bir ihtilafın sonucunda ortaya çıkmış olmakla birlikte, kısa sürede İngiltere, Fransa ve Piyemonte-Sardinya’nın Osmanlı Devleti yanında savaşa katılmasıyla geniş çaplı bir Avrupa savaşına dönüşmüştür. Çatışmanın temelinde Osmanlı Devleti’nin giderek zayıflaması, Rusya’nın Karadeniz ve Boğazlar üzerinden sıcak denizlere ulaşma politikası, Balkanlar üzerindeki Rus nüfuzunun genişlemesi ve Avrupalı büyük devletlerin Osmanlı topraklarının geleceğine ilişkin kaygıları bulunmaktaydı. Mübarek Makamlar meselesi ise bu geniş jeopolitik rekabetin görünür hâle gelmesini sağlayan yakın nedenlerden biri olmuştur.

Savaşın sonucunda Rusya askerî ve diplomatik bakımdan önemli bir gerileme yaşamış; 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması ile Karadeniz tarafsızlaştırılmış ve Rusya'nın Karadeniz'deki askerî üstünlüğü sınırlandırılmıştır. Osmanlı Devleti ise Avrupa devletler hukukunun bir parçası olarak kabul edilmiş ve toprak bütünlüğü Avrupa devletlerinin ortak güvencesi altına alınmıştır. Bununla birlikte savaş, Osmanlı Devleti açısından ağır mali sonuçlar doğurmuş, dış borçlanma sürecini hızlandırmış ve 1856 Islahat Fermanı'nın hazırlanmasında önemli bir uluslararası baskı unsuru oluşturmuştur. Bu yönleriyle Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki dönüşümünde yalnızca askerî değil, diplomatik, hukuki, ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuran bir dönüm noktasıdır.

Anahtar Kelimeler: Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti, Rusya, Şark Meselesi, Paris Antlaşması, Boğazlar, Karadeniz, Islahat Fermanı.

Giriş

Kırım Savaşı, XIX. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın siyasal düzenini ve Osmanlı Devleti'nin uluslararası sistem içerisindeki konumunu doğrudan etkileyen önemli bir savaş olarak kabul edilmektedir. 1853 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında başlayan savaş, 1854 yılında İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti lehine savaşa katılmasıyla uluslararası bir nitelik kazanmış, 1855 yılında Piyemonte-Sardinya'nın da müttefiklere katılmasıyla Rusya karşısındaki koalisyon daha da genişlemiştir. Savaşın merkezî cephesi Kırım olmakla birlikte çatışmalar Karadeniz, Tuna havzası, Kafkasya, Baltık Denizi ve hatta Rusya'nın Uzak Doğu'daki limanlarına kadar uzanmıştır.

Kırım Savaşı'nı yalnızca Osmanlı-Rus ilişkileri çerçevesinde değerlendirmek, savaşın gerçek niteliğini açıklamak bakımından yetersizdir. Savaşın arka planında XIX. yüzyıl Avrupa güç dengesi, Rusya'nın yayılmacı siyaseti, İngiltere'nin Hindistan ve Akdeniz'e ulaşan ticaret yollarını koruma arzusu, Fransa'nın Avrupa'daki nüfuzunu yeniden tesis etme çabası ve Osmanlı Devleti'nin uluslararası sistemdeki konumuna ilişkin tartışmalar bulunmaktaydı. Nitekim savaşın temel meselelerinden biri Karadeniz ve Türk Boğazları üzerinde kurulacak siyasal ve askerî düzenin niteliğiydi.

Bu nedenle Kırım Savaşı, bir anlamda “Şark Meselesi”nin askerî boyutunun Avrupa güç dengesiyle kesiştiği noktayı temsil etmektedir.




I. Kırım Savaşı'na Giden Süreç

A. Şark Meselesi ve Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne Yönelik Politikası

Osmanlı Devleti'nin XVIII. yüzyıldan itibaren askerî ve ekonomik bakımdan Avrupa devletleri karşısında güç kaybetmesi, Osmanlı topraklarının geleceğini Avrupa diplomasisinin temel meselelerinden biri hâline getirmiştir. Tarih literatüründe “Şark Meselesi” olarak adlandırılan bu sorun, esas itibarıyla Osmanlı Devleti'nin zayıflaması karşısında Avrupa devletlerinin nasıl bir politika izleyecekleri ve Osmanlı topraklarının geleceğinin nasıl şekilleneceği sorunuydu.

Rusya açısından ise Osmanlı Devleti'nin zayıflaması özellikle stratejik bir fırsat meydana getiriyordu. Rusya'nın Karadeniz'e çıkması ve Boğazlar üzerinden Akdeniz'e ulaşması, XVIII. yüzyıldan itibaren Rus dış politikasının önemli hedeflerinden biri hâline gelmişti. Rusya'nın sıcak denizlere ulaşma siyaseti, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü doğrudan tehdit etmekteydi.

1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması Rusya'nın Boğazlar üzerindeki nüfuzunu önemli ölçüde artırmış, ancak 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazların barış zamanında savaş gemilerine kapalı tutulması ilkesi yeniden tesis edilmiştir. Böylece Boğazlar meselesi yalnızca Osmanlı-Rus ilişkilerinin değil, bütün Avrupa devletlerinin ortak meselesi hâline gelmiştir.



B. Mübarek Makamlar Meselesi

Kırım Savaşı'nın görünürdeki yakın nedenlerinden biri Kudüs ve çevresindeki Hristiyan kutsal mekânları üzerindeki haklar konusunda Rusya ile Fransa arasında ortaya çıkan rekabettir. Osmanlı Devleti, Katolik ve Ortodoks cemaatlerin kutsal mekânlara ilişkin talepleri arasında denge kurmaya çalışmıştır.

Rus Çarı I. Nikola ise bu meseleyi Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuzunu artırmak için kullanmıştır. 1853 yılında Prens Aleksandr Mençikof'un İstanbul'a gönderilmesi ve Rusya'nın Osmanlı Devleti'nden Ortodoksların haklarını güvence altına alan geniş kapsamlı taleplerde bulunması, diplomatik krizi derinleştirmiştir. Rus taleplerinin Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmemesi üzerine Rus ordusu Eflak ve Boğdan'ı işgal etmiştir.

Böylece başlangıçta dinî nitelikte görünen bir anlaşmazlık, kısa süre içerisinde egemenlik ve güç dengesi meselesine dönüşmüştür.

II. Osmanlı-Rus Savaşının Başlaması

Rusya'nın Eflak ve Boğdan'ı işgali Osmanlı Devleti açısından kabul edilemez bir gelişmeydi. Osmanlı yönetimi diplomatik yollarla sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunmuş, ancak sonuç alınamayınca savaş kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Osmanlı ordusunun Tuna cephesindeki harekâtı başlangıçta Rusya'nın ilerlemesini sınırlamayı amaçlamıştır. Ancak savaşın seyrini değiştiren en önemli olaylardan biri 30 Kasım 1853 tarihinde gerçekleşen Sinop Baskını olmuştur.

Rus donanmasının Sinop'ta Osmanlı filosunu imha etmesi, İngiltere ve Fransa kamuoyunda büyük tepki meydana getirmiştir. İngiltere ve Fransa, Rusya'nın Karadeniz'deki askerî üstünlüğünün Osmanlı Devleti'nin varlığı ve Avrupa güç dengesi açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu değerlendirmiştir. Sonuç olarak iki devlet 1854 yılında Osmanlı Devleti'nin yanında savaşa katılmıştır.

III. İngiltere ve Fransa'nın Savaşa Katılması

İngiltere'nin savaşa katılmasının temelinde Osmanlı Devleti'ne yönelik özel bir bağlılıktan ziyade Avrupa güç dengesi ve stratejik çıkarlar bulunmaktaydı. Rusya'nın Karadeniz'de güçlenmesi, Boğazlar üzerinde nüfuz kurması ve Akdeniz'e doğru ilerlemesi İngiltere açısından ciddi bir tehdit olarak görülüyordu.

Fransa'nın savaşa katılması ise III. Napolyon dönemindeki Avrupa politikasının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Fransa, Kırım Savaşı vasıtasıyla Avrupa diplomasisinde yeniden etkili bir aktör hâline gelmek istemiştir. Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki tarihsel ilişkiler de bu yakınlaşmayı kolaylaştırmıştır. Nitekim savaşın ilerleyen dönemlerinde Osmanlı-Fransız ilişkilerinin yalnızca askerî alanda değil, diplomatik alanda da geliştiği görülmektedir.

Dolayısıyla Osmanlı Devleti, Rusya karşısında İngiltere ve Fransa'nın desteğini elde ederek savaşın başlangıcındaki diplomatik yalnızlığını önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır.

IV. Kırım Cephesi ve Sivastopol Kuşatması

Kırım Savaşı'nın en önemli askerî harekâtı Kırım Yarımadası'nda gerçekleşmiştir. Müttefik kuvvetler, Rus Karadeniz filosunun en önemli üssü olan Sivastopol'u hedef almıştır.

1854 yılında Kırım'a çıkan müttefik orduları Alma Muharebesi'nde Rus ordusunu mağlup etmiş ve Sivastopol kuşatmasını başlatmıştır. Kuşatma yaklaşık bir yıl sürmüş ve savaşın kaderini belirleyen temel askerî olaylardan biri olmuştur.

Sivastopol'un düşmesi Rusya açısından ağır bir askerî ve stratejik darbe meydana getirmiştir. Bunun yanında Rusya'nın yalnızca Kırım'da değil, Baltık ve Pasifik bölgelerinde de baskı altında kalması savaşın Rusya açısından çok cepheli bir mücadeleye dönüşmesine yol açmıştır.

Kırım Savaşı'nın önemli özelliklerinden biri de modern savaş teknolojilerinin yoğun biçimde kullanılmasıdır. Telgraf, buharlı gemiler, demiryolları, modern topçuluk ve büyük miktarlarda askerî malzemenin uzak mesafelere taşınması savaşın karakterini değiştirmiştir. Bu nedenle Kırım Savaşı, modern endüstriyel savaşın erken örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

V. Kırım Savaşı ve Osmanlı Ordusu

Kırım Savaşı, Osmanlı ordusunun XIX. yüzyıldaki dönüşümünün de önemli bir sınavı olmuştur.

Tanzimat döneminde gerçekleştirilen askerî reformlara rağmen Osmanlı ordusu modern Avrupa orduları karşısında önemli sorunlarla karşılaşmıştır. Buna rağmen Osmanlı birlikleri özellikle Tuna ve Kafkasya cephelerinde Rusya'ya karşı mücadelede önemli başarılar elde etmiştir.

Kırım Savaşı'nın Osmanlı tarihindeki önemi yalnızca kazanılan veya kaybedilen muharebeler üzerinden değerlendirilemez. Savaş, Osmanlı askerî teşkilatının, lojistik sisteminin, mali yapısının ve merkezî yönetim kapasitesinin sınırlarını ortaya çıkarmıştır.

Savaşın finansmanı için dış kaynaklara başvurulması, Osmanlı Devleti'nin ekonomik bağımlılığını artıran gelişmelerin başlangıç noktalarından biri olmuştur. Candan Badem'in çalışması da savaşın Osmanlı ekonomisi, maliyesi ve toplumu üzerindeki etkilerini özellikle vurgulamaktadır.

VI. Avusturya'nın Tutumu ve Rusya'nın Diplomatik Yalnızlığı

Kırım Savaşı'nın yalnızca cephede kazanılmadığı, diplomasi alanında da önemli bir mücadele yürütüldüğü görülmektedir.

Avusturya savaş sırasında doğrudan Osmanlı Devleti'nin yanında savaşa katılmamış olmakla birlikte Rusya'nın karşısında konumlanmıştır. Özellikle Rusya'nın Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi konusunda baskı uygulamış ve bu bölgelerin Avusturya tarafından geçici olarak denetlenmesini sağlamıştır.

Bu durum Rusya açısından önemli bir diplomatik sorun meydana getirmiştir. Rusya, geleneksel müttefiki Avusturya'nın desteğini kaybetmiş ve giderek Avrupa'da yalnızlaşmıştır.

Dolayısıyla Rusya'nın yenilgisi yalnızca Sivastopol'un düşüşünün sonucu değildir. Rusya'nın Avrupa diplomasi sisteminde giderek yalnızlaştırılması da savaşın sonucunu belirleyen temel faktörlerden biridir.

VII. Paris Antlaşması

Kırım Savaşı 30 Mart 1856 tarihinde Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla sona ermiştir. Antlaşmaya Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Piyemonte-Sardinya katılmıştır.

Paris Antlaşması'nın Osmanlı Devleti açısından en önemli sonucu, Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler sisteminin bir parçası olarak kabul edilmesidir.

Antlaşmanın 7. maddesi Osmanlı Devleti'nin Avrupa kamu hukukundan ve Avrupa devletler ailesinden yararlanacağını ifade eden önemli bir düzenleme içermiştir. Böylece Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler sistemi içerisindeki statüsü güçlendirilmiştir.

Bunun yanında Karadeniz tarafsız hâle getirilmiş, Rusya ve Osmanlı Devleti'nin Karadeniz'de savaş gemisi bulundurması ve askerî tersaneler kurması sınırlandırılmıştır. Boğazların savaş gemilerine kapalılığı ilkesi de yeniden teyit edilmiştir.

Bu düzenlemeler, Rusya'nın Karadeniz'deki askerî üstünlüğünü önemli ölçüde sınırlandırmıştır.

VIII. Paris Antlaşması ve Uluslararası Hukuk

Kırım Savaşı'nın sonuçları uluslararası hukuk bakımından da dikkat çekicidir.

Paris Antlaşması, Avrupa devletler sisteminin kolektif biçimde Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğüyle ilgilenmesinin önemli bir örneğini oluşturmuştur. Aynı zamanda Rusya'nın Osmanlı Devleti'ndeki Ortodoks Hristiyanlar üzerinde tek taraflı bir koruma veya müdahale hakkına sahip olduğu yönündeki iddiası reddedilmiştir.

Böylece Osmanlı Devleti'ndeki gayrimüslimlerin statüsü, Rusya'nın tek taraflı müdahale gerekçesi olmaktan çıkarılmaya çalışılmıştır.

Bu açıdan Kırım Savaşı, yalnızca bir askerî çatışma değil, aynı zamanda XIX. yüzyıl Avrupa'sında egemenlik, müdahale, devletlerin eşitliği ve uluslararası düzen meselelerinin yeniden tartışıldığı bir dönemdir.

IX. Kırım Savaşı ve Islahat Fermanı

Kırım Savaşı'nın Osmanlı Devleti bakımından en önemli siyasi sonuçlarından biri 1856 Islahat Fermanı'dır.

Savaş sırasında Osmanlı Devleti'nin yanında yer alan İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin gayrimüslim tebaasının statüsü konusunda reformlar yapılmasını istemişlerdir. Osmanlı yönetimi ise bu talepler doğrultusunda 1856 yılında Islahat Fermanı'nı ilan etmiştir.

Bununla birlikte Islahat Fermanı'nın yalnızca Avrupalı devletlerin baskısının ürünü olarak değerlendirilmesi eksik olacaktır. Tanzimat döneminde başlayan merkezîleşme ve hukuk reformları süreci zaten Osmanlı devlet yönetiminin temel gündemlerinden biriydi. Kırım Savaşı ise bu dönüşümü hızlandıran ve uluslararası bir boyuta taşıyan önemli bir faktör olmuştur.

Nitekim Kırım Savaşı'nın Osmanlı modernleşmesi üzerindeki etkisi, modern literatürde özellikle vurgulanan konulardan biridir. Badem'in çalışması savaşın Osmanlı devlet ve toplumunda modernleşme süreci bakımından önemli bir rol oynadığını ileri sürmektedir.

X. Kırım Savaşı'nın Osmanlı Maliyesi Üzerindeki Etkileri

Savaşın en ağır sonuçlarından biri mali alanda ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Devleti savaşın yüksek maliyetlerini karşılamak amacıyla dış borçlanmaya başvurmuştur. Bu gelişme Osmanlı maliyesinin Avrupa finans piyasalarına daha fazla bağlanmasına yol açmıştır.

Kısa vadede savaşın finansmanını sağlayan dış borçlar, uzun vadede Osmanlı Devleti'nin mali bağımsızlığı açısından ciddi sorunlar meydana getirmiştir. Böylece Kırım Savaşı, 1870'li yıllarda ortaya çıkacak mali krizin ve nihayetinde Düyûn-ı Umûmiye sistemine uzanan sürecin önemli aşamalarından biri hâline gelmiştir.

Bu nedenle Kırım Savaşı'nın Osmanlı tarihi açısından paradoksal bir niteliği vardır: Osmanlı Devleti savaş sonunda diplomatik bakımdan güçlenmiş görünürken ekonomik bakımdan daha fazla dış bağımlılığa sürüklenmiştir.

XI. Kırım Savaşı'nın Avrupa Güç Dengesi Bakımından Sonuçları

Kırım Savaşı'nın en önemli sonuçlarından biri Rusya'nın Avrupa'daki nüfuzunun geçici olarak sınırlandırılmasıdır.

1815 Viyana Kongresi sonrasında Avrupa siyasetinde önemli bir ağırlığa sahip olan Rusya, Kırım Savaşı sonucunda ciddi bir diplomatik ve askerî prestij kaybına uğramıştır.

Paris Antlaşması, Rusya'nın Karadeniz'deki askerî gücünü sınırlarken Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti'nin geleceği üzerindeki ortak müdahale mekanizmasını güçlendirmiştir. Antlaşma, 1815 sonrasında oluşan Avrupa düzeninin önemli ölçüde yeniden şekillenmesine yol açan gelişmelerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte Kırım Savaşı'nın yarattığı düzen kalıcı olmamıştır. Rusya, 1870 yılında Paris Antlaşması'nın Karadeniz'e ilişkin hükümlerini tek taraflı olarak tanımadığını ilan etmiş ve Avrupa devletleri 1871 Londra Konferansı'nda bu değişikliği kabul etmek zorunda kalmıştır.

Dolayısıyla Kırım Savaşı Rusya'nın yayılmasını sona erdirmemiş, yalnızca belirli bir süre için sınırlandırmıştır.

XII. Kırım Savaşı'nın Modern Savaş Tarihindeki Yeri

Kırım Savaşı, askerî tarih bakımından da özel bir öneme sahiptir.

Savaş sırasında telgrafın kullanılması, demiryollarının askerî lojistikte etkin biçimde devreye sokulması, buharlı gemilerin yaygınlaşması ve modern savaş muhabirliğinin gelişmesi, savaşın kamuoyu tarafından daha yakından izlenmesini sağlamıştır.

Özellikle İngiliz gazetecilerin Kırım'dan gönderdikleri haberler, savaşın cephe gerisindeki koşullarının Avrupa kamuoyunda tartışılmasına yol açmıştır. Florence Nightingale'in hemşirelik faaliyetleri de savaşın toplumsal hafızasında kalıcı bir iz bırakmıştır.

Böylece Kırım Savaşı, geleneksel savaş anlayışından modern endüstriyel savaş anlayışına geçişin önemli örneklerinden biri hâline gelmiştir. Telgraf, demiryolu, buharlı ve zırhlı gemiler ile büyük ölçekli lojistik operasyonlar savaşın niteliğini değiştirmiştir.

XIII. Kırım Savaşı'nın Genel Değerlendirmesi

Kırım Savaşı'nın sonuçları Osmanlı Devleti bakımından tek yönlü değildir.

Bir taraftan Osmanlı Devleti, Rusya'nın askerî ve diplomatik baskısını kırmış; İngiltere ve Fransa gibi dönemin büyük güçlerinin desteğini kazanmış ve Paris Antlaşması ile Avrupa devletler sistemi içerisinde daha güçlü bir diplomatik statü elde etmiştir.

Diğer taraftan savaş, Osmanlı maliyesini ağır bir borç yükü altına sokmuş, Avrupa devletlerinin Osmanlı iç meselelerine müdahalesini artırmış ve Osmanlı Devleti'nin dış politikada büyük devletlerin desteğine daha fazla ihtiyaç duymasına neden olmuştur.

Bu nedenle Kırım Savaşı'nın Osmanlı Devleti açısından “zafer” olarak nitelendirilmesi kadar “bağımlılığın başlangıç noktalarından biri” olarak değerlendirilmesi de mümkündür.

Savaşın gerçek paradoksu burada ortaya çıkmaktadır: Osmanlı Devleti cephede Rusya'ya karşı galip gelen koalisyonun parçası olmuş, ancak savaş sonrasında ekonomik ve diplomatik açıdan Avrupa devletlerine daha fazla bağımlı hâle gelmiştir.

Sonuç

Kırım Savaşı, XIX. yüzyıl Osmanlı tarihinin en önemli kırılma noktalarından biridir. Savaşın ortaya çıkışında Mübarek Makamlar meselesi önemli bir tetikleyici olmakla birlikte, savaşın gerçek nedenleri çok daha derinde bulunmaktadır. Rusya'nın Karadeniz ve Boğazlar üzerinden sıcak denizlere ulaşma siyaseti, Osmanlı Devleti'nin zayıflaması, Şark Meselesi ve Avrupa güç dengesi savaşın temel dinamiklerini oluşturmuştur.

Savaşın İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti yanında çatışmaya katılmasıyla Avrupa savaşına dönüşmesi, Osmanlı meselesinin artık yalnızca Osmanlı-Rus ilişkileri çerçevesinde çözülemeyeceğini göstermiştir. Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğü Avrupa güç dengesi bakımından stratejik bir önem kazanmıştır.

1856 Paris Antlaşması ise savaşın diplomatik sonucunu oluşturmuştur. Karadeniz'in tarafsızlaştırılması, Boğazlar rejiminin yeniden teyit edilmesi ve Rusya'nın Osmanlı topraklarındaki tek taraflı koruma iddialarının sınırlandırılması, Avrupa devletler hukukunun gelişimi bakımından dikkat çekici sonuçlar doğurmuştur. Antlaşma aynı zamanda Osmanlı Devleti'ni Avrupa devletler sistemi içerisinde daha açık biçimde konumlandırmıştır.

Bununla birlikte Kırım Savaşı Osmanlı Devleti için uzun vadede ağır mali ve siyasi sonuçlar meydana getirmiştir. Savaşın finansmanı için başvurulan dış borçlanma, Osmanlı ekonomisinin Avrupa finans sistemine bağımlılığını artırmış; savaş sonrasında ilan edilen Islahat Fermanı ise Osmanlı Devleti'nin iç hukuk düzeninin uluslararası diplomasinin konusu hâline gelmesine katkıda bulunmuştur.

Sonuç olarak Kırım Savaşı, yalnızca 1853-1856 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen bir savaş değildir. Bu savaş; Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler sistemine eklemlenmesi, Rusya'nın geçici olarak sınırlandırılması, Karadeniz ve Boğazlar rejiminin uluslararasılaştırılması, modern savaş teknolojilerinin ortaya çıkışı ve Osmanlı modernleşmesinin hızlanması bakımından XIX. yüzyılın en önemli dönüm noktalarından biridir.

Bu nedenle Kırım Savaşı'nı anlamak, yalnızca Osmanlı-Rus ilişkilerini değil, XIX. yüzyıl Avrupa'sının güç dengesi ve uluslararası düzeninin nasıl şekillendiğini anlamak bakımından da zorunludur.

Seçilmiş Kaynakça

Badem, Candan, The Ottoman Crimean War (1853–1856) (Brill 2010).

Beydılli, Kemal, ‘Paris Antlaşması’ (2007) TDV İslâm Ansiklopedisi.

Birbudak, Togay Seçkin, ‘1853-1856 Kırım Harbi’nde Osmanlı-Avusturya İlişkileri’ (2018) 82(293) Belleten.

Demiray, Sami, ‘Kırım Savaşı ve Sonrası Osmanlı-Rusya İlişkileri’ (2021) 71 Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi.

Şimşek, Eyyub, Osmanlı-Fransız diplomatik ilişkileri ve Kırım Savaşı (1853-1856) (Karadeniz Teknik Üniversitesi doktora tezi 2018).

Temperley, Harold, ‘The Treaty of Paris of 1856 and Its Execution’ (1932) 4(4) The Journal of Modern History.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kırım Savaşı

  KIRIM SAVAŞI (1853-1856): OSMANLI DEVLETİ, RUSYA VE AVRUPA GÜÇ DENGESİ Öz 1853-1856 yılları arasında meydana gelen Kırım Savaşı, XIX. yüzy...

TIBBİ ETİK