GİRİŞ Consistent Statemnets of aWitness, M. T. Mac Crimmon Osgoode Hall Law Journal Ağustos 1979 S. 285-331,
Bir tanığın daha önce mahkeme dışında yapmış olduğu tutarlı beyanlar, tanığın aynı konuda mahkeme huzurunda tanıklık yapması hâlinde delil olarak kabul edilmeli midir? Bir ihmal nedeniyle açılan tazminat davasında davacı, davalı için çalışırken yaralandığını beyan ettiğinde, bir tanığın, kazadan sonra davacının kendisine kazanın işyerinde meydana geldiğini söylediğini anlatmasına izin verilmeli midir?² Bir ceza davasında sanık olan davalı tanıklık yaparsa, tutuklandığı sırada yaptığı ve kendisini suçtan kurtaran bir beyan delil olarak kabul edilmeli midir?³ Bir boşanma davasında kadın, zina iddiasını reddettiğinde, kadının bir doktorla yaptığı ve bu iddiayı reddederek doktorundan kendisini muayene etmesini istediği bir telefon görüşmesine ilişkin delil kabul edilmeli midir?⁴
Common law hukukunda bu beyanlar, bir tanığın tutarlı beyanlarının delil olarak sunulmasını yasaklayan kural uyarınca kabul edilmez.⁵ Bunun nedeni, bu beyanların, kendi lehine olması niteliği nedeniyle doğası gereği güvenilmez olduğu ve önceki mahkeme dışı beyanların, daha sonra mahkeme huzurunda yapılacak tanıklığı desteklemek amacıyla önceden kurgulanabileceği düşüncesidir.
“Böyle bir beyanın kabul edilmesine izin verilirse, çeşitli arkadaşlara aynı şeyleri anlatarak ve daha sonra onları, anlatılanları doğrulamak üzere tanık olarak çağırarak delil üretmek kolaylaşacaktır.”⁶
Bunun dışında, ilgisiz tanıklıkların kabul edilmesinden kaynaklanan gereksiz yargılama giderleri tehlikesi de bulunmaktadır.
“Görünen o ki bu kuralın nedeni, bu tür tanıklıkların ispat değerinin bulunmadığı düşüncesidir. Uyuşmazlık konusu hususların aydınlatılmasına yardımcı olmadığı için ilgisiz olduğu ve bu nedenle kabul edilemeyeceği söylenmektedir.”⁷
Common law sisteminde bu kurala ilişkin istisnalar bulunmaktadır. Bunların en önemlileri; yakın zamanda uydurulduğu ileri sürülen bir beyanın çürütülmesine yönelik beyanlar,⁸ cinsel suçlarda yakınma niteliğindeki önceki beyanlar,⁹ teşhis beyanları¹⁰ ve res gestae kapsamındaki beyanlardır.¹¹
Söz konusu kural oldukça yakın tarihli bir gelişmedir. 1700'lü yılların başlarına kadar bir tanığın önceki beyanlarının delil olarak kabul edilmesi genel olarak benimsenmekteydi.¹² Ancak zaman içinde bu beyanların kabulüne yönelik itirazlar kabul görmeye başlamış¹³ ve günümüzdeki common law kuralı 1794 yılından bu yana esas itibarıyla değişmeden kalmıştır.¹⁴
Bununla birlikte, yakın dönemde bu kuralın değiştirilmesine yönelik çeşitli öneriler ileri sürülmüş¹⁵ ve İngiltere'de bu kural medeni yargılamalar bakımından kaldırılmıştır.¹⁶
Bu makalede common law sistemindeki kural incelenecek ve reform önerilerinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek bir çerçeve ortaya konulacaktır. Ayrıntılı olarak ele alınacak reform önerileri, Kanada Hukuk Reformu Komisyonu ile Ontario Hukuk Reformu Komisyonunun önerileridir.
II. KABUL EDİCİ BİR KURAL
Kanada Hukuk Reformu Komisyonu, 1975 yılında Evidence and Draft Evidence Code başlıklı raporunu yayımlamıştır.¹⁷ Komisyon, bir tanığın bütün önceki beyanlarının, “beyan sahibi tarafından tanık sıfatıyla mahkeme huzurunda yapılmış olsaydı kabul edilebilir olacakları” ölçüde delil olarak kabul edilmesini önermiştir.
Dolayısıyla kabul edilebilirlik, burada incelenmeyen diğer delil kurallarına, örneğin tanıklık ehliyetini ve hearsay (duyuma dayalı delil) kurallarını düzenleyen hükümlere bağlı olacaktır.
Tanığın önceki beyanlarının kabul edilmesini yasaklayan common law kuralı kaldırılmakta ve bu düzenleme, çelişkili ve tutarlı beyanların, ilgili oldukları ölçüde tanığın güvenilirliğini desteklemek veya sarsmak amacıyla kullanılmasına olanak sağlamaktadır.¹⁸
Böylece tutarlı beyanlar, genel olarak, yakın zamanda uydurma iddiasını çürütmeye yönelik beyanlar gibi common law tarafından kabul edilmiş özel bir istisnanın şartlarını taşımaları gerekmeksizin delil olarak kabul edilebilecektir.
Aşağıdaki bölümde, bir tanığın güvenilirliğini desteklemek amacıyla tutarlı beyanlarının kabul edilmesi meselesi öncelikle ele alınacak; daha sonra ise bu beyanların esaslı delil (substantive evidence) olarak kabul edilip edilmemesi sorunu incelenecektir.
A. Güvenilirlik
Common law bakımından tutarlı beyanların kabul edilmesine karşı en sık ileri sürülen itiraz, bunların kişinin kendi lehine yaptığı beyanlar (self-serving statements) olmasıdır.
Buna göre, delillerin uydurulması tehlikesi bulunmaktadır.
“Varsayım şudur: Hiç kimse kendi aleyhine bir şey söylemez; ancak kişi bir güçlükle karşı karşıya olduğunda veya böyle bir güçlükle karşılaşma ihtimalini gördüğünde, kendi lehine açıklamalarda bulunacaktır.”¹⁹
Bununla birlikte, bu eleştirinin geçerliliği tartışmalıdır.
İlk olarak, bu eleştiri yalnızca davanın tarafları bakımından geçerli olmasına rağmen kural, bütün tanıkların tutarlı beyanlarını dışlamaktadır.
İkinci olarak, kendi lehine beyanların kabul edilmesini engelleyen bir kuralın, aksi hâlde tarafın kendi lehine delil yaratabileceği gerekçesine dayanması, tarafların kendi menfaatlerinden o ölçüde etkilenebilecekleri ve bu nedenle gerçeğe aykırı delil sunabilecekleri varsayımını içerir.
Tarafların kendi lehlerine öylesine taraflı oldukları ve bu nedenle tanıklıklarının herhangi bir değer taşımadığı yönündeki düşünce, yüz yılı aşkın bir süredir geçerliliğini yitirmiştir.
Nitekim menfaati bulunan kişilerin tanıklık yapmasını engelleyen hukukî sınırlama 1851 yılında kaldırılmıştır.²⁰
Her hâlükârda, tutarlı beyanın uydurulmuş olduğu varsayılsa bile, önceki beyan ile mahkeme huzurundaki tanıklık büyük ölçüde aynı olacaktır.
Beyanda bulunan kişi, mahkeme huzurundaki beyanı bakımından eşzamanlı olarak çapraz sorguya tabi tutulacak; önceki beyanı bakımından ise daha sonra çapraz sorguya tabi tutulabilecektir. Bunun tek istisnası, önceki beyanın üçüncü bir kişi tarafından ispatlanması ve beyan sahibinin yeniden çağrılmasının mümkün olmamasıdır.²¹
Daha güçlü bir itiraz ise, çoğu durumda önceki tutarlı beyanın, tanığın güvenilirliği bakımından mantıksal olarak ilgili olmakla birlikte, ispat değerinin düşük olmasıdır.²²
Tanığın mevcut hafızasına dayanan ve aynı zamanda eşzamanlı çapraz sorguya tabi olan mahkeme huzurundaki tanıklığı, genellikle önceki beyana göre daha güçlü bir delildir.
1968 tarihli Civil Evidence Act'i tavsiye eden İngiliz Hukuk Reform Komitesinin azınlıkta kalan üyelerinden bazıları, beyan sahibinin tanık olarak dinlendiği durumlarda mahkeme dışı beyanların kabul edilmesinin, yeterli bir gerekçe bulunmaksızın “en iyi delil” ilkesinden sapma oluşturduğu görüşündeydi.
“Önceki beyan tanığın mahkeme huzurundaki beyanıyla tutarlıysa, çok az değere sahiptir...”²³
Bununla birlikte, tutarlı bir beyan gibi mantıksal olarak ilgili bir delil²⁴ hukuk bakımından ilgili kabul edilmeyebilir.
Mahkemeler, delilin mantıksal olarak ilgili olduğu hâlde hukukî bir politika gerekçesiyle kabul edilmediği durumlar ile delilin mantıksal olarak dahi ilgisiz olduğu durumları her zaman birbirinden ayırmamaktadır.
Örneğin tutarlı beyanlar; mantıksal olarak ilgisiz oldukları için değil, sınırlı ispat değerlerinin, meselelerin gereksiz biçimde çoğalması ve yargılama süresinin boşa harcanması tehlikesini haklı çıkarmadığı gerekçesiyle hukuk bakımından kabul edilemez sayılmıştır.
Sellers L.J., Corke v. Corke and Cooke davasında şu sonuca varmıştır:
“Bu kuralın katı biçimde mantıksal olup olmadığı bir yana, delillerin asıl uyuşmazlık konuları üzerinde yoğunlaşmasını sağlamaktadır...”²⁵
Bununla birlikte, genel nitelikteki bir dışlama kuralı, davanın sonucunu değiştirebilecek değerli bilgilerin kaybedilmesine yol açabilir.
Corke davasında bir koca, zina gerekçesiyle boşanma davası açmıştır. Kadın bu iddiayı reddetmiş ve zina olduğu ileri sürülen olayın hemen ardından bir doktora telefon ederek, masumiyetini ortaya koymak amacıyla hem kendisini hem de diğer erkeği muayene etmesini istediğine ilişkin delil sunmuştur.
Morris L.J., karşı oyunda, doktora yapılan önceki tutarlı beyanın kabul edilmesi gerektiği görüşündeydi; çünkü bu beyan mantıksal olarak ilgiliydi.
Morris L.J., bunun hâkimin uyuşmazlık konusu hakkında karar verirken değerlendirebileceği ve göz önünde bulundurabileceği “çok sayıdaki olgu ve koşuldan biri” olması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.²⁶
Mahkeme dışı tutarlı beyanların genel olarak kabul edildiği bir sistemde, mantıksal olarak ispat değeri taşıyan deliller kaybedilmeyecektir. Bununla birlikte, ispat değeri düşük delillerin kabul edilmesi; yargılamanın uzaması ve uyuşmazlık konularının gereksiz biçimde çoğalması gibi haklı gösterilemeyecek maliyetlere yol açabilir.
Genel kabul edici bir kural altında, bu maliyetleri önlemenin iki alternatif yöntemi bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, mahkemeye, tutarlı beyanları kabul etme veya dışlama konusunda takdir yetkisi tanınmasıdır.
1968 tarihli Civil Evidence Act, önceki tutarlı beyanların mahkemenin izniyle kabul edilmesini öngörmüştür.
Bu düzenlemeyi tavsiye eden Hukuk Reform Komitesi, yargılamayı yürüten hâkimin yalnızca “gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olması muhtemel” görünen beyanları kabul edeceği ve çoğu durumda bir tanığın yargılama amacıyla alınmış ifade tutanağının ispat değerinin düşük olması nedeniyle, hâkimlerin bunu normal olarak kabul etmeyecekleri; ancak çapraz sorguda ileri sürülen iddiaları çürütmek amacıyla kullanılması hâlinde kabul edebilecekleri sonucuna varmıştır.²⁷
Gereksiz yargılama giderlerinden kaçınmanın ikinci yöntemi ise common law'daki ilgililik kuralına dayanılmasıdır.
Genel kabul edici bir kural, delilin hukuk bakımından ilgili olması şartına tabi tutulabilir.
Hukukî ilgililik değerlendirmesi, delilin bir olayın gerçekleşme olasılığını artırıp artırmadığının yanı sıra²⁸ delilin olaydan çok uzak olup olmadığı ve/veya uyuşmazlık konularının gereksiz biçimde çoğalmasına yol açıp açmadığı gibi hususların da hâkim tarafından dikkate alınmasına imkân verir.
Bu nedenle, tutarlı beyanların dışlanmasına ilişkin ayrıca kanunî bir takdir yetkisi tanınması gerekli değildir; common law'daki kural, gereksiz yargılama giderlerine karşı yeterli bir güvence sağlamaktadır.
Kanada Delil Kanunu Tasarısı (Canada Evidence Code), common law'daki kuralı kanunlaştırmış ve bir tutarlı beyanın, hâkimin delili dışlamasına ilişkin takdir yetkisine tabi olarak kabul edilebileceğini öngörmüştür.
Buna göre delilin “ispat değerinin; gereksiz biçimde zarar verme, uyuşmazlık konularını karıştırma, jüriyi yanıltma veya zamanın gereksiz yere tüketilmesi tehlikesi tarafından önemli ölçüde aşılması” hâlinde delil dışlanabilecektir.²⁹
Komisyon, tutarlı beyanlara ilişkin common law kuralı hakkında şu sonuca ulaşmıştır:
“Bu tür delillerin reddedilmesinin dayanağı görünüşe göre bunların gereksiz oluşu ve tanıkların bu tür deliller üretme tehlikesidir. Bunlar, hâkimin delili gereksiz zaman kaybına yol açması nedeniyle dışlamasına ilişkin genel takdir yetkisi (5. madde) ve avukatların çapraz sorgu yapabilme imkânı yoluyla çok daha makul biçimde ele alınabilecek hususlardır. Bu nedenle mevcut katı kural kaldırılmaktadır.”³⁰
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder