5 Ekim 2026 Pazartesi

Yargıda yapay zeka reformu zorunludur.

 

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ VE CUMHURİYET SAVCILIĞININ VARLIK NEDENİ ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK

Özet

Yapay zekânın hukuk alanında kullanılmaya başlanması, yalnızca kararların daha hızlı yazılması veya dosyaların daha kolay taranması sorununu gündeme getirmemektedir. Asıl mesele, yargısal faaliyetin bugün hangi insanî ve kurumsal işlevlere ihtiyaç duyduğu sorusudur.

Bölge adliye mahkemeleri esas itibarıyla dosya üzerinden yürütülen, ilk derece mahkemesinin kararını ve dosya kapsamını yeniden değerlendiren bir denetim mekanizmasıdır. Cumhuriyet savcılığı ise soruşturma aşamasında delilleri toplamak, değerlendirmek ve yeterli şüphe bulunduğunda kamu davası açmakla görevli bir kurumdur. Bu iki kurumun geleneksel varlık gerekçeleri, büyük ölçüde insanın dosyayı okuma, bilgiyi tasnif etme, delilleri karşılaştırma, hukuki normları bulma ve değerlendirme kapasitesine dayanmaktadır.

Yapay zekâ ise tam da bu faaliyetlerin önemli bir bölümünü insanlardan çok daha hızlı gerçekleştirebilecek bir teknoloji hâline gelmiştir.

Bu nedenle mesele artık “Yapay zekâyı mahkemelerde kullanalım mı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:

Yapay zekânın insanın dosya okuma ve bilgi işleme kapasitesini büyük ölçüde aşabildiği bir dönemde, dosya okumaya ve bilgi işlemeye dayalı yargısal kurumların bugünkü biçimleriyle korunmasının anayasal, ekonomik ve fonksiyonel bir gerekçesi var mıdır?

Bu çalışma, özellikle bölge adliye mahkemeleri ile Cumhuriyet savcılığı kurumlarının yapay zekâ çağında ya tamamen kaldırılması ya da köklü biçimde nitelik değiştirmesi gerektiğini ileri sürmektedir.


I. Giriş: Teknolojik Değişim Yalnızca Araçları Değil, Kurumları da Değiştirir

Teknolojik gelişmelerin hukuk üzerindeki etkisi çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.

Yeni teknoloji geldiğinde hukukçuların bilgisayar kullanması, UYAP üzerinden dosya incelemesi veya elektronik imza kullanması, geleneksel hukuk kurumlarının esas itibarıyla değişmediği düşüncesini doğurmuştur.

Oysa yapay zekâ farklıdır.

Bilgisayar, insanın yaptığı işi daha hızlı yapmıştır.

Yapay zekâ ise bazı alanlarda insanın yaptığı işi bizzat yapabilme iddiasındadır.

Bu fark son derece önemlidir.

Çünkü geleneksel yargı teşkilatının önemli bir bölümü insanın şu özellikleri üzerine kurulmuştur:

  • dosyayı okuyabilmesi,
  • belgeleri karşılaştırabilmesi,
  • mevzuat araştırabilmesi,
  • içtihat bulabilmesi,
  • önceki kararları inceleyebilmesi,
  • deliller arasındaki ilişkileri kurabilmesi,
  • benzer dosyaları hatırlayabilmesi,
  • hukuki argümanları sınıflandırabilmesi,
  • karar taslağı hazırlayabilmesi.

Yapay zekânın özellikle büyük dil modellerinin gelişmesiyle birlikte bu varsayımın tamamı yeniden değerlendirilmek zorundadır.

Nitekim Avrupa Konseyi CEPEJ'in 2025 tarihli raporunda yargı alanında kullanılabilecek 125 yapay zekâ aracının tespit edildiği belirtilmektedir. Bu araçların önemli bir bölümü yargısal verimliliği ve erişilebilirliği artırmaya yöneliktir.

Dolayısıyla artık tartışılması gereken konu, yapay zekânın hukukta kullanılıp kullanılmayacağı değil, yapay zekâ sonrasında hukuk kurumlarının neden aynı biçimde varlığını sürdürmesi gerektiğidir.


II. Bölge Adliye Mahkemesinin Geleneksel Fonksiyonu

Bölge adliye mahkemelerinin önemli fonksiyonlarından biri, ilk derece mahkemelerince verilen kararların yeniden incelenmesidir.

Burada dikkat çekici olan nokta, ikinci derece yargılamanın önemli ölçüde dosya üzerinden yürüyebilmesidir.

Bu durum bizi basit fakat oldukça rahatsız edici bir soruya götürmektedir:

Bir dosyanın büyük bölümünü incelemek, hukuki normları araştırmak, emsal kararları bulmak, bilirkişi raporlarını karşılaştırmak ve ilk derece kararındaki hukuki hataları tespit etmek gibi faaliyetlerin tamamı yapay zekâ tarafından gerçekleştirilebiliyorsa, bunları insanlardan oluşan ayrı bir kurumsal kademeye yaptırmanın gerekçesi nedir?

Burada yapay zekânın avantajı yalnızca hız değildir.

Yapay zekâ aynı zamanda:

1. Aynı anda çok sayıda dosyayı karşılaştırabilir.

2. Yüzlerce karar arasındaki ortak gerekçeleri tespit edebilir.

3. Bir kararın dayandığı kanun maddesinin sonraki değişikliklerle ilişkisini gösterebilir.

4. Yargıtay ve AYM kararlarındaki farklılaşmaları belirleyebilir.

5. Aynı konuda farklı BAM dairelerinin verdiği kararları karşılaştırabilir.

6. Bir dairenin önceki kararlarıyla yeni karar arasındaki tutarsızlığı gösterebilir.

7. Dosyada gözden kaçmış bir belgeyi veya çelişkiyi belirleyebilir.

8. Çok büyük dosyalarda insanın fiziksel olarak gerçekleştirmekte zorlandığı çapraz karşılaştırmaları saniyeler içerisinde yapabilir.

Bunun sonucunda BAM'ın klasik “dosyayı oku → hukuku araştır → içtihadı bul → değerlendirme yap → gerekçeyi oluştur” modeli ciddi biçimde sarsılmaktadır.


III. Yargısal İstikrarsızlığın Teknolojik Bir Nedeni de Vardır

Yargıdaki farklı kararların bütününün “hukuki yorum farklılığı” şeklinde açıklanması yeterli değildir.

Bazen farklılıkların sebebi doğrudan insanın bilgi işleme kapasitesinin sınırlı olmasıdır.

Bir hâkim veya hâkim heyeti aynı anda binlerce Yargıtay kararını, yüzlerce mevzuat değişikliğini ve binlerce benzer dosyayı hafızasında tutamaz.

Yapay zekâ ise bunu yapabilecek şekilde tasarlanabilir.

Bu nedenle yapay zekânın BAM sistemine entegre edilmesi, yalnızca iş yükünü azaltmayabilir; aynı zamanda yargısal istikrarı artırabilir.

Örneğin yapay zekâ bir BAM dairesinin kararını oluşturmadan önce şu uyarıyı verebilir:

“Bu hukuki mesele hakkında aynı bölge adliye mahkemesinde son üç yıl içinde 147 karar verilmiştir. Bunların 119'u aynı yönde, 28'i farklı yöndedir. Dairenizin mevcut yaklaşımı 28 karar ile aynı doğrultudadır.”

Böyle bir sistem hâkime yalnızca bilgi vermemektedir.

Yargısal hafıza oluşturmaktadır.

İnsan hâkim ise sınırlı bir kişisel mesleki hafızaya sahiptir.

Yapay zekâ destekli yargı ise kurumsal hafızaya sahip olabilir.

Bu, yargı sisteminde devrim niteliğinde bir değişikliktir.


IV. “Dosyayı Okumak İçin Zamana İhtiyacım Var” Argümanının Sonu

Geleneksel yargı sisteminde hâkimin veya savcının dosyayı incelemek için zamana ihtiyaç duyması kaçınılmaz kabul edilmektedir.

Fakat yapay zekâ bu varsayımı doğrudan hedef almaktadır.

Örneğin 4.000 sayfalık bir dosyada yapay zekâ:

  • tarafların iddialarını,
  • savunmaları,
  • delilleri,
  • bilirkişi raporlarını,
  • tanık anlatımlarını,
  • önceki kararları,
  • mevzuatı,
  • çelişkileri

aynı sistem içinde sınıflandırabilir.

Böylece hâkimin önüne “4.000 sayfalık dosya” değil, 4.000 sayfanın hukuken anlamlandırılmış bir haritası gelebilir.

Bu noktada “dosyayı okumak için yeterli zaman verilmedi” veya “dosyanın hacmi nedeniyle inceleme uzun sürdü” türündeki geleneksel kurumsal açıklamaların önemli bir bölümü anlamını yitirecektir.

Elbette yapay zekâ çıktısı insan tarafından denetlenmelidir.

Ancak burada kritik soru şudur:

İnsan neden yapay zekânın gerçekleştirdiği bilgi işleme faaliyetini baştan sona tekrar etmek zorunda olsun?


V. BAM'da Tek Hâkim Olgusu ve Kurumsal Meşruiyet Sorusu

Bu noktada daha da radikal bir soru ortaya çıkmaktadır.

Eğer ikinci derece incelemenin fiilî hazırlık ve değerlendirme sürecinde dosyanın esaslı değerlendirmesi çoğu zaman tek bir üyenin çalışma kapasitesine bağlıysa, “çok üyeli yargısal denetim” düşüncesinin teorik güvencesi ile pratikteki karar üretim süreci arasında mesafe oluşabilmektedir.

Bu durum, yapay zekâ ile birlikte yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü yapay zekâ:

  • farklı hukuki ihtimalleri,
  • karşıt içtihatları,
  • farklı yorumları,
  • karar seçeneklerini

aynı anda ortaya koyabilir.

Bu nedenle geleceğin BAM modeli belki de:

“üç insan hâkim + kâtip + kalem personeli”

modelinden,

“yapay zekâ destekli yargısal değerlendirme sistemi + insan hâkim”

modeline dönüşebilir.

Daha radikal model ise BAM'ın tamamen kaldırılması ve yapay zekâ destekli bir ulusal yargısal denetim sistemi kurulmasıdır.

Bu sistem, bütün Türkiye'deki kararları aynı hukuk veri tabanından değerlendirerek farklı bölge adliye mahkemelerinin farklı hukuk anlayışları geliştirmesini önemli ölçüde azaltabilir.


VI. BAM Daireleri Arasındaki Farklılıklar Yapay Zekâ ile Görünür Hâle Gelecektir

Yargısal istikrar açısından en önemli meselelerden biri, aynı hukuki konuda farklı dairelerin farklı sonuçlara ulaşabilmesidir.

İnsan sisteminde bu durum bazen “takdir yetkisi”, “hukuki yorum farklılığı” veya “somut olayın özellikleri” ile açıklanabilir.

Fakat yapay zekâ bütün kararları aynı anda analiz edebildiğinde başka bir soru sorulacaktır:

Aynı kanun maddesi, aynı Yargıtay içtihadı ve benzer maddi olaylar karşısında neden iki farklı BAM dairesi farklı sonuçlara ulaşmaktadır?

Yapay zekâ böyle bir farklılığı anında ortaya çıkarabilir.

Dolayısıyla yapay zekâ yalnızca karar veren bir araç olmayacak;

yargının kendi içindeki tutarsızlıkları teşhir eden bir denetim mekanizması olacaktır.

Bu nedenle yapay zekâ yargısal istikrarı yalnızca hızlandırarak değil, yargısal farklılıkları görünür hâle getirerek de sağlayabilir.


VII. Yapay Zekâ ve Yargısal Kibir

Yapay zekânın yargı üzerindeki en ilginç etkilerinden biri teknik değil, psikolojiktir.

Yargı mensubu, mesleğinin doğası gereği toplum içinde özel bir konuma sahiptir.

“Ben hâkimim.”

“Ben savcıyım.”

“Ben yıllardır bu işi yapıyorum.”

“Bu dosyayı yıllardır inceliyorum.”

“Benim hukuki kanaatim budur.”

gibi ifadeler insan merkezli yargı sisteminin doğal sonuçlarıdır.

Yapay zekâ bu psikolojik üstünlük duygusunu zayıflatabilir.

Çünkü hâkim veya savcı karşısında:

  • mesleki kıdeme sahip olmayan,
  • makamı bulunmayan,
  • terfi beklemeyen,
  • maaş zammı talep etmeyen,
  • mesaiye kalıp kalmayacağını tartışmayan,
  • izin istemeyen,
  • emeklilik hesabı yapmayan

bir bilgi işleme sistemi olacaktır.

Bu durum, ironik biçimde, yargısal tevazunun gelişmesine katkı sağlayabilir.

Hâkim artık:

“Ben böyle düşünüyorum.”

demek yerine,

“Ben böyle düşünüyorum; ancak sistem bu konuda 3.247 benzer karar bulunduğunu ve bunların yüzde 82'sinin farklı yönde olduğunu gösteriyor.”

demek zorunda kalabilir.

Bu, hâkimin otoritesini azaltmaz.

Tam tersine, kişisel otoriteden gerekçelendirilmiş otoriteye geçişi sağlayabilir.


VIII. “Maaş Zammı” ve “Mesai” Argümanlarının Teknolojik Olarak Anlamsızlaşması

Yargı teşkilatında iş yükü tartışmalarının önemli bir kısmı insan emeğine dayanmaktadır.

Dosya sayısı arttığında:

“Personel yetersiz.”

“Hâkim sayısı artırılmalı.”

“Mesai yapıyoruz.”

“İş yükümüz çok fazla.”

“Ek ücret verilmelidir.”

gibi talepler ortaya çıkmaktadır.

Yapay zekâ bu döngüyü kırabilir.

Çünkü yapay zekâ için:

1.000 dosya ile 10.000 dosya arasındaki fark, insan emeğinde olduğu kadar dramatik değildir.

Yapay zekâ uyum sağlayabildiği ölçüde dosya sayısındaki artışı ölçekleyebilir.

Bu nedenle gelecekte yargı teşkilatında insan sayısının artırılması yerine hesaplama kapasitesinin artırılması daha önemli hâle gelebilir.

Bunun sonucunda yargı personelinin ücretlendirilmesi ve çalışma saatleri üzerinden yürütülen klasik iş yükü tartışması da yeniden şekillenecektir.


IX. Cumhuriyet Savcılığı Açısından Çok Daha Radikal Bir Sorun Ortaya Çıkmaktadır

BAM açısından yapay zekâ öncelikle dosya inceleme ve karar denetimi sorununu gündeme getirmektedir.

Cumhuriyet savcılığı açısından ise sorun daha temeldir.

Savcının soruşturma aşamasındaki temel faaliyetleri arasında:

  • delilleri değerlendirmek,
  • olayları sınıflandırmak,
  • şüpheliler arasındaki ilişkileri kurmak,
  • hukuki nitelendirme yapmak,
  • suçun unsurlarını araştırmak,
  • yeterli şüphe bulunup bulunmadığını değerlendirmek,
  • iddianame düzenlemek

yer almaktadır.

Bunların önemli bir kısmı bilgi toplama, sınıflandırma, ilişkilendirme ve hukuki değerlendirme faaliyetidir.

Bunlar da yapay zekânın en güçlü olduğu alanlar arasındadır.

Dolayısıyla yapay zekâ yalnızca hâkimin değil, savcının da çalışma biçimini kökten değiştirebilir.


X. “Yeterli Şüphe” ve Yapay Zekâ

Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi bakımından yeterli şüphenin bulunması temel bir eşiktir.

Fakat “yeterli şüphe” soyut bir kavramdır.

Savcı bu değerlendirmeyi:

  • ifade tutanakları,
  • kamera görüntüleri,
  • telefon kayıtları,
  • dijital materyaller,
  • banka hareketleri,
  • bilirkişi raporları,
  • tanık anlatımları,
  • kolluk tutanakları

gibi çok farklı kaynakları değerlendirerek yapmaktadır.

Yapay zekâ ise bu verilerin tamamını birlikte analiz edebilir.

Örneğin bir soruşturma dosyasında:

“A şüphelisinin olay tarihinde olay yerinde bulunma ihtimali nedir?”

“Tanık A'nın anlatımı ile kamera kaydı arasında hangi çelişkiler vardır?”

“Şüpheli B'nin savunması dosyadaki hangi delillerle çelişmektedir?”

“İddianamede ileri sürülen suçun hangi unsurları delillendirilmiştir?”

gibi sorulara sistematik cevap verebilir.

Bu durumda savcının klasik “dosyayı okuyup yeterli şüphe kanaatine ulaşması” modeli de teknolojik olarak sorgulanacaktır.


XI. Savcının Tanık Dinlememesi Sorunu

Burada daha önemli bir paradoks bulunmaktadır.

Ceza soruşturmasının gerçeğe ulaşma amacı taşıdığı kabul edilirken, soruşturma makamının doğrudan ve sistematik biçimde tanık dinlememesi veya duruşma faaliyetinden uzaklaşması, savcılığın klasik “maddi gerçeğin araştırılması” fonksiyonunun nasıl gerçekleştirildiği sorusunu gündeme getirebilir.

Eğer soruşturma makamı esas olarak:

kolluk → tutanak → dosya → savcı → iddianame

zinciri üzerinden çalışıyorsa, yapay zekâ bu zincirin bazı halkalarını insanlardan daha hızlı ve daha sistematik biçimde gerçekleştirebilir.

Bu durumda şu soru kaçınılmazdır:

Eğer savcı esas olarak dosyadaki bilgileri okuyup hukuki değerlendirme yapıyorsa, aynı dosya çok daha geniş veri setleriyle çalışan bir yapay zekâ tarafından analiz edilebildiğinde savcılığın bugünkü kurumsal biçiminin devamı gerçekten zorunlu mudur?


XII. Savcılığın Kaldırılması mı, Dönüştürülmesi mi?

Kanaatimce burada iki model tartışılmalıdır.

Birinci model: Savcılığın kaldırılması

Soruşturma faaliyetleri bağımsız soruşturma birimleri tarafından yürütülür.

Yapay zekâ:

  • delilleri toplar,
  • delilleri sınıflandırır,
  • çelişkileri belirler,
  • suçun unsurlarını analiz eder,
  • benzer kararları gösterir,
  • şüphe seviyesini raporlar.

İnsan hukukçu ise bu raporu denetler.

Kamu davasının açılması bakımından nihai karar ise yine insan makamında kalır.

İkinci model: Savcılığın yeniden yapılandırılması

Savcı artık klasik anlamda “dosya okuyan ve iddianame yazan kişi” olmaktan çıkar.

Savcı;

soruşturmanın hukuka uygunluğunu denetleyen, yapay zekânın delil analizini kontrol eden, şüpheli lehine ve aleyhine delillerin eşit biçimde değerlendirilmesini sağlayan ve kamu adına karar veren hukuk güvencesi makamına dönüşür.

Kanaatimce ikinci model daha gerçekçidir.

Çünkü yapay zekânın görevi savcıyı ortadan kaldırmak değil, savcının bugünkü rutin bilgi işleme faaliyetlerini ortadan kaldırmak olmalıdır.


XIII. “En Kötü Yapay Zekâ En İyi BAM Dairesinden Daha İyi Olabilir mi?”

Bu makalenin en tartışmalı tezi burada ortaya çıkmaktadır.

“En kötü yapay zekâ bile en iyi BAM dairesinden daha iyidir.”

Bu cümle, bugün için ampirik olarak kanıtlanmış bir gerçek olarak ileri sürülemez.

Ancak bir gelecek projeksiyonu ve normatif tez olarak son derece önemlidir.

Çünkü burada “iyi hâkim” ile “iyi yapay zekâ” arasındaki farkı belirleyen ölçüt yalnızca hukuk bilgisi değildir.

İyi bir yargısal sistem;

  • istikrarlı,
  • öngörülebilir,
  • tarafsız,
  • hızlı,
  • denetlenebilir,
  • gerekçeli,
  • eşitlikçi

olmalıdır.

Bir insan hâkim bunların tamamını her dosyada aynı seviyede gerçekleştiremeyebilir.

Yapay zekâ ise doğru tasarlandığında aynı metodolojiyi milyonlarca dosyaya uygulayabilir.

Dolayısıyla gelecekte asıl karşılaştırma:

“Yapay zekâ insan hâkimden daha zeki mi?”

şeklinde olmayacaktır.

Asıl soru:

“Aynı hukuki ölçütleri bütün vatandaşlara aynı biçimde uygulayan bir sistem mi, yoksa aynı ölçütleri farklı insanlara farklı biçimlerde uygulayabilen bir sistem mi daha adildir?”

olacaktır.

Bu sorunun cevabı yapay zekânın lehine sonuçlanabilir.


XIV. Ancak Yapay Zekânın Hâkimi Tamamen Ortadan Kaldırması Gerekmiyor

Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Yapay zekâya karşı ileri sürülen:

“Makine hâkim olamaz.”

itirazı tek başına yeterli değildir.

Çünkü önerilen sistemin amacı mutlaka makinenin hâkim olması değildir.

Daha isabetli model şudur:

Yapay zekâ = olağanüstü bilgi işleme kapasitesi

İnsan hâkim = nihai hukuki ve etik sorumluluk

Bu modelde hâkim:

  • binlerce sayfayı tek tek taramak,
  • yüzlerce karar aramak,
  • mevzuat değişikliklerini elle kontrol etmek,
  • bütün benzer dosyaları kendisi bulmak

zorunda kalmaz.

Bunları yapay zekâ yapar.

Hâkim ise:

“Bu sistemin ulaştığı sonuç hukuken kabul edilebilir mi?”

sorusunu cevaplar.

Böylece hâkimin işi dosya okumaktan karar vermeye dönüşür.


XV. Avrupa Yaklaşımı da Artık Bu Tartışmanın İçindedir

Bu düşünceler bütünüyle spekülatif değildir.

CEPEJ'in güncel yaklaşımı yapay zekânın adalet sistemlerinde kullanılabileceğini kabul etmekte; özellikle dava yönetimi, belge işleme, hukuki araştırma ve karar taslaklarının hazırlanması gibi alanlarda önemli faydalar öngörmektedir.

Bununla birlikte Avrupa yaklaşımı, yapay zekânın nihai yargısal kararın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu yaklaşımın önemi şudur:

Avrupa hukukunda artık tartışma:

“Yapay zekâ mahkemelere girebilir mi?”

noktasını aşmıştır.

Tartışma:

“Yapay zekâ hangi yargısal faaliyetleri gerçekleştirebilir ve hangi faaliyetler insanın elinde kalmalıdır?”

noktasına gelmiştir.

CEPEJ'in 2026 tartışmalarında da meselenin “yargının ne ölçüde otomatikleştirileceği” değil, “yargısal faaliyetin hangi bölümünün zorunlu olarak insanî kalması gerektiği” şeklinde formüle edilmesi son derece dikkat çekicidir.


XVI. İnsan Hâkimin Son Kalesi: Vicdan

Yapay zekânın karşısındaki en güçlü argümanlardan biri vicdandır.

Bir makine:

“Bu kararın insan hayatına etkisi nedir?”

sorusunu istatistiksel olarak analiz edebilir.

Ancak insanın yaşadığı vicdanî tecrübeyi aynen yaşayamaz.

Bu nedenle insan hâkimin tamamen ortadan kaldırılması bugün için doğru bir öneri değildir.

Fakat bundan şu sonuç çıkmaz:

“O hâlde bütün yargısal faaliyetleri insanlar yapmaya devam etmelidir.”

Tam tersine.

İnsan yalnızca insanın yapması gereken işi yapmalıdır.

Geri kalan işlerin önemli bölümü yapay zekâya bırakılmalıdır.


XVII. BAM'ın Kaldırılması İçin En Güçlü Argüman: İşlev Kaybı

BAM'ın gelecekte kaldırılmasını savunmanın en güçlü gerekçesi “yapay zekâ hâkimden daha zekidir” değildir.

Asıl gerekçe şudur:

BAM'ın kuruluşunda bulunan bazı işlevler teknolojik olarak gereksiz hâle gelebilir.

Eğer ulusal bir yapay zekâ sistemi:

  • bütün ilk derece kararlarını,
  • bütün ilgili mevzuatı,
  • bütün Yargıtay içtihatlarını,
  • AYM kararlarını,
  • aynı konudaki diğer BAM kararlarını,
  • bilimsel görüşleri

eş zamanlı analiz edebiliyorsa, bölgesel olarak örgütlenmiş ikinci derece yargı mekanizmasının bilgi işleme işlevi ciddi ölçüde anlamsızlaşabilir.

Bu durumda geleceğin sistemi:

İlk derece mahkemesi → ulusal yapay zekâ destekli yargısal denetim → Yargıtay

şeklinde kurulabilir.

BAM ise tarihsel bir kurum olarak ortadan kalkabilir.


XVIII. Savcılık İçin de Benzer Bir Gelecek Öngörülebilir

Benzer şekilde savcılık da:

“iddianame yazan hukukçu”

olmaktan çıkıp,

“soruşturmanın hukuka uygunluğunu denetleyen insanî güvence makamı”

hâline getirilebilir.

Daha radikal bir sistemde ise soruşturma:

kolluk + bağımsız soruşturma birimi + yapay zekâ

tarafından yürütülebilir.

Savcıların görevi ise daha çok:

  • insan hakları denetimi,
  • delillerin hukuka uygunluğu,
  • şüpheli hakları,
  • kamu yararı,
  • kovuşturma politikası

alanlarına kaydırılabilir.

Böylece savcıların günlük faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturan dosya okuma ve iddianame hazırlama faaliyetleri teknolojik sistem tarafından desteklenebilir.


XIX. Yargının Geleceği: Daha Az İnsan, Daha Fazla Sorumluluk

Yapay zekâ yargı sisteminden insanı tamamen çıkarmamalıdır.

Fakat paradoksal biçimde yargı sisteminde daha az insan kullanılırken insanın sorumluluğu artabilir.

Bugün bir hâkim zamanının önemli bir kısmını:

  • okumaya,
  • aramaya,
  • sınıflandırmaya,
  • yazmaya

harcamaktadır.

Gelecekte bunların önemli kısmını yapay zekâ yapacaktır.

Hâkim ise daha fazla:

  • hukuki değerlendirme,
  • adalet,
  • ölçülülük,
  • temel hak,
  • vicdan,
  • gerekçelendirme

üzerinde yoğunlaşacaktır.

Bu, hâkimlik mesleğini küçültmez.

Tam tersine hâkimliği kalem işlerinden kurtarıp gerçek anlamda yargısal bir meslek hâline getirebilir.


XX. Sonuç: Yapay Zekâ Yargıyı Değil, Yargının Alışkanlıklarını Sorgulatmaktadır

Yapay zekânın yargıya getirdiği asıl tehdit, hâkimlerin veya savcıların işlerini kaybetmesi değildir.

Asıl tehdit şudur:

Yapay zekâ, yargı teşkilatının insan merkezli olarak oluşturulmuş bütün kurumsal varsayımlarını sorgulanabilir hâle getirmektedir.

Bölge adliye mahkemeleri bakımından:

“Neden dosyayı ikinci kez insan okusun?”

Cumhuriyet savcılığı bakımından:

“Neden büyük ölçüde bilgi toplama ve dosya değerlendirme faaliyetini insan gerçekleştirsin?”

soruları artık ertelenemez.

Bu sorulara verilecek cevap “çünkü yüzyıllardır böyle yapıyoruz” olamaz.

Yargı teşkilatının hiçbir kurumu sırf tarihsel olarak var olduğu için korunmamalıdır.

Bir kurumun varlık sebebi işlevdir.

İşlev teknolojik olarak ortadan kalkıyorsa kurum da değişmelidir.

Bu nedenle geleceğin yargı reformu yalnızca:

“Daha fazla hâkim alalım.”

“Daha fazla savcı alalım.”

“Yeni BAM daireleri kuralım.”

“Personel sayısını artıralım.”

mantığıyla yürütülemez.

Asıl soru:

“Bu işi neden hâlâ insan yapıyor?”

olmalıdır.

Bu sorunun cevabı artık eskisi kadar kolay değildir.

Çünkü yapay zekâ:

  • daha hızlı okuyabilir,
  • daha fazla veri karşılaştırabilir,
  • daha geniş bir yargısal hafızaya sahip olabilir,
  • farklı kararları aynı anda analiz edebilir,
  • yargısal çelişkileri tespit edebilir,
  • kişisel önyargılardan büyük ölçüde arındırılabilir,
  • yorulmaz,
  • izin istemez,
  • mesai tartışmaz,
  • terfi beklemez,
  • maaş zammı talep etmez.

Bütün bunlar, insanın yargıdaki yerini ortadan kaldırmak için değil, insanın yargıdaki yerini yeniden tanımlamak için kullanılmalıdır.

Sonuç olarak gelecekte iki ihtimal bulunmaktadır.

Birinci ihtimal, yapay zekâyı mevcut yargı sistemine ekleyerek XXI. yüzyıl teknolojisiyle XX. yüzyıl kurumlarını işletmeye devam etmektir.

İkinci ihtimal ise çok daha radikaldir:

Yapay zekânın ortaya çıkardığı yeni imkânlardan hareketle yargı teşkilatının kendisini yeniden tasarlamak.

İkinci yol tercih edildiğinde BAM'ın kaldırılması veya işlevinin kökten değiştirilmesi; Cumhuriyet savcılığının ise klasik soruşturma ve iddianame makamından çıkarılarak hukuka uygunluk ve insan hakları güvencesi makamına dönüştürülmesi ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Ve belki de geleceğin hukukçularının en önemli sorusu şu olacaktır:

“Yapay zekâ hâkim olabilir mi?”

Oysa daha doğru soru şudur:

“Yapay zekâ insanın yaptığı yargısal işlerin yüzde doksanını yapabiliyorsa, yüzde onunu yapmak için neden yüzde yüzlük bir insan bürokrasisi kurmaya devam ediyoruz?”

Bu soru, yalnızca teknolojik değil, anayasal ve kurumsal bir sorudur.

Çünkü yapay zekâ geliştikçe mesele artık insanın makine tarafından değiştirilmesi değildir.

Mesele, işlevini kaybeden kurumların insan tarafından savunulmaya devam edilip edilmeyeceğidir.

Ve belki de yapay zekânın yargıya yapacağı en büyük katkı, daha hızlı karar vermesi değil; yargının kendisine şu soruyu sordurması olacaktır: “Bana gerçekten hâlâ ihtiyaç var mı?”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yargıda yapay zeka reformu zorunludur.

  YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ VE CUMHURİYET SAVCILIĞININ VARLIK NEDENİ ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK Özet Yapay zekânın hukuk a...

TIBBİ ETİK