KURİL ADALARI SORUNU: TARİH, HUKUK VE JEOPOLİTİK MÜCADELE
Giriş
Kuzey Pasifik'in en önemli jeopolitik bölgelerinden birinde uzanan Kuril Adaları, yüzölçümleri bakımından büyük devletlerin dikkatini çekebilecek nitelikte olmamasına rağmen, Japonya ile Rusya arasındaki en uzun süreli toprak anlaşmazlıklarından birinin merkezinde yer almaktadır. Japonya'nın "Kuzey Toprakları" (Hoppō Ryōdo), Rusya'nın ise Kuril Adaları'nın güney kesimi olarak adlandırdığı bu bölge, yalnızca iki devlet arasındaki egemenlik tartışmasının konusu değildir. Adalar aynı zamanda II. Dünya Savaşı'nın Asya-Pasifik cephesindeki mirasının, Sovyetler Birliği'nin Uzak Doğu politikalarının, Japonya'nın savaş sonrası sınırlarının ve Pasifik'teki güç dengelerinin somut bir yansımasıdır.
Sorunun temelinde dört ada bulunmaktadır: Etorofu (Iturup), Kunashiri (Kunashir), Shikotan ve Habomai Adaları. Japonya bu adaları kendi topraklarının bir parçası olarak görürken Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nın sonunda bölgeyi ele geçirmesinden itibaren adalar üzerinde fiilî egemenliğini sürdürmektedir.
Kuril Adaları sorunu ilk bakışta klasik bir "iki devlet arasındaki sınır anlaşmazlığı" gibi görünse de, meselenin arka planında savaş sonrası uluslararası düzenin nasıl yorumlanacağına ilişkin çok daha karmaşık bir problem bulunmaktadır. Sorunun çözülememesinin nedenlerinden biri de tarafların aynı tarihsel belgeleri farklı biçimlerde yorumlamalarıdır.
I. Kuril Adaları'nın Coğrafi ve Stratejik Konumu
Kuril Adaları, Japonya'nın Hokkaido Adası ile Rusya'nın Kamçatka Yarımadası arasında kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan volkanik ada zinciridir. Adalar Pasifik Okyanusu ile Ohotsk Denizi arasında doğal bir geçiş hattı meydana getirir.
Bu coğrafi konum, Kuril Adaları'nı yalnızca kara parçası olmaktan çıkararak önemli bir deniz ve güvenlik alanına dönüştürmektedir.
Adalar;
Pasifik Okyanusu'na erişim,
Ohotsk Denizi'nin güvenliği,
Rusya'nın Pasifik Filosu,
Japonya'nın kuzey güvenliği,
deniz ulaşım yolları,
balıkçılık alanları,
enerji ve doğal kaynaklar
bakımından önem taşımaktadır.
Özellikle Rusya açısından Kuril Adaları, Ohotsk Denizi'ni Pasifik'ten ayıran stratejik bir ada zinciridir. Sovyet ve Rus askerî planlamasında Ohotsk Denizi'nin korunması, stratejik denizaltı kuvvetlerinin faaliyetleri açısından önemli olmuştur.
Dolayısıyla mesele yalnızca "hangi ülkenin toprağı?" sorusundan ibaret değildir. Asıl soru aynı zamanda şudur:
Pasifik'in kuzeybatısındaki stratejik alan kimin güvenlik kuşağı olacaktır?
II. Japonya ve Rusya'nın Bölgedeki İlk Temasları
Kuril Adaları üzerindeki Japon ve Rus etkisinin tarihi modern dönemde, özellikle XVIII. ve XIX. yüzyıllarda belirginleşmiştir.
Rusya'nın Sibirya üzerinden doğuya doğru genişlemesi sonucunda Rus tüccarlar, kâşifler ve askerî unsurlar Pasifik'e ulaşmış; Japonya ise kuzey sınırlarında Rus yayılmasını giderek daha ciddi bir mesele olarak değerlendirmeye başlamıştır.
XIX. yüzyılın ortalarına gelindiğinde iki devlet arasındaki sınırın belirlenmesi zorunlu hâle gelmiştir.
Bu çerçevede 1855 tarihli Shimoda Antlaşması önemli bir dönüm noktasıdır. Antlaşma ile iki devlet arasındaki sınır Etorofu ile Urup adaları arasından geçirilmiştir.
Böylece;
Etorofu'nun güneyindeki adalar Japonya'ya, Urup'un kuzeyindeki adalar ise Rusya'ya bırakılmıştır.
Bu düzenleme, Japonya'nın bugün "Kuzey Toprakları" olarak adlandırdığı dört ada bakımından önem taşımaktadır.
III. 1875 Saint Petersburg Antlaşması
İki devlet arasındaki sınır düzenlemesinde ikinci önemli aşama 1875 Saint Petersburg Antlaşmasıdır.
Bu antlaşmayla Japonya, Sakhalin üzerindeki Rus egemenliğini kabul ederken Rusya da Kuril Adaları zincirinin tamamını Japonya'ya bırakmıştır.
Böylece Kuril Adaları'nın tamamı Japonya'nın kontrolüne geçmiştir.
Bu durum yaklaşık yetmiş yıl boyunca devam etmiştir.
Ancak XX. yüzyılın ilk yarısında Doğu Asya'daki güç dengesi dramatik biçimde değişmiştir.
IV. Rus-Japon Savaşı ve Sakhalin
1904-1905 Rus-Japon Savaşı, iki devlet arasındaki ilişkilerin seyrini önemli ölçüde değiştirdi.
Japonya'nın Rusya karşısındaki zaferi, Japonya'nın Doğu Asya'daki büyük güç konumunu güçlendirdi.
1905 Portsmouth Antlaşması sonucunda Rusya, Sakhalin Adası'nın güney kısmını Japonya'ya bırakmak zorunda kaldı.
Böylece Japonya'nın kuzeydeki toprakları daha da genişledi.
Ancak bu durum II. Dünya Savaşı'nın sonunda tersine dönecekti.
V. II. Dünya Savaşı ve Kuril Adaları'nın İşgali
Kuril Adaları sorununun bugünkü biçiminin ortaya çıkmasında en önemli tarihsel olay II. Dünya Savaşı'nın son dönemidir.
1945 yılında Nazi Almanyası'nın yenilgiye uğramasıyla savaşın Avrupa cephesi sona yaklaşırken Sovyetler Birliği Uzak Doğu'da Japonya'ya karşı savaşa hazırlanıyordu.
11 Şubat 1945 tarihli Yalta Konferansı'nda ABD, Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği liderleri, Sovyetler Birliği'nin Japonya'ya karşı savaşa katılması karşılığında bazı toprak düzenlemeleri üzerinde anlaşmaya vardılar.
Bu düzenlemeler içerisinde Kuril Adaları'nın Sovyetler Birliği'ne verilmesi de bulunuyordu.
Sovyetler Birliği, Japonya'nın teslimiyetinden hemen önce, Ağustos 1945'te Japonya'ya karşı savaş ilan etti.
Ardından Sovyet kuvvetleri Kuril Adaları'na yönelik askerî harekât başlattı.
Adaların Sovyet kontrolüne geçmesiyle Japonya'nın bölgedeki egemenliği fiilen sona erdi.
Ancak sorunun temelini oluşturan mesele tam olarak burada ortaya çıkmaktadır:
Kuril Adaları'nın Sovyetler Birliği'ne devredildiği açık ve tartışmasız bir barış antlaşması var mıydı?
Japonya'nın sonraki dönemdeki itirazlarının önemli bölümü bu soruya dayanmaktadır.
VI. San Francisco Barış Antlaşması ve Hukuki Belirsizlik
1951 tarihli San Francisco Barış Antlaşması, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında hangi topraklardan vazgeçtiğini belirleyen en önemli belgelerden biridir.
Japonya, antlaşmanın 2(c) maddesi uyarınca Kuril Adaları üzerindeki hak ve iddialarından vazgeçmiştir.
Ancak burada kritik bir hukuki sorun ortaya çıkmaktadır:
Antlaşma, Kuril Adaları'nın Sovyetler Birliği'ne ait olduğunu açıkça söylememiştir.
Dahası Sovyetler Birliği San Francisco Barış Antlaşması'nı imzalamamıştır.
Japonya açısından bu durum son derece önemlidir.
Tokyo'nun temel argümanlarından biri, Japonya'nın vazgeçtiği "Kuril Adaları" kavramının bugün tartışmalı olan dört adayı kapsamadığıdır.
Japonya bu nedenle Etorofu, Kunashiri, Shikotan ve Habomai'yi "Kuril Adaları"ndan ayrı değerlendirmektedir.
Rusya ise bu yorumu kabul etmemekte ve II. Dünya Savaşı'nın sonucunda Kuril Adaları'nın Sovyetler Birliği'ne geçtiğini savunmaktadır.
VII. "Kuzey Toprakları" ve "Güney Kurilleri"
Sorunun siyasi niteliğini anlamak açısından kullanılan terminoloji dahi önemlidir.
Japonya, dört adayı:
Etorofu,
Kunashiri,
Shikotan,
Habomai
"Kuzey Toprakları" olarak adlandırmaktadır.
Rusya ise bunları Güney Kuril Adaları kapsamında değerlendirmektedir.
Bu nedenle kullanılan kavramlar aslında tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarını yansıtmaktadır.
Japonya açısından mesele, kendi topraklarının "işgal altında bulunması" olarak görülürken Rusya açısından mesele, II. Dünya Savaşı'nın sonuçlarının değiştirilmesine yönelik bir girişimdir.
Bu iki yaklaşım arasında uzlaşma sağlanamaması, diplomatik görüşmelerin en temel problemlerinden biri olmuştur.
VIII. 1956 Sovyet-Japon Ortak Deklarasyonu
Sorunun çözümüne yönelik en önemli girişimlerden biri 1956 Sovyet-Japon Ortak Deklarasyonudur.
Deklarasyon ile iki devlet arasındaki savaş durumu sona erdirilmiş ve diplomatik ilişkiler yeniden kurulmuştur.
Daha da önemlisi Sovyetler Birliği, barış antlaşmasının imzalanmasının ardından Shikotan ve Habomai'nin Japonya'ya devredilmesini kabul etmiştir.
Ancak iki ada ile sınırlı bu öneri, daha büyük iki ada olan Etorofu ve Kunashiri bakımından bir çözüm getirmemiştir.
Japonya ise dört adanın tamamı üzerindeki egemenlik iddiasını sürdürmüştür.
Böylece sorun çözülmek yerine yeni bir diplomatik pazarlık alanına dönüşmüştür.
IX. Soğuk Savaş Döneminde Sorun
Soğuk Savaş'ın başlamasıyla Kuril Adaları meselesi ikili bir sınır sorunundan çıkarak küresel güç mücadelesinin parçası hâline geldi.
Japonya, ABD'nin müttefiki olurken Sovyetler Birliği Pasifik'teki askerî varlığını güçlendirdi.
Özellikle Sovyetler açısından Kuril Adaları'nın askerî önemi giderek arttı.
Adalar, Sovyet Pasifik Filosu'nun faaliyetleri ve Ohotsk Denizi'nin korunması bakımından önemli bir stratejik bölge hâline geldi.
Bu nedenle Moskova'nın adalar üzerindeki kontrolü yalnızca tarihsel bir egemenlik meselesi olarak görmediği açıktır.
Japonya açısından ise mesele ulusal egemenlik ve savaş sonrası toprak düzeninin yeniden değerlendirilmesi bağlamında önem taşımaktadır.
X. Soğuk Savaş Sonrası Yeni Fırsatlar
1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması, sorunun çözümü açısından yeni bir dönem başlattı.
Rusya ekonomik ve siyasi dönüşüm yaşarken Japonya ile ilişkilerini geliştirmek istedi.
1990'lı yıllarda iki ülke arasında çeşitli müzakereler gerçekleştirildi.
Ancak temel sorun değişmedi:
Rusya dört adanın tamamını mı, yoksa yalnızca iki küçük adayı mı devretmelidir?
Japonya ise dört adanın da "Kuzey Toprakları" olduğunu savunmayı sürdürdü.
Bu nedenle ekonomik iş birliği ile toprak anlaşmazlığının birbirinden ayrılması mümkün olmadı.
XI. Vladimir Putin Dönemi
Vladimir Putin döneminde Rusya'nın Kuril Adaları politikasında stratejik ve askerî boyut daha da belirginleşti.
Putin yönetimi bir taraftan Japonya ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye çalışırken diğer taraftan adalar üzerindeki Rus egemenliğinden geri adım atmamıştır.
2010 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev'in Kunashiri Adası'nı ziyaret etmesi, Japonya'da büyük tepki doğurmuştur.
Bu ziyaret, Rusya'nın adalar üzerindeki egemenliğini açık biçimde vurgulayan sembolik bir hareket olarak değerlendirilmiştir.
Sonraki yıllarda Rusya adalarda askerî altyapısını güçlendirmiş, hava savunma sistemleri ve askerî birliklerini geliştirmiştir.
Böylece Moskova'nın adalar üzerindeki fiilî kontrolü daha da sağlamlaşmıştır.
XII. Shinzo Abe Dönemi ve Yeni Diplomasi
Japonya tarafında ise Shinzo Abe döneminde Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesine özel önem verilmiştir.
Abe, Rusya ile ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmeyi ve aynı zamanda toprak sorununda ilerleme sağlamayı hedefledi.
Bu süreçte Putin ile çok sayıda görüşme gerçekleştirildi.
Japonya'nın yaklaşımı büyük ölçüde ekonomik iş birliği ile toprak sorununu birlikte ele alma düşüncesine dayanıyordu.
Ancak Rusya'nın adalar üzerindeki askerî varlığını artırması ve egemenlik konusundaki katı tutumu nedeniyle somut bir çözüm ortaya çıkmadı.
XIII. Dört Ada Arasındaki Fark
Kuril Adaları sorununda dört adanın tamamını aynı kategoride değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
1. Etorofu
Dört ada içerisinde yüzölçümü bakımından en büyük olanıdır.
Stratejik konumu ve doğal kaynakları nedeniyle Rusya açısından büyük önem taşımaktadır.
2. Kunashiri
Hokkaido'ya en yakın büyük adalardan biridir.
Japonya açısından hem tarihsel hem de stratejik öneme sahiptir.
3. Shikotan
Diğer iki büyük adaya göre daha küçük olmakla birlikte, 1956 Ortak Deklarasyonu nedeniyle diplomatik açıdan özel bir konuma sahiptir.
4. Habomai
Aslında tek bir büyük ada yerine küçük adalardan oluşan bir gruptur.
Japonya'ya en yakın bölgedir.
Bu nedenle Japonya'nın güvenlik ve tarihsel egemenlik iddialarında özel bir yere sahiptir.
XIV. Sorunun Hukuki Boyutu
Kuril Adaları uyuşmazlığının en zor taraflarından biri, tarafların uluslararası hukuk açısından farklı belgeleri ön plana çıkarmasıdır.
Japonya'nın yaklaşımı birkaç temel argümana dayanmaktadır.
Birincisi, dört adanın tarihsel olarak Japonya'ya ait olduğu iddiasıdır.
İkincisi, 1875 Saint Petersburg Antlaşması'nın adaların Japonya'ya ait olduğunu gösterdiği savıdır.
Üçüncüsü, San Francisco Antlaşması'nın Japonya'nın vazgeçtiği Kuril Adaları'nın kapsamını açık biçimde belirlemediği iddiasıdır.
Rusya'nın yaklaşımı ise II. Dünya Savaşı'nın sonuçlarına dayanmaktadır.
Moskova açısından Sovyetler Birliği'nin Japonya'ya karşı savaşa katılması ve Kuril Adaları'nı ele geçirmesi, savaş sonrası toprak düzeninin bir parçasıdır.
Dolayısıyla Rusya açısından mesele yalnızca ikili bir toprak anlaşmazlığı değil, II. Dünya Savaşı'nın sonuçlarının sorgulanması meselesidir.
XV. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Hukuk Açısından Sorun
Kuril Adaları meselesi, klasik anlamda bir uluslararası mahkeme uyuşmazlığına dönüşmemiştir.
Bunun önemli nedenlerinden biri tarafların uyuşmazlığın hangi kapsamda ve hangi hukuki temelde çözüleceği konusunda anlaşamamalarıdır.
Uluslararası hukukta bir toprak uyuşmazlığının çözümü;
tarihsel antlaşmalar,
fiilî egemenlik,
savaş sonrası antlaşmalar,
devlet uygulamaları,
sınırların istikrarı,
tarafların sonraki davranışları
gibi birçok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirebilir.
Kuril Adaları bakımından ise bu unsurların hemen tamamı farklı yorumlara açıktır.
Bu nedenle sorun, uluslararası hukuk açısından son derece karmaşık bir uyuşmazlık niteliğindedir.
XVI. Ekonomik ve Doğal Kaynak Boyutu
Kuril Adaları'nın öneminin yalnızca askerî ve tarihsel faktörlerle açıklanması doğru değildir.
Bölgenin çevresindeki deniz alanları son derece zengin balıkçılık kaynaklarına sahiptir.
Özellikle;
somon,
yengeç,
deniz ürünleri,
çeşitli balık türleri
bölgenin ekonomik değerini artırmaktadır.
Ayrıca adaların çevresinde petrol ve doğal gaz bakımından potansiyel taşıyan deniz alanları bulunduğu değerlendirilmektedir.
Ancak ekonomik kaynakların miktarı ve işletilebilirliği, askerî ve jeopolitik faktörler kadar belirleyici değildir.
Asıl stratejik değer, adaların Pasifik ile Ohotsk Denizi arasındaki geçiş noktalarını kontrol etmesinden kaynaklanmaktadır.
XVII. Rusya İçin Kuril Adaları Neden Önemlidir?
Rusya açısından adaların üç temel işlevi bulunmaktadır.
Birinci olarak askerî güvenlik
Kuril zinciri, Rusya'nın Uzak Doğu savunmasının önemli unsurlarından biridir.
İkinci olarak deniz gücü
Ohotsk Denizi, Rusya'nın stratejik denizaltı kuvvetleri açısından önemlidir.
Kuril Adaları, bu denizin Pasifik'e açılan kapılarını kontrol etmektedir.
Üçüncü olarak jeopolitik prestij
Moskova açısından savaş sonucunda elde edilen toprakların iade edilmesi, II. Dünya Savaşı'nın sonuçlarının yeniden tartışmaya açılması anlamına gelebilir.
Bu nedenle Rusya'nın adalardan vazgeçmesi yalnızca askerî değil, siyasi ve sembolik sonuçlar da doğuracaktır.
XVIII. Japonya İçin Kuril Adaları Neden Önemlidir?
Japonya bakımından sorun üç boyutludur.
İlk olarak mesele toprak bütünlüğü ve egemenlik meselesidir.
İkinci olarak Kuzey Toprakları, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan sınırlarının tarihsel tartışmasının önemli bir parçasıdır.
Üçüncü olarak ise mesele Japon kamuoyunda güçlü bir ulusal ve sembolik anlam taşımaktadır.
Japon hükümetleri uzun yıllar boyunca "Kuzey Toprakları sorunu"nu dış politikanın önemli konularından biri olarak muhafaza etmiştir.
XIX. Ukrayna Savaşı Sonrasında Kuril Adaları
2022 yılında Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı askerî harekât başlatması, Japonya-Rusya ilişkilerini ciddi biçimde etkiledi.
Japonya, Batılı devletlerle birlikte Rusya'ya yönelik yaptırımlara katıldı.
Moskova ise Japonya'yı "dost olmayan ülkeler" arasında değerlendirdi.
Bu gelişmeler Kuril Adaları konusunda daha önce yürütülen diplomatik süreci büyük ölçüde durdurdu.
Rusya, Japonya ile barış antlaşması görüşmelerini askıya aldı.
Böylece uzun yıllardır devam eden müzakere sürecinin yeniden başlaması daha da zorlaştı.
XX. Sorunun Çözümü Mümkün mü?
Kuril Adaları sorununda teorik olarak birkaç çözüm modeli düşünülebilir.
Birinci model: Dört adanın Japonya'ya verilmesi
Bu, Japonya'nın temel talebidir.
Ancak Rusya açısından stratejik ve siyasi olarak kabul edilmesi son derece zordur.
İkinci model: Shikotan ve Habomai'nin Japonya'ya verilmesi
1956 Ortak Deklarasyonu nedeniyle bu seçenek tarihsel olarak en somut diplomatik formüllerden biridir.
Bununla birlikte Japonya'nın dört ada üzerindeki talebi ve Rusya'nın günümüzdeki askerî-stratejik yaklaşımı bu seçeneğin de uygulanmasını zorlaştırmaktadır.
Üçüncü model: Ortak egemenlik veya ortak ekonomik bölge
Tarafların egemenlik iddialarından vazgeçmeden ekonomik iş birliği yapması teorik olarak mümkündür.
Bu model özellikle balıkçılık ve turizm açısından uygulanabilir.
Ancak egemenlik meselesini tamamen ortadan kaldırmadığı için uzun vadeli bir çözüm olmayabilir.
Dördüncü model: Sorunun ertelenmesi
Aslında mevcut durum büyük ölçüde budur.
Rusya adaları kontrol etmeye devam ederken Japonya egemenlik iddiasını sürdürmektedir.
Bu model sorunu çözmemekte, yalnızca dondurmaktadır.
XXI. Kuril Adaları Sorunu Neden Çözülemiyor?
Sorunun çözülememesinin tek bir nedeni bulunmamaktadır.
Bunlar arasında;
1. Tarihsel belgelerin farklı yorumlanması
Taraflar aynı antlaşmaları farklı sonuçlara ulaşmak için kullanmaktadır.
2. II. Dünya Savaşı'nın farklı algılanması
Japonya savaş sonrası toprak düzeninin adil biçimde değerlendirilmesini isterken Rusya savaşın sonucunun sorgulanmasını kabul etmemektedir.
3. Askerî önem
Adalar Rusya'nın Pasifik stratejisinde önemli bir konumdadır.
4. Japonya-ABD ittifakı
Rusya, Japonya'nın ABD ile askerî ittifakını dikkate almak zorundadır.
5. Ulusal kamuoyu
Her iki ülkede de hükümetlerin taviz vermesi siyasi açıdan maliyetlidir.
6. Ukrayna Savaşı
2022 sonrasında Japonya-Rusya ilişkilerinin bozulması, diplomatik çözüm ihtimalini daha da azaltmıştır.
Sonuç
Kuril Adaları sorunu, yüzeyde Japonya ile Rusya arasında bir toprak anlaşmazlığı olarak görünse de gerçekte II. Dünya Savaşı'nın mirası, uluslararası hukuk, ulusal kimlik, askerî strateji ve büyük güç rekabetinin kesiştiği çok katmanlı bir uyuşmazlıktır.
Sorunun tarihsel kökleri XIX. yüzyıla kadar uzanmakta, ancak günümüzdeki biçimini esas olarak 1945'te Sovyetler Birliği'nin Kuril Adaları'nı ele geçirmesi ve savaş sonrası sınır düzenlemeleri şekillendirmektedir.
Japonya açısından Etorofu, Kunashiri, Shikotan ve Habomai tarihsel olarak Japon topraklarıdır ve "Kuzey Toprakları" sorunu çözülmeden Rusya ile tam anlamıyla normalleşme mümkün değildir.
Rusya açısından ise adalar II. Dünya Savaşı'nın sonucunda Sovyetler Birliği'ne geçen ve daha sonra Rusya Federasyonu tarafından devralınan topraklardır. Moskova, bu nedenle Japonya'nın taleplerini savaş sonrası düzenin sorgulanması olarak görmektedir.
Sorunun en dikkat çekici yönlerinden biri, tarafların aslında yalnızca dört küçük ada üzerinde tartışmıyor olmasıdır. Tartışılan şey aynı zamanda 1945 sonrasında kurulan uluslararası düzenin hangi tarihsel ve hukuki anlatının esas alınarak yorumlanacağıdır.
Kuril Adaları bu nedenle Pasifik'in ortasında unutulmuş birkaç ada değil; II. Dünya Savaşı'nın henüz tamamen kapanmamış diplomatik dosyalarından biridir.
Ve belki de sorunun en çarpıcı tarafı şudur:
Savaş 1945'te sona ermiş olabilir; ancak savaşın çizdiği bazı sınırlar üzerindeki tartışmalar hâlâ sona ermemiştir.



.png)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder